Sosyalizme ve kadın özgürlüğüne adanmış yaşam
20. yy. başında yükselen sosyalizm dalgasının ünlü kişileri arasında Rosa Luksemburg, Clara Zetkin, Inessa Armand, Aleksandra Kollontay gibi ünlü kadın devrimciler vardı. Onlar kadının özgürleşmesi mücadelesiyle sosyalizm mücadelesi arasında organik bağlar kuran, işçi sınıfı hareketi içindeki erkek hâkimiyetinin kırılması için uğraş veren ve sosyalist öğretinin kadına, aileye, cinselliğe dair görüşlerini Engels ve Bebel’den ileri götüren, hem kuramcı, hem örgütçü militanlardı.
Aleksandra Mihailovna, Çarlık generali Domontoviç’in kızı, Çarlık subayı Kollontay’ın eşiydi. 22’sinde anne oldu. O yaşta sınıfının dışına yöneldi, akşam kurslarında işçilere ders verdi, siyasi mahkûmlarla dayanışma amaçlı, Siyasi Kızılhaç adlı gizli örgütte çalıştı. Bir tekstil grevine para topladı, bildiri dağıttı. 26’sında Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ne katıldı (1898), Zürich’e gidip Marksist iktisatçı Herkner’in derslerini izledi. 1905’te Bolşevik’lere katıldı. Burjuva feminizmine, sosyalist saflardaki erkek şovenizmine ve tutuculuğa karşı savaştı. Tutuklanmamak için yurtdışına çıktı, Gorki’nin İtalya’daki sosyalist okulunda ders verdi (1911). New York’ta Buharin’le Novii Mir’i yayınladı (1916). Şubat Devrimi’nde Norveç’teydi. Dönüp, Petrograd Sovyeti yönetimine seçildi. Ekim Devrimi’ne katıldı. Rabotnitsa adlı bir kadın gazetesi çıkardı.
Sovyet Hükümeti’nde Toplumsal Refah Halk Komiseri (Bakanı) oldu. Brest Litovsk antlaşmasına karşı çıkarak, hükümetten çekildi. Tüm Rusya İşçi ve Köylü Kadınları Kongresi’ni örgütledi. III. Enternasyonal’de delegeydi. Inessa Armand ve Krupskaya ile birlikte KP Kadın Seksiyonu’'nu (Zhenotdel) kurdu. Bürokrasiye karşı İşçi Muhalefeti’ne katıldı. 1922'de Norveç’e diplomatik görevle atandı ve 1946’ya kadar İskandinavya’da kaldı. Yaşamının son 6 yılında Bakanlık danışmanıydı.
Kollontay'ın özgül görüşleri kadının özgürleşmesi üzerineydi. Önkoşulları: Özel mülkiyetin ilgası, kadının üretime katılması, ev işinin toplumsallaştırılması, “yeni cinsel etik”in oluşması, kadının üretici işleviyle, bağımsızlık özlemlerinin bağdaştırılması, ev işinin annelikten, anneliğin de cinsel ilişkiden ayrılması idi. Genel toplumsal sorundan bağımsız bir kadın sorunu kavramını yadsıdı, kadının özgürlük mücadelesini sosyalizm mücadelesinin bütünsel bir parçası kabul etti; burjuva feminizmi için düşmanın erkekler olduğunu, kadın işçilerin ise erkek yoldaşlarıyla birlikte proletarya mücadelesi içinde bulunmalarını, sınıflar üstü (bütün sınıflardan kadınları içerecek) birleşik bir kadın hareketinin olamayacağını savundu.
Kollontay, kapitalizmde kadının yükünün a) ücretli iş, b) ev işi c) çocuk bakımı olduğunu, evlilik kurumunun, maddi ve mali mülahazalara ve kadının erkeğe bağımlılığına dayandığını söylüyor ve orada aileyi bir ekonomik birim olarak niteliyordu. Kadının ev işi kocasına artı değer bırakmıyordu, ama kocasına bakarak, onun kapitaliste artı değer üretmesine dolaylı yoldan hizmet ediyordu. Sosyalist devrim sonrasında ise geçmişin aile hukuku sürecek, ama kadının boyunduruğu kırılacaktı. Kadın sorunu ihtisas işiydi ve Parti’de kadın seksiyonu kurulmalıydı. Sosyalizmde, annelik bireysel değil, sosyal olarak algılanmalı ve himaye edilmeliydi. Kamu lokantaları, mutfakları, çamaşırhaneleri, temizlik kurumları, tamirci dükkanları, kreşler, dadılık kuruluşları, yuvalar açılmalıydı. Anneliğin yükünü azaltmak için ebeveynlik toplumsallaşmalı, mevcut aile −zorlamaya başvurmadan− çözülmeli, Engels’in öngördüğü “bireysel cinsel aşk”a dayalı olmalıydı. Burjuva toplumdaki, yasal evlilik, fuhuş veya serbest beraberliğin her üçü de insan ruhunda sapmaydı: Burjuva evlilikte erkek kadını mülk edinmişti, çifte ahlak vardı; evlilik fuhuşun ve evlilik dışı aşk ilişkilerinin gölgesi altındaydı, üstelik bu serbestiyet erkeğe aitti, kadının cinsel hakları yoktu. Sosyalist toplumda kadın-erkek ilişkilerinin alacağı şeklin asıl amacı sağlıklı insan ve sağlıklı çocuk yetiştirmek, insan psikolojisini geliştirmekti. Yepyeni bir kadın-erkek ilişkileri türü, yani tümüyle eşit insanların birlikteliği kurulmalıydı.
“Madam Kollontay” diye ünlenmiş bu devrimci doğru bildiğini söyleyen ve yapan, başı dimdik ve dikbaşlı birisiydi. Rusya Devrimi, her şeye rağmen, erkeklerin yönettiği bir hareketti. O erkekler teoride Engels’in cinsel özgürlük konusundaki fikirlerini bilseler de onlar için o özgürlükler muhayyel bir sosyalist toplumda, bilinmeyen bir gelecekte var olacaktı. Bu nedenle, hayatı boyunca kendi bedeninin tek hâkiminin kendisi olduğunu bilen, onu dilediği gibi kullanan ve hiç bir erkeğin mülkiyeti altına girmeyen Kollontay’a tepki göstermişlerdir. Bolşevik yöneticilerin tepkisini göğüsleyerek Kollontay’ı savunan kişi ise Vladimir İliç olmuştur.
Kızılcık, sayı 11 (Şubat/Mart 2002).