Öğrenciler direnişe geçmiş, on milyon işçi greve çıkmıştı.

Paris Nanterre Üniversitesi öğrencileri 22 Mart 1968’de rektörlük binasını işgal etmişlerdi. Nedeni Vietnam Savaşına karşı gösteri yapan arkadaşlarının tutuklanmasını protestoydu.

Öğrenciler Che Guevara Amfisinde toplanarak kapsamlı bir eylem programı hazırladılar, girişimlerine “22 Mart Hareketi” adını verdiler. İşgal 29 Mart’ta üniversitenin tamamını kapsadı.

Nisan boyunca Occident (Batı) denilen gruba ve Milli Öğrenci Federasyonu’na mensup faşistler solcu öğrencilere saldırdılar, amfileri bastılar. 2 Mayıs’ta sol eğilimli Fransa Öğrenciler Birliği’nin Sorbonne'daki bürosunu yaktılar. Aynı gün Occident grubu ve polis Nanterre’de 22 Mart Hareketi öğrencilerine saldırdı, rektörlük üniversiteyi süresiz tatile soktu. Olayı protesto etmek için 3 Mayıs’ta öğrenciler Sorbonne’un iç avlusunda protesto düzenlediler, ama polis üniversiteyi işgal etti. 20.000 öğrenci, öğretim üyesi ve destekçileri Sorbonne’a yürüdüler, polisle çatıştılar.

6 Mayıs’ta lise öğrenci birlikleri üniversite öğrencilerini desteklediklerini açıkladılar, ertesi gün eyleme katıldılar. Göstericilerin talepleri gözaltındaki öğrencilerin serbest bırakılması, Sorbonne ve Nanterre üniversitelerinin açılmasıydı.

fransa-68mayis-scSonraki günler Sorbonne’un bulunduğu Quartier Latin’de, St. Michel Bulvarında öğrencilerle polis arasında çatışmalarla geçti, 10 Mayıs gecesi barikatlar kuruldu. Polisin göstericilere uyguladığı, zorbalıktan, vahşetten başka bir şey değildi. O geceki devlet terörü aydınların önemli bir desteğini getirdi. Yönetimleri komünist eğilimli CGT ile sosyalist eğilimli CGDF konfederasyonları 13 Mayıs’ta bir günlük genel grev ve yürüyüş kararı aldılar. 1 milyon kişi “İşçi-Öğrenci-Öğretmen Birliktir” pankartı ardında yürüdü. Aynı akşam Başbakan Pompidou gözaltındaki öğrencilerin salıverildiğini ve Sorbonne’un tekrar açıldığını açıkladı. Öğrenciler ertesi gün Sorbonne’u işgal ederek orayı “özerk halk üniversitesi” ilan ettiler.

Grev 13 Mayıs’ta Nantes’da başladı, ertesi günler Cleon, Caen, Billancourt’daki Renault ve başka fabrikaların işçileri greve gittiler, grev dalgası Kuzey’den Paris’e, oradan tüm Fransa’ya yayıldı. Grevdeki işçi sayısı 17 Mayıs’ta 200.000 iken, 20 Mayıs’ta 2 milyona, 22 Mayıs’ta 4 milyona, bir kaç gün içinde 10 milyona yükselmiş, Fransa işçilerinin üçte ikisi greve çıkmıştı.

24 Mayıs’ta C. Başkanı General de Gaulle yaptığı konuşmada referandum önerdi ve iç savaş tehdidinde bulundu. Aynı gün Paris, Lyon, Bordeaux, Nantes ve Strasbourg’da işçi ve öğrenciler ile CRS denilen özel polis kuvvetleri çatıştılar, 2 sivil öldü, 500 kişi yaralandı. Pompidou’nun çağrısıyla hükümet sendikalarla pazarlığa oturdu, ama varılan antlaşmalara Renault’dan başlayarak işçilerin çoğu uymadılar. Bu arada 200.000 kadar köylü de hükümet karşıtı gösterilere başladı.

De Gaulle 29 Mayıs’ta gizlice Paris’i terk etti. F. Almanya’da savaş sonrası kurulmuş Fransız askeri üssüne gitti, komutanlarıyla toplantılar yapıp destek sağladı. Gerekirse sıkıyönetim ilan edecek ve 1871 Paris Komünü günlerinde olduğu gibi başkenti orduya işgal ettirecekti. 30 Mayıs sabahı radyo ve TV’den yaptığı tehditkâr konuşmada Parlamentoyu feshettiğini, genel seçim kararı aldığını açıkladı. Aynı gün Fransız sağı Champs Elysee’de 700-800.000 bin kişilik bir yürüyüş yaptı.

Hareket belirgin hedeflerden, siyasi programdan yoksun ve kendiliğinden olduğu için günler geçtikçe grevler tavsadı, işçiler işbaşı yapmaya başladılar, Haziran’ın ilk iki haftasında grevci sayısı 1 milyona düştü, giderek tükendi, öğrenci eylemleri sönülmendi. Sorbonne’daki işgal 16 Haziran’da kaldırıldı, üniversiteyi polis teslim aldı. Aynı gün seçimlerin birinci turu ve 23 Haziran’da ikinci turu yapıldı. Gaullist parti Fransa’nın seçim tarihinin en yüksek yüzdesini tutturarak, parlamentodaki iskemlelerin üçte ikisini kazanınca kriz sona erdi.

***

1968 hareketi Fransa’dan ibaret değildi. İtalya, F. Almanya, Britanya, ABD, Türkiye, Brezilya, G. Afrika, Şili, Japonya, Kuzey İrlanda, Venezuela, Arjantin, Uruguay, Bolivya, Meksika, G. Kore, Mısır, Tunus, Fas, Kongo, Moritanya, Fildişi Sahilleri, Hindistan, Pakistan, Laos, Filipinler, Tayland, Etiyopya, Dahomey gibi birçok ülkede öğrenci ağırlıklı başkaldırı hareketleri yaşandı. Pek çok öğrenci öldürüldü, hatta bazıları idam edildi.

Uluslararası devrimci dalga değişik ülkelerin sosyal ve siyasal yapılarına göre değişik sonuçlar verdi. Ulusal kurtuluş sürecindeki Üçüncü Dünya ülkelerinde bağımsızlık hareketine soluk kattı, faşist, militarist rejimlerde anti-faşist güçlere moral verdi.

Türkiye’de önemli bir siyasal atılıma, 1968-71 arasındaki öğrenci eylemlerine ve işçi sınıfı tarihimizin (15-16 Haziran 1970 büyük direnişine kadar uzanacak) en önemli grev dalgasına ivme kattı. O kadar kattı ki, 12 Mart 1971’de gelen askeri rejime rağmen sosyalist hareket, işçi hareketi ve toplumsal politikleşme 1974 sonrasında büyük bir sıçrama gösterecekti.

Batı Avrupa’da 1968 ne devlet bürokrasisini geriletebildi, ne de polis devletinde gedikler açabildi. Statükoyu değil ama toplumsal yaşamdaki birtakım önyargıları geriletti. ABD’de ise: a) Yurttaş Hakları Hareketi (Civil Rights Movement) ırkçılığa önemli darbeler indirdi, Afrikalı-Amerikalı nüfusun lehine demokratik kazanımlar sağladı, b) Kadın özgürlüğü (Women’s Liberation) Hareketi −kadınları da etkisi altında tutan− erkek egemen zihniyete karşı önemli sonuçlar elde etti. Genel olarak söylersek, Batı dünyasında 1968’in en olumlu meyveleri kadın hareketinin sıçrama göstermesi, feminist hareketin gelişmesi ve çevre bilincinin, eylemliliğin kitleselleşmesi oldu.

Kızılcık, sayı 33 (2008 Bahar).