Kürt meselesinde bölgesel yeni bir girişim daha: Talabani bir Kürt konferansı düzenleyecek. Barzani destekliyor. Temsil gücü olan bütün Kürt gruplar katılacak. Konferans Erbil’de yapılacak. “Bütün Kürtler”in katılacağı Erbil Kürt konferansına, davet edilmediği ve orada ne konuşulacağı önceden açıklanmadığı için PKK katılmayacak. PKK’nin katılmadığı konferansa temsil gücü kendinden veya Türk devletinden menkul bir çok Kürt çevresi ve şahsiyeti katılacak diyorlar. Konferansın ana konusu “PKK’nin silahsızlandırılması” olacakmış.
Konferansı Talabani Irak Cumhurbaşkanı sıfatıyla düzenliyor. Türkiye bu konferansı destekleyecek. Konferansı Talabani düzenlediğine göre, ABD düzenliyor demektir. Demek ki açık hesap, PKK’nin izolasyonu. Böyle olunca Ahmet Türk, “Kürtlerin katılmadığı bir Kürt konferansına katılmayız!” dedi. Biraz “tuhaf” bir söz. Ama doğru bir söz. Doğru olan her şey zaten biraz “tuhaf”tır.
Ne demek, “Kürtlerin yapacağı bir Kürt konferansının Kürt konferansı olmadığı”? Gerçek tuhaflık, aslında, PKK’nin çağrılmadığı veya katılmadığı konferansa Kürt konferansı diye bakılmasıdır. Bu tuhaflık, kestirmeden, Ahmet Türk’ün söylediği gibi söylenir.
Konferansın konusu açıklandı: “PKK’nin silahsızlandırılması”. ABD’nin parmağının girdiği her işde olduğu gibi bunda da konu ile “karar” aynı şeydir. Sorun olarak görülen şey Kürtler değil, PKK’dir. Sorun PKK ise çözümü de PKK’ye silah bıraktırılmasıdır. Eğer konferans Talabani ve Barzani ve sair Kürt gruplarının desteği ve Obama’nın gözdağı ile PKK’yi silahsızlanmaya ikna edebilirse Türkiye Kürt meselesinden kurtulacakmış!
Hedef, “PKK’yi dağdan indirmek!” Böyle deniyor. Siyaset böyle kurnazlıkları içerir, içermez değil. Hattâ bazen sorun da çözer ama elbette karşı taraf uyarsa.
“PKK’yi dağdan indirmek” başını kuma gömmektir. Herkes ve Türk devleti ve Obama da biliyor ki, her şey olduğu gibi kaldıkça PKK “Dağa çıkmak”tır. PKK’yi dağa sürersen 5-10 bin silahlı güce, sandığa sürersen, tümü de militan kimlik olan, iki milyondan fazla oya dönüşüyor. Kaba hesap Türkiye Kürtlerinin yüzde 70’i demektir bu. Bu bakımdan, Kürtlerle uzlaşmak PKK ile uzlaşmaktan geçiyor demektir.
AKP hükümeti ve Türk silahlı kuvvetleri besbelli ki ABD’nin çağrısıyla “Barzani süreci”ni başlattılar. Besbelli ki bu, ABD’nin Irak’tan kısmî askeri çekiliş planının bir parçası. Bu nedenle “PKK meselesi” önemle ele alınmak isteniyor. Bahar geldi, yaz da gelecek, PKK hareketleniyor. Türk ordusunun başına yine iş açılacak. ABD’nin Irak’ta boşalttığı yeri nasıl
dolduracak?
Başka ihtimaller de var. 29 Mart seçiminde gördük. Kürtleri Türk siyaset alanı sınırları içine hapsederek zaptetmenin tarihî imkânları da ortadan kalkmıştır. Muktedir Türk iktidarı, “Diyarbakır’ı alacağım!” diye saldırdı. “Gel al da görelim!” dendi ona. Politikada bu kadar büyük bir riske, arkasından daha büyük risklerin geleceği görünür olmuşsa, girilir. Kızılcık söylemişti: Tayyip Erdoğan Diyarbakır’ı alsa bir türlü, alamazsa kaç türlü? demişti. Diyarbakır gitti! Sıra daha büyük risklere geldi. ABD hakemliğinde, Talabani ve Barzani ile birleşip PKK’ye, dolayısıyla bölgedeki en büyük Kürt topluluğa karşı kumar oynamak. İyi ama PKK’ye karşı “oyun”da Türkiye’nin kozları (Barzani, Talabani, ABD) sinek 7’li bile değil. Olmadığı 25 yılda kaç kez görüldü. O halde, Erbil toplantısı, eğer hâlâ daha yapılacaksa ve bir “fırsat” olacaksa, PKK’ye destek anlamına geldiğini bile bile DTP’ye destek olmak gerekir.
Kürt kimliğini göstermek eskiden Kürt burjuvasına düşerdi. Türk devleti kimlik ve sair sorunları Kürt burjuvasıyla çözerdi. Kolaydı. Şimdi lâf dinlemeyen bir PKK var. Artık anlaşmak kolay değil. Kürt sosyal ve siyasal iradesi farklı bir temelde güçleniyor.
O zaman durum şudur. Türk devleti’nin Kürt meselesinde kolayca ulaştığı veya ulaşacağı anlaşmalar, “Kürtlerle anlaşmak” olmuyor. Kürtler alışıldık eski lâflara, kalp parayla ödenen ulûfelere karnı tok davranıyor. Yeni bir lâf bulmak gerekiyor. Kolayı, “PKK’nin konuştuğu dilden konuşmak!”tır. Ama silahla değil. “PKK konuştuğu dili değiştirsin,” diyerek değil. Tamam, değiştirsin de, bunu bana değil git ona söyle. “Anlamıyor!”. Sen dilini değiştirmemişsen nasıl anlasın? “TRT Şeş’ten konuşuyorum ya!” da deme. Git bire bir konuş. Geç de kalma. “Kürt Konferansı” daha önce de yapıldı. Yapan gene Kürtlerdi. PKK dışlanmıştı. Hiç bir şey çıkmamıştı. Demek ki Kürt Konferansı –Ahmet Türk’ün dediği gibi– PKK olmayınca Kürtsüz oluyordu.
Ben olsam Türk devletinin yerine, üzüm yemek için değil de bağcıyı dövmek için bile olsa, Erbil’e PKK’nin katılmasını açıktan değil fakat örtülü bir inatla isterdim. Çünkü aksi halde, bağcıyı bile dövemeyeceğimi düşünürdüm. Ayrıca ben, 29 Mart seçiminin de bana öğrettiği gibi, şu konferans, bu konferans derken işin gelip, her şeyin tanımını yeniden yapacak bir “Diyarbakır Konferansı”na dayanmasından korkardım.