Kenan Somer, Kızılcık’ın 2009 Bahar sayısında, “Küreselleşme üzerine” başlıklı tek bir sayfalık yazısıyla, vurgun yemiş sosyalizme, “20. yüzyıl sosyalizmini anti-emperyalizm mahvetti: onu ulusalcı sola dönüştürdü” diyerek, belki o sosyalizmin bugünkü cılız varyantının hak ettiği son tekmeyi vurduktan sonra, şu görüşünü dile getirdi:
“Emperyalizmi olduğu kadar sosyalizmi de ulus devlet temellendiriyordu. Şimdi ulus devletlerin sönümlenmesine, dolayısıyla sosyalizmin de, emperyalizmin de devre dışı kalmasına yol açan küreselleşme yepyeni bir komünizmin döl yatağı durumuna geliyor.
Sanayi çağı için öngörülen sosyalist devrim, komünizme geçiş dönemi olarak “Bilgi çağı”nda gerekirliğini yitirmiş gibi görünüyor. Kapitalizm ile komünizm arasındaki geçiş dönemi, sanayi çağında, sosyalizm ya da proletarya diktatorası olarak düşünülüyordu. Şimdi bu geçiş dönemini küreselleşme simgeliyor… Sanayi çağındaki sınıfların varlığı, küreselleşme döneminin başlangıç evrelerinde de sürüyor. Bu sınıflar, komünizmde sönümlenecek. Komünizmde işçi sınıfı da var olmayacak. İşçi sınıfı var oldukça komünizm var olmayacak… Geçiş dönemi olarak sosyalizmin yerini, geçiş dönemi olarak küreselleşme alıyor. Proletarya diktatorasının yerini, işçi sınıfının sönümlenme süreci alıyor. Mülksüzleştirme ise sanayi çağındaki kadar ‘trajik’ sonuçlara yol açmayacaktır.”
Kenan Somer’in ilginç tezini Marx’ın görüşünün oluştuğu tarihsel dönemin temel felsefi tartışma ortamı ile bütünleştirmeden tartışmak mümkün değildir. Çünkü Kenan Somer, Marx’ın varsayımının temeline iniyor. Varsayımın bütün unsurlarının kalıp olarak aynen alıyor, sadece birinin içindekileri değiştiriyor ve yeniden kuruyor. Böylece biz, Kenan Somer’in Marksist varsayıma sadece estetik müdahalede bulunduğunu zannederek hoşnut kalma eğilimine giriyoruz.
Fakat Somer’in yeniden kurduğu Marksist varsayım üzerinden düşünmeye başladığımızda görüyoruz ki, düşüncemiz işlemiyor. Kenan Somer’in müdahalesinin “estetik” değil, “genetik” bir müdahale olduğunu fark ediyoruz.
Kenan Somer Marx’ın düşüncesinden neyi çıkardı ve yerine ne koydu, buna bakıyoruz. Somer varsayımının temel unsurlarından biri olan, “kapitalizmden komünizme geçiş dönemi”ni yerinden çıkarıp almış. Bu temel unsurun içeriğinde “işçi sınıfı” ile “sosyalizm” bulunmaktaydı. Somer bu içeriği değiştirmiş, yerine “küreselleşme”yi koymuş. Bu da “hormonlu Marksizm” olmuş.
“Küreselleşme”yi, gelişen üretici güçlerin üretim ilişkilerini değiştirdiği hızlanmış bir kapitalist evrimin götürdüğü yeni bir tarihsel aşama olarak tanımladığı için, boşa gidecek olsa da Somer’e, “Emperyalizmi ve sosyalizmi ulus devlet temellendiriyordu, doğru, peki küreselleşmeyi temellendiren nedir?” sorusunu sormak gerekir.
Somer bu soruyu ya sormuyor, ya da sormuş ve cevabını vermiş gibi, küreselleşmenin yeni bir komünizmi temellendirmekte olduğunu kabul etmemizi istiyor.
Edemeyiz. Çünkü biz bugünkü küreselleşmenin somut temelini “ulus devlet-uluslarüstü şirket” bütünlüğünde görüyoruz Böyle görmek istediğimiz için böyle görmüyoruz. Küreselleşme adı verilen somutluk bize kendini böyle gösteriyor. “Ulusal ordu”lar, uluslarüstü tekellerin özel güvenlik teşkilatları olarak oradan oraya koşturulmasa, “milli sınır” içinde tanımlanmış burjuva çıkar, bu kez milli sınır dışında fakat en azından kağıt üzerinde sözleşmelerle yeniden tanımlanmasa, mümkünü yok, küreselleşme bir adım ilerlemiyor, “ulus” duvarlarına çarparak eriyor.
Küreselleşme denilen somutluk bağlamında sınıf mücadeleleri Kenan Somer’in de dikkat çektiği gibi, 20. yüzyıldaki mütekabili emperyalizm-sosyalizm ölçeğinde “trajik sonuçlar yaratmıyor” ama, tek bir küçük ülkeyi, diyelim Irak’ı küreselleştirmek için attığı küçük bir adım 2 milyondan fazla insanı öldürüyorsa ve henüz “ilk evresinde” olan bu küreselleşme aynı zamanda bir “komünizme geçiş çağı” olacaksa, yeni komünizmin “insansız komünizm” olacağı anlaşılmaktadır.
Kenan Somer, hiç hatırlatmasaydı kendi varsayımı için çok daha iyi olurdu, ama hatırlatmış: “komünizmde işçi sınıfı (da) var olmayacak. İşçi sınıfı var oldukça komünizm var olmayacak.”
Bu formülasyon Marx’ın “gelecek”le ilgili varsayımını kavramanın, denebilir ki tek anahtarıdır. Ancak aynı formülasyon Marx’ın düşüncesine hiç uğramadan da kurulabilir ve bu takdirde başka bir yere götürür. Marx “işçi” ve “komünizm”in aynı anda bir arada olamayacağını söylemekle tarihin temeline dinamit yerleştirmişti. Marx’a göre “işçi”yi işçi olmaktan, yine işçinin kendisi, ama nesnesi olduğu bir süreçte değil, kendini sınıf, devlet, toplum ve estetik-sanatsal boyutları dâhil bütün DÜNYA ve HAYAT olarak örgütlediği bir sürecin sonunda çıkaracaktı. İşçinin işçi olmaktan kendini kurtardığı durum, salt özgürlük açısından bile komünizm olacaktı. Trajik ya da dramatik geçiş çağı, işçinin bunu kapitalizm içinde ve “zorunlu” olarak yapacak olmasından türetilmişti. “İnsan” olarak işçi ve “işçi” olarak da insan olunamıyordu. “İşçi” olmakla insan insanlığını −hepten− kaybetmekteydi. İnsanlığını (kendinde olan kendi özünü) yeniden kazanması “işçi” olmaktan kurtulmasını zorunlu kılıyordu. Bu da işçinin kendi sınıfını sınıf olarak ortadan kaldırmak için başlattığı tarihsel hareketin sonucunda olacaktı.
Somer’in Marksist varsayımında ise işçi kendini ortadan kaldırmıyor, küreselleşme işçi sınıfını ortadan kaldırıyor. Bunu, üretici güçlerin, sanayi çağını kapattığı ve bilimsel teknik devrim çağını başlattığı zannedilen gelişmesi mümkün kılıyor. Dolayısıyla işçinin kendini ortadan kaldırması özel olarak “işçilik” ile tanımlanmış bir mücadeleyi “zorunlu” olmaktan çıkarıyor, gereksiz kılıyor. Somer’deki küreselleşme kavramından gidersek, işçi mücadeleleri, “işçilik” dediğimiz durumun doğasından dolayı kapitalizmin gelişmesini, dolayısıyla küreselleşmesini yavaşlattığı için, bizzat işçinin özgürleşmesine (ortadan kalkmasına) de zarar veriyor! Elbette burada, bütün somut alt başlıkları yıkıcı olduğu ve bunu kendisi de gördüğü halde, “küreselleşme” denilen süreci insanlığı kurtaracak peygamber mertebesinde görmesinde yatan çelişkiyi Kenan Somer’e hatırlatmamız haddini bilmezlik olur, çünkü onun da bize Marx’ı, Marx’ın Hindistan’ı yıkan sömürgecilikte böyle bir peygamber gördüğünü hatırlatmasından korkarız. Ancak yine de elimizde, Kenan Somer’in düşüncesiyle savaşırken işimize yarayacak bir silah kalıyor, o da peygamberlerin, ümmetine en çok yalan söyleyen önderler olduklarıdır.
İnsan düşüncesinin temel “kusuru” varsayımlarla işlerlik kazanmasıdır. Varsayımsız düşünemeyiz. Kapitalizmden komünizme geçiş çağını (sosyalizmi) küreselleşme ile ikame ederek kurulan Marksist varsayımı işlemez kılan, küreselleşmenin “işçi”lik durumunu ortadan kaldırmasıdır. Çünkü “eski Marksist varsayım” işçilik durumunu tarihsel özne olarak alıyordu. “Yeni Marksist varsayım”, yerine koyacak özne bulmakta güçlük çektiği için anlaşılması da güç yeni bir özne (“çokluk”) buluyor ve onu kullanıyor. Marx en azından kendi varsayımını, kendini “az-çok” kanıtlamış bir özneyle temellendirirken, yeni Marksist varsayım, kendini kanıtlanmışlığı eksik olsun, dışarıdan bakışla dahi görülemeyen, ancak “var ve burada olmalı” denilen bir özne ile temellendiriyor. Bu çok yanlış bir “deneme”dir. Çünkü “işçi”lik sadece ilişkilerde bir “durum” (konum) değil, aynı zamanda harap bir “insanlık hâli”dir. Marksist kuramı tamı tamına özgürleşme kuramı düzeyine yükselten özelliği de, öznesinin özelliğidir. Bunu akılda tutarak bir kere daha baktığımızda, küreselleşmenin bildiğimiz hiçbir şeyi ikame edecek bir şey olmadığı çıkar ortaya. Marx düşünürken tüm dünyada yirmi milyon bile “işçi” yokken küreselleşmenin bugünkü kapsamı içinde dünyada bir milyardan fazla “işçi”, üç milyardan da fazla “insanlık hâli” olarak işçi var.
Kenan Somer, “hâl”den anlayan biri olarak bize hak verecek, varsayımını bir kere daha gözden geçirecektir.
Hüseyin Hasançebi, Kızılcık, sayı 37, Yaz-Güz 2009, s. 10-11.
