'Zındık' iddiası: "Etnik temizlik!"

"Türkler Rumlara etnik temizlik uygulamıştır" diyen "manyaktır"...

CHP Tunceli milletvekili Hüseyin Aygün büyük bir pot daha kırdı, Türk devletinin Dersim'de yaptığı Kürt büyük katliamını hiç gereği yokken hatırlattıktan sonra şimdi de Kemalist cumhuriyeti kuran kadroların Kurtuluş Savaşı sırasında Batı Anadolu ve Trakya'da yaşayan Rum’lara “etnik temizlik” uyguladığını söyledi. Kendine ulusalcı diyenler, yarasına tuz basılmış misali hep birlikte ayağa kalktılar. En yumuşak tepkiler CHP içinden geldi, bir CHP milletvekili “Bu adam manyaktır, sapıtmıştır, delidir” dedi. “Biz Yunanistan’a gidip onların kadınlarını, çocuklarını mı öldürdük ki yaptığımız 'etnik temizlik' olsun?” diye sordu.

Diyelim ki bu CHP’lidir, der, ama sabah akşam “ben sosyalistim” diye yırtınıp duran, ulusalcıları, balyozcuları, ergenekoncuları savunan, AKP'ye karşı koalisyonlar peşinde koşanlar da Hüseyin Aygün’e çok kızdılar. Onu Türk kurtuluş savaşına çamur atmakla, “ülkenin tarihinde ‘devrimci’ ve ‘ilerici’ olana saldırmak”la suçladılar. Bunlara göre Türk cumhuriyetini Anadolu’da kuranlar Rumlara yönelik bir “etnik temizlik” yapmamışlardır. Nereden mi biliyorlar? Nutuk böyle bir şey yazmıyor! Peki nereye gitti 2 milyon Osmanlı Rum'u diye sorsanız, "Mübadele" oldu ya diyorlar.

İttihatçıların 1913'ten itibaren başlattıkları, ittihatçılığın örgütsel olarak 100'de/110, politika olarak ise kısmen farklılaşmış devamı olan kurucu Kemalist hareketin sürdürüp sonuçlandırdığı, Ermeni, Rum, Süryani gibi bütün müslüman olmayanlara uygulanan etnik temizliğin yapılıp yapılmadığı bağlamında bir tartışma açmak ayıptır. İnkâra yeltenilmesi komiktir, usandırıcı ve utandırıcıdır. Bu devletin Savunma bakanı bile daha dün uluslararası bir platformda, "etnik temizlik yapmasaydık Türk cumhuriyeti'ni kuramazdık" demişken biz neyi tartışacağız ki.

Ama sen "Türkiye Türklerindir!" dersen tartışılır. Hatırlatılır: Nasıl ve neler olmuş, kim ne yapmış da Türkiye Türklerin olmuş? Nitekim son günlerde böyle bir tartışma alevlendi de. “Anadolu kimindir?” diye soran sorana. Kürtlerindir, yok Türklerindir, hayır Balkanlardan ve Kafkaslardan göçüp gelenlerindir veya değildir diyen diyene.

"Etnik temizliğe maruz kalmadılar" denilen Anadolu Rumlarını alalım. Denir ki Lozan antlaşması gereğince “mübadele” ile gittiler. Kalanları da sonradan parça parça, kendi istekleriyle Yunanistan'a göçtüler. Eğer öyle olsaydı bu da bir "etnik temizlik" olurdu ama savaşarak değil de politika ile yapılmış olurdu.

Ama hiç öyle olmadı. Anadolu'da Rum tehciri Ermeni tehcirinden önce başladı. Balkan Savaşı yenilgisiden sonra Türkiye'de “etnik temizlik” devlet politikası hâline geldi ve ilk Rumlara uygulandı. Çanakkale Boğazının tahkimatının bahanesiyle Trakya ve Kuzey Ege Bölgesi’nde yaşamakta olan Rumlar topraklarından sökülüp atıldılar. Hayır diyorsun, Osmanlı-Alman generali Liman von Sanders’ten de iyi mi bileceksin, temizliği o yönetmişti. Kalan oldu mu diye çıktığı teftişte Ayvalık yöresinde bir kaç Rum gördü diye o bağırmıştı: "Bunlar niye hâlâ burada?" Yapan inkâr etmiyor da, sen niye inkâr ediyorsun?

Bu kadar mı? Elbet değil. “Ermeni Tehciri” denilen ve artık inkar edeni de pek kalmayan 1915-1916 yıllarının etnik temizliği sadece Ermenilere uygulanmadı. 1914-1918 arasında bir ucu Kafkasya, diğer ucu Ege olan kitlesel bir Rum kaçışı yaşandı, sayısını 400 bin diyen vardır, 180 bin diyen vardır; ama böyle bir şey olmadı, diyen yoktur. Ermeniler Güney’e, Rumlar Batı’ya tehcir edilmişlerdir.

Her hâlde bu kadardır, fazlası da olamaz diyecekseniz durunuz, daha bitmedi. Yerasimos yazdı, belgelerini de gösterdi, biraz azı veya biraz fazlası da olabilir; 1918 yılında Trabzon vilayetinde Rum nüfus bir ara Kafkaslardan ve Rusya'dan kitleler halinde göçerek gelenlerle birlikte çoğunluk oluşturmuştur. Bu fiili duruma dayanarak Venizelos 1919’da Paris Konferansı’nı Trabzon’da bir Pontus devleti kurulması yönünde referandum yapılmasına ikna etmeye çalışmıştır. Peki, 1919'da çoğunluğa geçip geçmediklerini, önerilen referandum yapılmadığı için bilemediğimiz bu Rumlar, “ilerici” ve “devrimci” üç yıllık Türk Kurtuluş Savaşı'ndan sonra nerededirler?

Söyleyelim: Trabzon’da kurulan ‘Mübadele Komisyonu’, üç yıl önce nüfusunun yarıdan fazlası Rum olan şehirde (Canik-Laziztan arası) mübadele edecek Rum bulamamıştı. O sıra Trali ailesinin Giresun'da Osman Ağa'nın (Topal) hışmından bir kaç Rum aileyi kurtardığı haberi Giresun’dan gelmişti de komisyon kendine yapacak iş bulmuştu.

Türk cumhuriyeti etnik temizlik politikasını bugüne kadar hiç terketmedi, Varlık vergisi dedi sürdürdü, 6-7 Eylül talanı ve dehşetini tertipledi, Rum kişi ve vakıf mallarına hükümet kararlarıyla el koydu, resmi yarı resmi mafyatik yöntemlere başvurdu, canından bezdirdi. Anadolu'da tek bir müslüman olmayan Rum kalmayıncaya kadar (1000 kadar var deniyor) politikasını değiştirmedi. HHÇ.

Caş biraderler Miroğlu ve Metiner

Orhan Miroğlu adını Musa Anter suikastiyle duyurmuştu. 12 Eylül'den önce Kemal Burkay'ın Özgürlük Yolu grubundaymış. 12 Eylül'de Diyarbakır Cezaevinden geçmiş, 1992 Eylül'ünde Anter'in yanında ölümden kurtulmuştu.

2007 Genel Seçimlerinde DTP tarafından Mersin'den bağımsız aday gösterilmiş ve birkaç yüz oy farkıyla seçilememişti.

Taraf Gazetesinde beş yıl kadar köşe yazarlığı yaptı, sonra Ahmet Altan'ı, “AKP'yi sert eleştiriyor, iyi niyetli değil,” diye kınayan bir yazısı yayınlandı. Miroğlu o yazısında yazılarının telif hakkını da düzenli alamadığından şikayet ediyordu.

Devamını oku...

Üniversiteye rahat gidemiyor

Tayyip Erdoğan Türk uydusunun Çin'deki uzay üssünden fırlatılmasına kumanda gösterisi yapmak için atraksiyonun yapılacağı ve canlı yayınla kamuya yansıtılacağı ODTÜ'ye gitti. Giderken yanında 3600 polis götürdü.

1000 kadar öğrenci Tayyip Erdoğan'ı üniversitede görmek istemediklerinden bahçede protesto eylemi yaptılar. 1000 öğrenciyi dağıtmak için onların üç misli tam donanımlı ve gaz bombalı polis harekete geçti. Geri kalan 600'ü başbakanlarının çevresine koruma önlemleri aldılar. Bir öğrenci başından yaralandı. 2'i gözaltına alındı. Olaylar bütün gün devam etti.

Gaz bombaları ve coplar, gözaltı ve tutuklamalar mevcut rejimin vaka-yı adiyeden (olağan olaylardan) saydığı kuvvet kullanmasıydı. Kim bilir kaçıncısıydı?

Devamını oku...

“Kemal kuşu” Sabiha Gökçen

Charlie Chaplin'in yazdığı, yönettiği ve oynadığı filmlerden “Monsieur Verdoux” onun baş eserlerinden biridir. Batının hukuk jargonunda “1. Derece cinayet” bizde ise “Taammüden cinayet” denilen suçlarından dolayı idama mahkûm edilen eski bankacı Verdoux'ya son sözü sorulduğunda şöyle der: “Barışta bir insan öldürürsünüz, sizi giyotine gönderirler, savaşta bir bomba atarsınız, bin kişiyi öldürürsünüz, sizi kahraman yapıp, madalya takarlar.”

1 Haziran 2012'de yayın hayatına başlayan “Kürt Tarihi” dergisinin Aralık 2012 sayısında Ahmet Emin Yalman isimli Tan Gazetecisinin Sabiha Gökçen'le yaptığı mülakattan bir bölüm yayınlandı. Gökçen'in insanları kitle halinde öldürmekten ne kadar haz duyduğunu anlatırken söyledikleri bana Chaplin'in sözlerini hatırlattı. Bir yıl önce aynı sözleri Gökçen Başaran İnce “Birikim”de yayınlamıştı.

Devamını oku...

Hrant suikastinin üstünü AKP rejimi örttü

Hrant Dink öldürüleli 6 yıl oluyor. Tetikçiler yakalandı, mahkûm edildi (hepsi de edilmedi, mesela Erhan Tuncel ceza almadı). Fakat böyle bir suikast elbette üç-beş lumpen Alperenin marifeti değildi. Onun öldürüleceği ihbarını alan jandarma komutanı, haberi getiren astsubaya, “tamam, ben ilgilenirim,” demiş, muhtemelen yukarıya bildirmişti. Trabzon Emniyeti haberi Emniyet Genel Müdürlüğü’ne, İstanbul Valiliği’ne bildirdiği halde hiçbir yetkili önlem almadı. Her şey açığa çıktıktan sonra bile o sorumlular hakkında idari önlem alınmadı, tersine hepsi terfi veya taltif ettirildi. İstanbul Emniyet Md. Vali yapıldı, İstanbul Valisi Tayyip Erdoğan tarafından AKP mebusluğuna atandı.

Devamını oku...