“Kurtarıcı”ydı, diktatördü, bağımsızlık sembolüydü

ABD’nin Güney sınırından Horn Burnu’na kadar uzanan toprakların ve denizlerin toplu adı olan Latin Amerika’nın ortak sembolü devrimciler vardır; kronolojik sırayla anımsarsak Simon Bolivar, Jose Marti, Emiliano Zapata, Pancho Villa, Farabundo Marti, Augusto Cesar Sandino, Camilo Torres, Fidel Castro, Pablo Neruda, Salvador Allende... ve kuşkusuz sadece kıtanın değil tüm insanlığın devrimci sembolü Ernesto “Che” Guevara...

SimonBolivar-scSimon José de la Santisima Trinidad de Bolivar (1783-1830) bu isimlerin ilkiydi. Caracas’ta Bask kökenli zengin bir ailedendi, küçük yaşta yetim kaldı, vasisi ona Aydınlanmacı ve cumhuriyetci düşünürleri tanıttı. Milislere katılıp askeri eğitim aldı. Genç yaşında Avrupa’ya gitti, Dönüşünde bağımsızlık çabalarına katıldı. 1810’da Napoleon Bonaparte’ın İspanya’yı işgal etmesiyle Güney Amerika’da zayıflayan İspanyol otoritesine karşı girişimler güçlendi, Venezuela’da sömürge valisi ülkesine gönderilince, Bolivar yönetimi üstlenen cunta adına destek için Londra’ya gitti, orada Amerikan mason locasına yazıldı.

1811’de Caracas’ta bağımsızlık ilan edildiyse de, uzun ömürlü olamadı. Bolivar o zamanki adıyla Yeni Granada’ya (bugünkü Kolombiya ve Panama) çekildi, orada bağımsızlık çağrısı yaptı. Topladığı orduyla gelip Caracas’a girince, kendisine “Libertador” (Kurtarıcı) lakabı verildi. İç savaş gelgitlerle devam etti.

1814’te Caracas yeniden kaybedilince Jamaika’ya gitti orada bağımsızlığı öngören Jamaika Belgesi’ni yayınladı, Bu metinde çift meclisle birlikte kendisi için ömür boyu başkanlık öneriyordu.

Sonra aralarında İngilizlerin de bulunduğu bir orduyla Yeni Granada üzerine yürüdü ve 1819‘da önce bir Kongre topladı, kendisini başkan ve askeri diktatör (emir veren kişi) ilan etti, sonra da Büyük Kolombiya adıyla cumhuriyet kuruldu. Yeni güçlerle, Venezuela ve Ekvator kurtarıldı. Oradan Arjantin’li devrimci lider San Martin’le birleşerek Peru’ya yürüdüler. Lima düşünce, Bolivar buranın da diktatörlüğünü üstlendi, daha sonra kralcıların elinden Kuzey Peru alınınca buraya kendi adı verildi (Bolivya).

Simon Bolivar bütün o toprakları içeren bir konfederasyon kurmak istiyordu, ama gerek ulusal devlet talepleri, gerekse onun diktatörlüğüne karşı tepkiler nedeniyle o ülkeler arasında savaşlar ve ayaklanmalar sürüp gidince, 1830’de iktidardan çekilmek zorunda kaldı ve yıl sonunda veremden öldü.

Bir siyasetçi ve asker olarak Napoleon Bonaparte ve George Washington’a hayrandı. Onun özgürlük anlayışı, sadece İspanyol yönetiminden bağımsızlaşmaktı. Bu anlayış yeni sistemde yurttaşlaşması gereken insanların özgürlüğünü içermiyor, diktatörlük yöntemlerini öngörüyordu. 19. yüzyıl Latin Amerika‘sındaki bu durum 20. yüzyılda da sürecek, pek çok genç ulus devletin yazgısı olacaktı. Metropollerdeki burjuva devrimleri, kısıtlı da olsa “İnsan ve Yurttaş Hakları”nı öne koymuş, sömürgelerin çoğunda bağımsız devletler liderin diktatörlüğünde ve bir elitin hâkimiyetinde kuruluyordu.

Bugün bile birçok Üçüncü Dünya ülkesinde durum aynıdır. Sömürgecilere veya istilacılara olan düşmanlık ve bağımsızlık fikri yığınları birleştirmekte yeterli olmakta, ama kurtuluş ile özgürlüğün heyecanlı sloganlarla özdeş gösterilmesi yüzünden özgürlük kavramının içi genellikle boş bırakılmaktadır.

Böyle olunca, sömürgecilerden ya da istilacılardan kurtulduktan bir süre sonra, birçok genç devlette, bu kez “kurtarıcılardan kurtulma” gündeme geliyor, ya da −hatta− gelemeyecek kadar “kurtarıcı”nın kültü oluşuyordu. O kişi ebedi önder ilan ediliyor, onun diktatörlüğüne karşı çıkmak, devrime ihanetle suçlanıyordu. Hatta o liderin ölümünden sonra bile her türlü olumsuzluk onun adına yapılıyor, o kişinin halefleri o önderin kültü ardına sığınarak, putlaştırılmış liderin adıyla anılan bir resmi ideoloji ile iktidar sürüyorlardı.

Simon Bolivar’ın misyonu kendi ulusal sınırlarını da aşmış, bütün bir kıtaya mal olmuş, hatta milyonlarca insanın halk geleneklerinde kökleşmiştir. Ama onun yaşam öyküsü, hiç bir önderin insanüstü ve mükemmel olmadığının kanıtıdır. O kadar büyük başarıların mimari olduğu halde, onu kahraman ilan eden kitleler tarafından işbaşından uzaklaştırılmıştır.

İnsanlığın vardığı aşamadaki toplumsal gerçeklik, “kurtarıcı” ve “önder” bekleyen veya çıkartan toplumların geri toplumlar olduğudur. Gelişkin toplum kurtarıcıya da, lidere de, kahramana da ihtiyaç duymayan toplumdur.

Kızılcık, sayı 14 (Kasım/Aralık 2002).