İşçi hareketimizin tarihindeki en büyük atılım
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu 13 Şubat 1967’de kuruldu. Kurucu sendikalar ve genel başkanları: 1- Türkiye Maden, Madeni Eşya ve Makine Sanayii İşçileri Sen. (Kemal Türkler - TİP kurucusu, yöneticisi), 2- Lastik-İş Sen. (Rıza Kuas - TİP kurucusu, yöneticisi, milletvekili), 3- Türkiye Maden-İş Sen. (Mehmet Alpdündar), 4- Türkiye Gıda-İş Sen. (Kemal Nebioğlu - TİP kurucusu, yöneticisi, milletvekili), 5- Basın-İş Sen. (İbrahim Güzelce - TİP kurucusu, yöneticisi).
Türk-İş'e bağlı üç sendika (Maden-İş. Lastik-İş ve Basın-İş) bir gün önce İstanbul Çemberlitaş Şafak Sineması'ndaki genel kurullarında Türk-İş'ten ayrılma kararı almışlardı. Bu üç sendika konfederasyonsuz Gıda-İş ve yeraltı maden dalındaki Zonguldak merkezli Türkiye Maden-İş ile birlikte DİSK'i kurdular. Girişime önayak olanlar Türkiye İşçi Partisi mensubuydular, aynı kişiler 13 Şubat 1961 günü bir araya gelerek Türkiye İşçi Partisi’ni kurmuşlardı.
DİSK yükselen işçi hareketinin ürünüydü. 31 Aralık 1961'de Türk-İş'in düzenlediği ve sendikal hakları talep eden Saraçhânebaşı mitingi, 1925'de çıkarılan ağır baskı yasası Takrir-i Sükûn’dan beri ilk kez büyük bir işçi gösterisi olmuştu.
Türk-İş başkanı Seyfi Demirsoy TİP’e karşı devlet denetiminde bir sol parti kurmak için yapılan Çalışanlar Partisi çalışmalarında yer alıyordu. 1963’te Maden-İş'in İstanbul Kavel fabrikasında yürüttüğü grev diğer önemli bir işçi olayı oldu. Grev hakkının henüz yasalaşmadığı koşullarda Kavel işçilerinin kendi hakları için yaptıkları tarihî eylem ulusal çapta siyasal bir gelişmeye de hizmet etti ve aynı yıl iş mevzuatını düzenleyen 274 ve 275 sayılı yasalar çıkarıldı. 1965'teki Singer direnişi Türkler'in ve hatta Demirsoy'un tutuklandığı diğer bir önemli direnişti. Başka bir eylem, Satılmış Tepe ve Mehmet Çavdar adlı işçilerin jandarma kurşunuyla öldürüldüğü Zonguldak-Kozlu maden grevi oldu.
TİP'in gelişme göstermesi ve 1965'te parlamentoya grup kurarak girmesi karşısında Türk-İş yönetimi otobüslerle, devlet fabrikalarının servis araçlarıyla taşıdığı işçilerle Komünizmi Tel’in mitingleri düzenlediyse ve konfederasyon bünyesindeki TİP’li sendikacılara baskı yaptıysa da korkunun ecele faydası olmadı. Dışlamaya kalkıştığı sendikalar önce SADA’yı (Sendikalar Arası Dayanışma), ertesi yıl da yeni konfederasyonu kurdular.
DİSK olağanüstü gelişme göstererek hızla güçlendi. Sungurlar, Demir Döküm, Gamak −ve Mehmet Gıdak isimli işçinin polisçe öldürüldüğü− Kartal-Haymak grev ve direnişleri sarı sendikacılık zincirlerini kıran işçi hareketinin DİSK öncülüğündeki ilk tarihsel eylemleri oldular. Bu durumda başbakan Süleyman Demirel (Adalet Partisi) ile ana muhalefet partisi CHP (Gen. Bşk. İsmet İnönü ve 1963'te iş yasalarını Çalışma Bakanı olarak çıkarmış olan yeni genel sekreter Bülent Ecevit) el ele vererek sendika değiştirmeyi zorlaştıran (Türk-İş'ten DİSK'e geçmeyi engelleme amaçlı) yasa değişikliklerini Meclis’ten geçirince 70 bini aşkın işçi 15 ve 16 Haziran 1970'de dört bir koldan İstanbul'a yürüyerek büyük işçi gösterileri yaptılar. Gösterilere geniş ölçekte Türk-İş üyesi işçiler de katıldı. İki işçi bir esnaf öldü. Sıkıyönetim ilan edildi, DİSK yöneticileri tutuklanıp askerî mahkemede yargılandı. Eylem amacına ulaştı. İnönü ve Ecevit kendilerinin de ön ayak oldukları yasa değişikliklerinin iptali için Anayasaya Mahkemesi'ne başvurdular. Mahkeme iptal kararı aldı. Çok geçmeden gelen 12 Mart 1970 askerî müdahalesinin hedeflerinden birisi gene işçi hareketi ve DİSK oldu.
Sonraki yıllarda Konfederasyon daha büyük gelişme gösterdi, üye sayısı yarım milyona yaklaştı, DİSK işçilerin kalbine, bilincine ve eylemine yerleşti, bu nedenle 12 Eylül 1980 darbecilerinin baş hedefleri arasına girdi. Yöneticileri tutuklandı, dört yılı aşkın cezaevinde tutuldu. DİSK ve üye sendikalar kapatıldı, malları hazineye devredildi. Neden sonra Yargıtay’ın beraat kararıyla 1992'de DİSK yeniden kurulduysa da işçi hareketine atılım getiremedi.
Bu yıl, DİSK’in 40. kuruluş yıldönümü kutlamaları, örgütün kurulduğu Şafak Sineması'nda yapılan bir toplantıyla başladı. Bir kitle örgütünün 40 yaşında olması önemli olacaksa, bu önem ancak o kuruluşun bütün o süre zarfında aynı işlevi, etkililiği sürdürmesi halinde öyledir. Oysa DİSK büyük saygınlığını ilk 13 yıldaki mücadelesiyle ve askerî mahkemelerdeki tutumuyla kazanmıştır. Daha sonraki yıllarda ve bugün DİSK o onuru hak etmekten çok uzaktır. Mesela ilk genel başkan Kemal Türkler milletvekili olmak istememişken, sonraki başkan, eski CHP milletvekili ve Türk-İş içindeki Dörtlü Muhalefetin lideri, Abdullah Baştürk (Türk-İş'te kalsa daimi milletvekili olabilecekken), milletvekilliğini reddederek (ve CHP’yi terk ederek) DİSK'e geçmiştir. Gelgelelim, 1990'ın başkanlarından birisi DİSK’teki mevkiini −artık iyice gericileşmiş, MHP ile işbirliğine girmiş− Ecevit'in DSP'sinde milletvekilliği yapmak için kaldıraç olarak kullanmıştır.
Ezel-ebed sosyal demokrat olan ve Tekstil-İş'ten gelme şimdiki başkan ise 40. yıldönümü vesilesiyle verdiği bir TV mülakatında DİSK'teki değişimi övgüyle ve sevgiyle (DİSK'in neyi sevdiğini söyleyerek) şöyle özetliyordu: “Eskiden ‘kahrolsun faşizm’ diyorduk, şimdi ‘demokrasiyi seviyoruz’ diyoruz. Eskiden, ‘Sömürüye hayır’ diyorduk, şimdi, ‘Paylaşımı seviyorum’ diyoruz."
Yöneticiler böyle diyorlarsa, bize "40. yılında DİSK'e olan saygımız onun bugününe değil, şerefli mazisinedir," demekten başka söz düşmez.
Kızılcık, Sayı 29 (Nisan/Mayıs 2007).