Paraların üstünde ünlü imzası vardı: Che

9 Ekim 1967 günü hücresine giren eli silahlı astsubayı görünce, yaralı yattığı peykeden doğrulup, celladının gözünün içine bakarak, “Ateş etsene, korkak!” dedikten sonra eklemişti: “Bir insanı öldüreceksin!”

Uzun CIA operasyonu böyle sona eriyordu.

Haziran 1928’de doğmuştu, babası mimardı, iş adamıydı, liberaldi; annesi soyluydu ve Marksistti. 3000 kitapla dolu bir evde büyüdü. Bir aile dostu 13 yaşındaki çocuğun Freud okuduğunu yazar. Delikanlılık çağında annesi onu Arjantin’in aydın ve Marksist çevreleriyle tanıştırdı. Tıbbı seçmesinin nedeni astımı ve alerjileriydi. İlk dış gezisinde arkadaşıyla birbirlerini “Che” diye çağırmaya başladılar. Che, Arjantin argosunda yakın arkadaşların birbirlerine hitap sözcüğüydü.

che-scDoktor çıktıktan sonra Guatemala’ya, solcu Jacobo Arbenz rejimi saflarında çalışmaya gitti. Guatemala Latin Amerikalı sayısız devrimcinin enternasyonal ülkesi olmuştu. Sağlık Bakanlığı’nda çalışma talebi Komünist Partisi’ne üye olmadığı gerekçesiyle kabul edilmedi. İlk eşi Perulu Hilda Gadea ile tanıştı. Arbenz’e karşı CIA darbesi günlerinde hükümet birliklerine insan ve silah taşıdılar. Ağustos 1954’te Mexico City’ye geçti, Guatemalalı genç devrimci Roberto Cacares'le arkadaş oldu. Küba devriminde “el Patojo” adıyla ünlenecek Cacares, Che’yi Raul Castro’yla, o da, aftan sonra hapisten çıkıp gelen ağabeyi Fidel’le tanıştırdı.

82 gerillayla ve Granma teknesiyle Küba’ya gerilla çıkartması yaptılar. O günlerde çocuğu olacaktı; Che ise dağlarda, Sierra Maestra'daydı. Hilda daha sonra, “Kocamı Küba Devrimine kaybettim,” diyecekti.

1 Ocak 1959'da Havana düştü.

Ve sosyalist inşa başladı. Che’ye önce askeri bir görev, sonra Ulusal Banka Başkanlığı, derken Sanayi Bakanlığı verildi. İkinci evliliğini, gerilla savaşından tanıdığı Aleida’yla yaptı.

1965’te, “Küba devrimindeki görevim bitti,” diyerek ortadan kayboldu. CIA onun Bolivya’da gerilla eylemi başlattığını saptadı, iki yıl süren operasyondan sonra, 7 Ekim 67’de esir düştü; yargılanması gerekirken, “Efsane bitsin” diye öldürüldü, ama efsane daha da büyüdü, Che bir idol haline geldi.

Kendisine en aykırı gelen olay, Merkez Bankası Başkanı olarak paralara imzasını koymak zorunda kalmasıydı. Çünkü bürokrasi de, banka da, para da onun değerlerine ve harikulade romantizmine çok uzaktı. Kim bilir belki de böyle olduğu için, imzasını taşıyan paralar o yıllarda çok ünlendilerdi.

Ölümünde Havana’da milyonu aşkın topluluğa konuşan Fidel, “Cesareti Aşil’in topuğuydu, onu oradan vurdular,” demişti.

Doğruydu, ama cesareti Che’nin topuğuysa, aklı ve gövdesi sahip olduğu daha büyük zenginliklerdi. Cesaret bir haslettir, fakat ancak daha büyük değerlerle anlam kazanır. Aksi halde, cesarete övgü cesur olmayanın hayranlığından ibaret kalır.

Bugün yüz milyonlarca gencin odasını Che süslüyorsa, bunun cesaretten öte bir anlamı olduğundandır.

Che, insanlığın Spartaküs’le başlayan seçkin semboller zincirinin bir halkasıdır. Che isyandır. Tarih boyunca yok edilemeyen adalet ve eşitlik duygusudur. İnsan olmanın erdemidir. Che, kişinin başkaları için özveride bulunma haysiyetidir. O özveriyi aptallık sayanlara inat, güçlü kötüye başkaldırmayı Don Kişot’luk diye küçümseyenlere, o yaşlı şövalyenin temsil ettiği değerleri alaya alan çirkinlere, bencillere, zorbalara inat, Che, çağdaş Don Quijote’dir. Che onurdur.

Ve tüm yaşamı, yaptıkları, hiç yapmadıkları, Bolivya günlüğüne yazdıkları gösterir ki, Che kuru sıkı bir devrimci, katı bir savaşçı değildir. Astım krizleri içinde kıvrandığı, ilaçsız kaldığı, kaçanlarla, hain çıkanlarla, panikleyenlerle uğraştığı o aylarda yazdıkları gösterir ki, Che gelişkin bir insan örneğidir, insan sıcaklığının kendisidir. Ve entellektüeldir. Klasik müzik tutkunu, Beethoven tiryakisi “Komandante”, o zamanlar walkman veya discman olmadığından müziğini yanında götürememiştir, ama −Türkçe deyişle− bir dirhem yükün bir okka çektiği dağ yürüyüşünden, sırtındaki gerilla çantasından, ilaçlarının yanından kitaplarını eksik etmemiştir.

Ve para + pazar = küreselleşme dünyasında, her şeyin bilgi + iletişim ve akıl + teknoloji sanıldığı bu “bilgi çağı”nda Che ve onun çizdiği İNSAN profili, 40 yıl öncesinde olduğundan daha da önemlidir, daha da değerlidir.

Kızılcık, sayı 13 (Eylül/Ekim 2002).