Kabataş'çı gazeteci! Türkiye Gazetesine girdi

Rejimin yılmaz müdafileri Gezi olayları sırasında kara propaganda kapsamında başlıca iki yalandan medet ummuşlardı. Bir tanesi Müslümanları tahrik etmek için "Camiye girdiler, içki içtiler" yalanıydı. İmamın aksi beyanına rağmen Tayyip Erdoğan meydan meydan dolaşıp böyle konuştu.

İkinci yalan ise Kabataş'ta bellerinden yukarısı çıplak, siyah eldivenli 70 kadar erkeğin çocuklu ve hamile bir kadını tekmeledikleri, üzerine işedikleri yalanıydı. Bu yalanı önce Star yazarlarından Tayyip Erdoğan muhibbesi Elif Çakır, saldırıya uğradığını iddia eden Zehra adlı kadının ağzından yazdı. Başbakanı bu yalanı meydan meydan tekrarladı.

Ama gündüzün her saatinde yüzlerce kişinin bulunduğu Kabataş vapur, motor ve otobüs duraklarının bulunduğu mevkideki onca sokak kamerasının hiç birinden böyle bir görüntü ortaya çıkmayınca, "Kameralar bozulmuş" denildi.

Derken Haber Türk televizyonunda program yapan Balçiçek İlter, Elif Çakır aracılığıyla mağdure olduğunu iddia eden Zehra Hanım’dan randevu aldı, görüştü ve ikna olduğunda dair Star Gazetesinde yazı yayınladı.

Devamını oku: Kabataş'çı gazeteci! Türkiye Gazetesine girdi

Diyarbakır buluşması: Düğün dernekli siyasi gösteri

Tayyip Erdoğan Mesut Barzani, Şivan Perwer, İbrahim Tatlıses, Leyla Zana gibi isimlerle çıktığı Diyarbakır atraksiyonunda umduğunu bulamadı. Üstelik de evlenen 400 çiftin düğünlerini bir araya getirterek düğünleri seçim propagandası için kullandı.

400 çift bir salona dolduruldu, Tayyip Erdoğan onlara nutuk attı.. Siyasetle hiçbir ilgisi olmayan evlenme olayını siyasallaştırdı, kendi seçim propagandasına alet etti, D. Bakır milletvekili, Barzani'nin ve (son yıllarda da) Tayyip Erdoğan'ın muhibbesi olan Leyla Zana da hazirundan ve show sahnesinden eksik olmadı. Sadece mitingde değil, toplu düğünde de sahne aldı. Mitingde Tayyip Erdoğan'ın, düğünde Emine Erdoğan'ın yanından ayrılmadı..

Düğün dernekli siyaset gösterisi Tayyip Erdoğan'a yaradı mı?

Devamını oku: Diyarbakır buluşması: Düğün dernekli siyasi gösteri

Harem Ağası

Tayyip Erdoğan zaman zaman ortaya bir dinamit atar, istediği gürültüyü kopartır. Beklediği de zaten budur. Ona muhalif olanlar genellikle bunu “gündem yapmak” (gündem değiştirmek veya gündem yaratmak) diye adlandırırlar.

Fakat yaptığı o kadardan ibaret değildir. Ardında mutlaka bir emel vardır. O emel, hiç de hâlisâne değildir. Her defasında kafasının içindeki gericilik doğrultusuna adım atmaktır: Ya öyle bir yasa çıkaracaktır, düzenleme yapacaktır veya –yapmasa bile– o konu üzerindeki tartışma sayesinde kendine yeni taraftar kazanacaktır veya mevcut taraftarlarını konsolide edecektir.

Devamını oku: Harem Ağası

Eşkıyanın bu gece ne yapacağı belli olmaz

Kurban bayramı tatili günlerinde, tomalı ve biber gazlı polis eşliğinde iş makineleriyle gelen Melih Gökçek'in adamları bir gece baskınıyla ODTÜ arazisine girip üç binden fazla ağacı söktüler.

Melih Gökçek pişkin alaycılığıyla, "arkadaşlar bana sürpriz yapmışlar" dedi. Melih Gökçek'in başbakanı ağaç kesimini pür hiddet, pür şiddet savundu, kesime engel olmak isteyenleri tehdit etti. Üçüncü Boğaz köprüsü için 200.000 ağacın kesildiğini övünerek söyledikten sonra direnenleri eşkıyalıkla suçladı, kısaca şöyle dedi:

"Yol için herşey fedâ edilir çünkü yol medeniyettir. Ama medeni olmayanlar bunu anlamaz. Bizim medeniyetimizde yol engel tanımaz. Önünde cami olsa bile o camiyi yıkarız, gideriz başka yerde inşa ederiz. ODTÜ'de planı belediye yapmıştır. Belediyeler bunun için var. Plan onların yetkisinde. Burada da birileri çıkıyor bu yolu kesmek istiyor.

Devamını oku: Eşkıyanın bu gece ne yapacağı belli olmaz

Çirkin politikacının 1453 komplosu

Öyle bir politikacı düşününüz ki, kendisine karşı yaygın kitle gösterilerinde öne çıkan popüler bir kulübün "Çarşı" adlı taraftar grubuna karşı kendi gençlik örgütüne düzmece bir taraftar grubu kurdurtuyor ve bu güruh mensuplarının çoğu 80 bin seyircili bir derbi maçında stadın duvarlarını, tel örgülerini aşarak tribüne giriyorlar ve maç biterken "Allah Allah" naralarıyla, "Ya Allah, Bismillah, Allahu Ekber" haykırışlarıyla olay çıkartıyorlar. Maç tamamlanmıyor, kulüp ceza alıyor. Maçtan önce 1453 imzalı bir tweette, "Bugün Olimpiyat Stadı'nda bir pratik yaşanacak: 1453 Kartalları dost düşman herkese gerçek taraftarlık nasıldı, gösterecek" deniliyordu. Herkes "Allahu ekber"li gerçek taraftarlığı gördü. Olaylarda yakalananların siyasi hüviyetleri o kadar belli ki, hepsi Emniyet'te serbest bırakılıyorlar. Aralarında Çarşı'dan kimse yok. Çünkü Çarşı'dan sahaya giren yok. Esasen Çarşı seyircileri tribünün balkon gibi olan üst katına oturmuşlar, oradan sahaya atlamalarına da imkân yok. Amaç o kulübün Çarşı grubunu taraftar nezdinde ve kamu oyunda karalamak. Gruba bir de "1453 Kartalları" diye sağcı bir ad verilmiş. Maçlarda 34. Dakikada tribünler "Her yer Taksim, Her yer Direniş" sesleriyle inliyor. Ona karşı "İstanbul'un Fethi" dedikleri olayın adını alıyorlar.

Devamını oku: Çirkin politikacının 1453 komplosu

AKP şeflerinde kadına kıyafet serbestliği

Beyaz TV ekranlarında yayınlanan 'Ne Var Ne Yok' programına konuk olan AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, kılık kıyafet konusunda kendilerine yöneltilen eleştirileri kabul etmediklerini belirtti.

Bu açıklamanın ardından, sunuculardan dert yanan Çelik, "Dün bir kanaldaki yarışma programında sunucu öyle bir kıyafet giymiş ki, olmaz bu yani. Kimseye karıştığımız yok, ama çok aşırı. Dünyada da kabul edilemez" dedi. Çelik'in bu sözleriyle hangi sunucuyu eleştirdiği tartışma konusu oldu. Ancak çok geçmeden olayın iç yüzü ortaya çıktı.

Devamını oku: AKP şeflerinde kadına kıyafet serbestliği

Kabataş yalanları: Kameralar bozuk değilmiş

Gezi Direnişinde Tayyip Erdoğan ve bütün muhiplerinin, muhibbelerinin dillerine doladıkları 'Kabataş'ta türbanlı kadına saldırıldı' iddiası yalan mobese görüntülerinin ortaya konulmamasıyla kanıtlanmıştı.

Star Gazetesinden Elif Çakır, “saldırıya uğradığını iddia eden kadının ağzından korkunç saldırıyı” anlatıyordu: “Bellerinden yukarısı çıplak, ellerinde deri eldivenler, başlarında siyah bantlar bulunan 70-100 kadar erkek bana saldırdılar, birisi arkamdan tekmeyle beni yüzü koyun yere yıktı, bir başkası üzerime işedi, ‘bu memleketin başına ne geliyorsa sizin yüzünüzden geliyor, devrim yapacağız, ihtilâl yapacağız, hepinizi öldüreceğiz’ dediler”.

Devamını oku: Kabataş yalanları: Kameralar bozuk değilmiş

Reyhanlı’yı Nusra üstlendi

AKP Hükümeti'nin ve Başbakan Erdoğan'ın Suriye yönetiminin, hatta CHP'nin üzerine yıkmaya çalıştığı Reyhanlı'da 53 kişinin yaşamını yitirdiği çifte bombalı saldırıyı El Kaide terör örgütü üstlendi. El Kaide'nin Suriye'deki diğer kolu olan Irak Şam İslâm Devleti (IŞİD), AKP Hükümeti'ni de sınır kapılarının açılması için tehdit etti. IŞİD, Reyhanlı'yı vurduklarını şimdi Ankara ve İstanbul'a vuracaklarını söyledi. Böylece hükümetin Türkiye'de ellerini kollarını sallayarak dolaşmalarına, Suriye'ye girmelerine izin verdiği ve destek sağladığı radikal dinciler dönüp kendisini de tehdit etmeye başladı.

Devamını oku: Reyhanlı’yı Nusra üstlendi

Sandık ve demokrasi

Recep Tayyip Erdoğan ikide bir, sandıksız demokrasi diyen veya isteyen olmadığı halde “demokrasi sandıktır" diyorsa ne demektir bu? Türkiye'de islâmcı politik hareket bugüne kadar sandıktan uzak tutulmadı ki. İktidardan da uzak olmadı hiç. Sandığa sokulmadığı veya sandıktan çıksa bile islâmcılara iktidar verilmediğini imâ ediyorsa, koskoca bir yalandır. Ama bile bile söylüyor işte. Biliyor ki sağlı-sollu inananı çok. Politika yapıyor. Türkiye'de, 1912 yılının 'sopalı seçimi' hariç, kendilerine "islâmcı" diyerek siyaset yapanlar hiç bir zaman sandık dışında tutulmamıştır. 1908'den beri kurulan her sandıkta islâmcı gruplar veya siyasi hareketler vardır. Tek parti döneminin tüm sandıklarına diğerleri gibi islâmcılar da girip çıkmışlardır. Hâtta Batı'ya kesin ilticanın altyapısının hazırlıkları 1949-50 yıllarında başbakanlık verilerek, İlahiyat Fakültesi Dinler Tarihi ve İslâm Felsefesi hocası Şemseddin Günaltay'a yaptırılmıştır. Sonraki bütün seçimlerde islâmcılar gene olmuştur. Seçilmişler, koalisyonlara girişmişler, başbakan olmuşlar, devlete ve millete üstün hizmetlerde bulunmuşlardır! Gerisi yalandır.

Devamını oku: Sandık ve demokrasi

Hitler sendromu

Taksim'deki ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ “Ya yıkılacak, ya yıkılacak!” dediler. Başka yolu yokmuş. Tüm iktidar muhibbi mimar, şehirci, bahçe-meydan tasarımcısı, bilmem neci fasilesi AKP yönetimi ardında seferber oldu. “Gezi Parkı yerine ucube bir topçu kışlası yapılmasın, AKM de neden yıkılacakmış, yıkılmasın!” diye on binlerce şehirliye, “İç ve dış tefeciler lobisinin oyuncağı vatan hainleri bunlar! diyerek savaş açtılar. Yurdun dört bir bucağında yürüyüşe geçenlere karşı organize resmi saldırılar düzenleyip ilk elde altı yurtdaşı tazyikli su ve zehirli gaz kapsülleri ve içi misket doldurulmuş plastik mermilerle, kimi yerde tabanca kurşunlarıyla katlettiler. 12 insanın gözünü çıkardılar. En az yedi, sekiz bin kişi yaralandı. Daha sonra orda burda polis nezaretinde sivil giyimli, eli demir çubuklu, satırlı, bıçaklı güruhları insanların üzerine saldılar, onlara da cinayetler işlettiler.

Gezi direnişi bütün yurda yayılırken ona karşı Tayyip Erdoğan'ın, ”Evlerinde zor tutuyorum,” dediği %50'lik potansiyelden ne hâsıl edileceği görüldü. Kimi AKP kodamanlarının dahi dudakları uçukladı.

O arada AKM ile alıp veremedikleri neydi, peki?

Devamını oku: Hitler sendromu