Sandık ve demokrasi

Recep Tayyip Erdoğan ikide bir, sandıksız demokrasi diyen veya isteyen olmadığı halde “demokrasi sandıktır" diyorsa ne demektir bu? Türkiye'de islâmcı politik hareket bugüne kadar sandıktan uzak tutulmadı ki. İktidardan da uzak olmadı hiç. Sandığa sokulmadığı veya sandıktan çıksa bile islâmcılara iktidar verilmediğini imâ ediyorsa, koskoca bir yalandır. Ama bile bile söylüyor işte. Biliyor ki sağlı-sollu inananı çok. Politika yapıyor. Türkiye'de, 1912 yılının 'sopalı seçimi' hariç, kendilerine "islâmcı" diyerek siyaset yapanlar hiç bir zaman sandık dışında tutulmamıştır. 1908'den beri kurulan her sandıkta islâmcı gruplar veya siyasi hareketler vardır. Tek parti döneminin tüm sandıklarına diğerleri gibi islâmcılar da girip çıkmışlardır. Hâtta Batı'ya kesin ilticanın altyapısının hazırlıkları 1949-50 yıllarında başbakanlık verilerek, İlahiyat Fakültesi Dinler Tarihi ve İslâm Felsefesi hocası Şemseddin Günaltay'a yaptırılmıştır. Sonraki bütün seçimlerde islâmcılar gene olmuştur. Seçilmişler, koalisyonlara girişmişler, başbakan olmuşlar, devlete ve millete üstün hizmetlerde bulunmuşlardır! Gerisi yalandır.

Devamını oku...

Hitler sendromu

Taksim'deki ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ “Ya yıkılacak, ya yıkılacak!” dediler. Başka yolu yokmuş. Tüm iktidar muhibbi mimar, şehirci, bahçe-meydan tasarımcısı, bilmem neci fasilesi AKP yönetimi ardında seferber oldu. “Gezi Parkı yerine ucube bir topçu kışlası yapılmasın, AKM de neden yıkılacakmış, yıkılmasın!” diye on binlerce şehirliye, “İç ve dış tefeciler lobisinin oyuncağı vatan hainleri bunlar! diyerek savaş açtılar. Yurdun dört bir bucağında yürüyüşe geçenlere karşı organize resmi saldırılar düzenleyip ilk elde altı yurtdaşı tazyikli su ve zehirli gaz kapsülleri ve içi misket doldurulmuş plastik mermilerle, kimi yerde tabanca kurşunlarıyla katlettiler. 12 insanın gözünü çıkardılar. En az yedi, sekiz bin kişi yaralandı. Daha sonra orda burda polis nezaretinde sivil giyimli, eli demir çubuklu, satırlı, bıçaklı güruhları insanların üzerine saldılar, onlara da cinayetler işlettiler.

Gezi direnişi bütün yurda yayılırken ona karşı Tayyip Erdoğan'ın, ”Evlerinde zor tutuyorum,” dediği %50'lik potansiyelden ne hâsıl edileceği görüldü. Kimi AKP kodamanlarının dahi dudakları uçukladı.

O arada AKM ile alıp veremedikleri neydi, peki?

Devamını oku...

Mağduriyet bitmiyor

Tayyip Erdoğan ve şeriklerinin siyasal ve parasal yükselişlerinde en fazla kullandıkları araçlardan birisi mağduru oynamaktı. Asker-sivil Kemalist bürokrasi de elhak o mağduriyet oyununa bol bol çanak tutmuştu.

Önce ona bir bahaneyle hüküm giydirip belediye başkanlığını elinden almış, hapse yollamıştı. Sonra, parti başkanı olduğu halde milletvekili seçimlerine sokmamıştı. 2006 Mayıs'ında bir avukat Danıştay 2. Dairesine silahlı saldırı düzenleyip, hâkim Mustafa Yücel Özbilgin'i öldürdü. Danıştay Hâkimlerinden Tansel Çölaşan (paralel devletin adamı Emin Çölaşan'ın eşi) olay mahallinde bulunmadığı halde, katilin ateş etmeden önce “Allahın askeriyim, Allahu ekber” diye bağırdığını iddia ederek laik Kemalistleri kışkırtmış, ama saldırıya uğrayan hâkimler böyle bir olayın vukû bulmadığını belirterek Tansel Çölaşan'ın yalanını teşhir etmişti. Özbilgin'in Kocatepe Camiindeki cenaze töreninde Kemalist kalabalık AKP'li bakanlara saldırmıştı. Çünkü 2. Daire türban, üniversitelerde başörtüsü yasağı lehinde karar almıştı. Komployla AKP aleyhine hava yaratılmak isteniyordu. Sonuçta saldırganın İslamcı olmadığı, içki içtiği ve paralel devletin icracılarından Veli Küçük'le yakın ilişkiler içinde olduğu ortaya çıktı. Arkasından Ümraniye bombaları, hızlı Kemalist bir emekli binbaşı ortaya çıktı. Sivri akıllıların komplosu geri tepti, Tayyip Erdoğan ve şeriklerine yeni bir mağduriyet imkânı verdi.

Devamını oku...

Faiz lobisi, Yahudi diyasporası, vesaire...

Tayyip Erdoğan Gezi Parkı eylemlerini “dış güçler”e bağladı. Türkiye'de bu alışkanlıktır, politikacı hoşlanmadığı olayları hemen dış güçlere bağlar. Soğuk Savaş yıllarında bu dış güçler –diplomatik nedenlerle SSCB diyemedikleri için– “Uluslararası Komünizm” idi.

Şimdi belirsiz bir dış güçler var. Kimdir o dış güçler? Rejimin göbeğinden bağlı olduğu ABD ve AB'den başkası değil.

Türk toplumunda zaten bariz bir paranoya vardır. Dış güçler Türkiye'yi çekemezler. Daima kuyumuzu kazarlar. Türkiye'nin gelişip güçlenmesini zinhar istemezler. Zaten Türkün Türkten başka dostu yoktur. Eskiden sadece “Dost ve kardeş Pakistan” vardı. [Fakat o da KKTC denilen korsan devleti tanımadı.]

Devamını oku...

Direnişte kadınlar

Gezi Hareketinin en somut olgularından birisi kadınların katılımının yüksek olmasıydı.

Nasıl ki, yaşadığımız Direniş günleri Cumhuriyet tarihinin en yaygın, en güçlü eylemleri ise ve insanların ortaya koydukları mücadele adeta kitaplardan öğrendiğimiz “dipten gelen dalga ise”, o ilk'in bir başka ilk'i kadınların varlığıydı.

Hem Gezi Parkının içinde yaşanılan komünal yaşam günlerinde, hem de sokaklardaki eylemlerde kadınlar en öndeydiler. Ne gazdan yıldılar, ne Tomanın ilaçlı-ilaçsız basınç suyundan korktular, ne de polis copundan çekindiler. Örneğin aradan 1,4 ay geçtikten, eylemler azaldıktan sonra bile, 6 Temmuz Taksim eyleminde polisler bir müzik grubu üyesi genç kızı yaka paça götürürlerken, annesi kızını kurtarmak için çığlık atarken, o başı dimdik ısrarla “Her Yer Taksim-Her Yer Direniş” diye haykırıyordu.

Devamını oku...