Nazi Mahkemesine “Sizi ben mahkûm ediyorum!” demişti
1903’te Prag’da doğdu. 10 yaşındayken ailesi Plzen’e (Pilsen) taşındı. Ortaokuldayken Slovan adlı bir gazeteyi tek başına çıkardı. Gazetede başkent Viyana’dan gelen resmi duyurulardan dış haberlere, savaş koşullarındaki sosyal ilişkilerden ekmek karnelerinin nasıl alınacağına, edebi tefrika ya da tiyatro söyleşilerinden spor röportajlarına kadar okunacak pek çok şey vardı.
1918’de Çekoslovakya’nın bağımsızlığını ilan etmesini coşkuyla karşıladı.
1920’de öğrenimi için Prag’a gitti, orada Sosyal Demokrat Parti’ye girerek, sol kanadında yer aldı; ertesi yıl ayrılarak, Komünist Partisi’ni kuranları izledi. Kültürel ve siyasal yazılar, edebi röportajlar, tiyatro eleştirileri yayınladı. Öğreniminden sonra, bir edebiyat dergisinde çalışırken, Parti'nin kültür faaliyetinde, özellikle Rude Pravo’da aktif görevler aldı.
Edebi, siyasal ve kültürel yazılarının yanı sıra siyasal faaliyeti, grevci işçiler arasındaki çalışmaları nedeniyle Çek gizli polisince fişlendi, gözaltına alındı, tutuklandı ve hayatı her devrimci aktivistinki gibi baskı altında geçmeye başladı.
1930 ilkbaharında, dört aylığına Sovyetler Birliği’ne gitti. Orada röportajlar yaptı, sosyalist kuruluşun sorunlarını izledi. Dönüşünde Sovyet yanlısı yazılar yazdı, konuşmalar yaptı. 1934’te yeniden gittiği Sovyetler Birliği’nde iki yıl kaldı. Bu kez, sadece merkezde kazanılan başarılar ve yaratılan eserlerle yetinmedi, merkeze uzak insanların yaşantılarını izledi, sosyalizmin amacına ulaşıp ulaşmadığını inceledi. Ülkesine dönünce Çekoslovakya’da 1936-37 Moskova Duruşmalan ve Sovyetler’deki diğer gelişmeler tartışılıyordu. Fucik kendi deneyimlerini aktarırken, Jan Slavik ya da Jiri Weil gibi tanınmış yazarlarla polemikler yaptı, bu tartışmalara edebiyat konuları da dâhildi. Fucik, temel noktalarda Sovyetler Birliği’ni savunuyor ve özellikle, Alman faşizminin büyük bir tehlike oluşturduğunu, savaş çıkaracağını, Sovyetler Birliği'nin büyük tehdit altında olduğunu vurguluyor, bu koşullarda Sovyetler’e yönelik eleştirileri doğru bulmuyordu. Bu arada Nazilerden kaçıp Çekoslovakya'ya sığınmış Alman anti-faşistleriyle söyleşiler yayınlıyor, uyarılar yapıyordu. 1937’de Reich Südet'i istedi. 1938’de Avusturya’yı ilhak edince, arkadan gelecek adımın Çekoslovakya olacağı belliydi. Aynı yıl Eylül’de Münih Konferansı’nda toplanan Hitler, Mussolini, Chamberlain ve Daladier Südet Bölgesi'ni Hitler'e verdiler.
Münih Emirnamesinden sonra Prag hükümeti komünist faaliyeti ve basını yasakladı. Fucik için yarı legal bir mücadele dönemi açılıyordu. Çeşitli burjuva gazetelerinde takma adlarla yazılar yayınlamağa başladı. Çek halkının tarihinin ve geleneklerinin önemli olayları, şair, bilimci ya da politikacıları üzerine yazılar yazdı. Cizvit Papazı ve Tarihçi Bohuslav Balbin'i “Çek dilinin ve halkının savunucusu” olarak tanıttı, Nazizmin anti-semitizmine inat “Çek edebiyatında Yahudi yazarlar”ı kaleme aldı. (Bu yazılar 1956’da Halkımızı Seviyoruz başlığı altında kitaplaştırılmıştır.)
1939 Martında Alman orduları Çekoslovakya’yı işgal edince, Fucik da tümüyle yeraltı faaliyetine geçti. Sol üzerindeki şiddet görevi artık Çekoslovak gizli polisinden, işgalcilerin Gizli Devlet Polisi Gestapo’ya geçmişti.
Yeraltı çalışmasında, Fucik, daha çok, illegal bildirilerin ve Rude Pravo’nun yayınlanmasında çalışıyordu. Özellikle, gazetenin yayını hayli zordu, matbaalar Gestapo tarafından sık sık ele geçiriliyordu. Ama bu illegal yayınların büyük etkisi vardı. Bütün işgal boyunca Komünist Partisi’nin öncülük ettiği anti-faşist mücadelede yayın faaliyeti önemli bir rol oynamıştır. Fucik’in kaleme aldığı “Bakan Dr. Göbbels’e Açık Mektup” ve “Evet, Hepimiz Hitler’e Karşı Savaş Halindeyiz” başlıklı illegal bildiriler o yılların unutulmaz metinleri arasındadır.
Parti'nin birinci illegal Merkez Komitesi 1941’de tutuklanınca, oluşturulan ikinci illegal komiteye Fucik de dâhil oldu. 24 Nisan 1942’de bir ev baskınında ele geçti, 10 Haziran 1943’e kadar Prag’da Pankrac hapishanesinde kaldı. Gardiyanının kendisine getirdiği kalemle kağıtlara anılarını, fikirlerini, izlenimlerini yazdı ve onlara “İpin Altında Yazılan Röportajlar” adını verdi. Fucik ertesi gün Berlin’e nakledilip, orada yargılandı. Eşinin sonradan yazdığı Julius Fucik’le Yaşamım kitabından öğrendiğimiz 13 sayfalık iddianamede, “III. Reich topraklarında tehlikeli ve bölücü faaliyet gösterme, devlete karşı örgütlenme ve yazı yoluyla halkı isyana teşvik suretiyle vatana birinci derece ihanet etme” ve “Devlet’in düşmanlarıyla işbirliği yapma, Bolşevik Rusya’ya yardım etme” iddiasıyla yargılanan Fucik, beş dakika süren duruşmada savunmasını sahte avukata bırakmadı, “Mahkemenizin hakkımda hüküm verme yetkisini tanımıyorum,” diyerek kendisi yaptı. Son sözü sorulduğunda şunları söyledi: “Hükmünüzü biliyorum. İnsanlığa Ölüm! diyorsunuz. Bense sizin hakkınızdaki kararımı çoktan vermiş bulunuyorum. Bu hükmü dünyanın tüm gerçek insanları kanlarıyla yazmışlardır: Faşizme Ölüm! Kapitalist Esarete Ölüm! Yaşasın insanlık! Gelecek Komünizm’indir!”
Julius Fucik 8 Eylül 1943’te Plötzensee’de asılarak idam edildi. O sırada Ravensbrück Toplama Kampı’nda bulunan eşi Gusta Fucikova kocasının idam kararını duymuştu; infazı ancak, savaş bittikten sonra ülkesine dönünce öğrenecekti.
Kızılcık, sayı 12 (Mayıs/Haziran 2002).