Serbest Fırka nasıl kapatıldı

fethiokyar-izmir-bwAtatürk’ün tam desteği, hem de bir hayli zorlamasıyla kurulmuştu. Faaliyete geçtiğinin üçüncü ayında parti kurucularının kendi kararlarıyla ve önceden Cumhur Başkanı’nın onayı alınarak kapatıldı. Yıl 1930’du.

Atatürk genç cumhuriyetin bu ikinci denemesinin arkasındaydı ama Başvekil İsmet Paşa böyle bir denemeyi vakitsiz bulduğunu ve akamete uğraması için elinden geleni esirgemeyeceğini açıkça belli etmişti.

SF çok kısa bir sürede “tuttu”.

Bu da onun sonunu getirdi! Partiye mübalağa tahaccüm oldu. İş Cumhuriyet Halk Fırkası’nın başkanı olan Gazi’nin öngördüğü sınırı aşmaya başlayınca her şey değişti. SF başkanı Fethi Bey (Fethi Okyar) Gazi’nin çocukluğundan beri yakın arkadaşı ve dostuydu. İktidardaki CHF elemanları (hepsi aynı zamanda valiler, kaymakamlar, vb... gibi resmi devlet memurlarıydı) ile yeni partinin yerel temsilcileri ve taraftarları arasında yurt çapında hızla sertleşen gerginlikler açık ve şiddetli çatışmaya dönüşünce Fethi Bey Gazi’den kendisini CHF’nın başkanı olarak görmediğini, iki fırka arasında tarafsız kalacağını ilan etmesini istedi. Başvekil İsmet Paşa ile kendi demokrasi denemesi arasında kalan Gazi, Fethi Bey'in talebini geri çevirdi. Halk Fırkası ile arasında kopmaz bağlar olduğunu, başından ayrılmasının söz konusu olamayacağını açıkça beyan etti. Cumhurbaşkanı ve CHF reisliği görevlerini kendi şahsında bir arada yürütecekti.

Üç ay önce kurulup faaliyete geçen Serbest Fırka’nın başkanı ve kurucular heyeti mesajı aldılar. Halkın yurt çapında büyük teveccüh gösterdiği fırkayı hemen kapatma kararı aldılar. Fethi Bey Avrupa ülkelerinden birine büyükelçi atandı. Ondan sonra 1946 yılına kadar ülkede bir başka “demokrasi” denemesine lüzum ve imkan görülmedi.

Analiz

hebdo-paris-bw-cropHerifçioğlu aklı sıra kurnaz. Yandaş ve yalaka bir TV’nin yöneticisi ve “beyni”! Paris’teki cinayetler üzerine sıcağı sıcağına “analiz” döktürüyor:

Batılılar iki yüzlüymüş. Kendi halkını katleden Beşar Esat’ı şiddetle kınıyorlarmış ama el altından, çoğu zaman da açıkça onunla birlikte iş tutuyorlarmış. Ardındaki düşünce kadar zavallı, o kadar kendi acziyeti ile malul laf salatası.

“Analiz”in sonu şöyle bağlanıyor: “Biz de bu olayı Batılıların Esed’i kınadıkları kadar şiddetle kınıyoruz!”

Ne zekâ, ne zekâ!

Bal tutan parmağını yalar

eski-bakanlar-bwBu dört bakan olayında bir tuhaflık olduğunu sizler de sezmiyor musunuz? Bu kadar “Eee, n’olmuş? Bakan da oluruz, hırsız da!” havalarında insanlara emanet bir cumhuriyette mi yaşıyoruz? Öyleyse vehamet yolsuzlukta da değil, yolsuzlarda da değildir.

Siz söyleyin, nerdedir?

Bir takım paralara (tam ne kadarsa) kalk gidelim denilmiş ama ne çalınmış, ne kadar çalınmış, orası herkesin, her birimizin çözmeye âdeta bile bile yanaşmadığı bir “muamma!”

Ortada bala bulaşık parmaklar olduğu anlaşılıyor... Neye mal olursa olsun gizli kalması gereken, devlet sırrı gibi önüne ve üzerine yatılan milyonluk kol saatlerinin, çikolata kutularında altın varaklara sarılı dolarların ortaya döküldüğü kim bilir hangi devlet görevi kendilerini serbestçe savunmaktan birilerini alıkoyuyor. İşini sağdan soldan ya da yukardan talimatlarla gördüğü apaçık Meclis soruşturma komisyonunun Meclis işini AKP gündemine indirgeyerek Yüce Divan kararı almamış olması da, belli ki, suçlananlar arasında damarına basılınca ne yapacağı belli olmayan değil, pekala bilinen delibozukların yer alıyor olmasındandır.

Dört muhterem yolsuzluk şüphelisinin parmaklarını yalama hevesinin AKP devletine maliyetinin bugüne kadar olduğuyla kalmayacağı anlaşılıyor.

Avrupa’da yabancı düşmanlığı ve faşizm yükselişte!

suriyelicocuklar-bw-cropTürkiye’de “Suriyeliler RAUS!”

İlerki günlerde bu sesi daha çok işiteceksiniz. Daha yüksek perdeden, daha çok ağızdan!

“Hiç görülmemiş LİNÇ SAHNELERİ! Birazdan!

Başı Antalya valisi çekti. Antalya’nın “turist cenneti” caddelerinde, meydanlarında, sokaklarında dilenmeye çıkan kadınlı çocuklu Suriyeli sığınmacıları (iki bine yakın insanı) “Bu şehirde sizin gibilere yer yok,” diyerek kovdu ve geri dönmelerini yasakladı.

Müslüman ve yandaş medyada manşetler her gün biraz daha büyüyordu: Avrupa ülkelerinde yabancı düşmanlığı, nefret suçları, linç çağrıları yükselişe geçmişti.

Mide meselesi

zaman-protesto-bw-cropMağdur ve mazlum hali Başefendi’nin burlardaki adamlarının üzerine oturmuyor. Onlara hiç mi hiç yakışmıyor. Dediklerine kimse inanmıyor, kanmıyor. Suçları ve gizli/açık niyetleri, tasavvurları paçalarından dökülüyor.

Şimdilerde moda hani. Düşene bir de sen vurmayacakmışsın. Oh olsun demeyecekmişsin. Densin mi, denmesin mi, onu “Ne istediler de vermedik?” diyenlerin takipçileri, anayasa referandumunda övüne gerine “Yetmez ama Evet! Evet!” diyenler düşünsün. Bizim, göbeklerine basılan taş bebekler gibi “Özgürlük!”, “Demokrasi!”, “Adalet!” diye dövüne dövüne cinayet yerinde.

Roboski

demirtas-3yılroboski-bw-cropKatliamın 3. yıldönümünde, cinayet mahallinde HDP eş başkanı şöyle diyordu: “Hukuken dosyayı kapattınız. Üstü örtüldü. Vicdanen dosyayı kapatabildiniz mi?”

İlahi Selahattin Bey! Onlarda vicdan ne arar? Müslümanız demek onlara yetiyor da artıyor bile. En başta, kendine hem C. Başkanı diyen, hem de ona değil, başkalarına tanınmış anayasal, yasal yetkileri fütursuzca gaspeden Bay Erdoğan ve yakın/uzak avenesi, onunla iş tutup milletin anasına sövenler ve buna rağmen yine de milletin onunla gurur duyan yarısı...

Ve şu, ve bu, vs...

Polis devleti

erdogan-aksaray-bw-cropAdı Aksaray’a çıkarılan meymenetsiz kuş kafesinde Cumhurbaşkanı kendi “hükümet”ini kuruyor. Hem hükümet hem değil! Yani illegal bir yürütme. Kararları nasıl, hangi hukuka ve yasal mevzuata binaen, niçün yürüyecek?

Tayyip Erdoğan diyor ki: “Okullarda Osmanlıca dersi ya zorla okutulacak ya zorla okutulacak!” Devlette fiilen ve resmen fetret var. Birisi dama çıkmış, “Ben şuyum, ben buyum, ben her şeyim. Beni tam tanımayanlar şerefsizdir!“ diye haykırıyor. Ve dönemin başbakanı olduğu söylenen zat parlamentoya bir yasa taslağı sevk ediyor: Polis sokakta istediğini vurup öldürecek, öldürmediği kim varsa kendi inisiyatifiyle içeri tıkacak.

Evet kuş kafesinden konuşan Cumhurbaşkanı ya da birinci başbakanın dediğine göre Türkiye guguk devleti değilmiş.

Hukuk devletinin en hasıymış!

İtirafçılar

gulerce-bw-cropZavallı bir kesim. Yeni ortaya çıktı. Başlarını Zaman Gazetesinin başyazarı Bay Hüseyin Gülerce çekiyor.

Bir ara iki tarafın arasını bulmaya çalıştı başaramadı. Baktı ki iş ciddi, gerekeni yaptı: AKP’ye yanaştı, Başefendisi’ne ihanet ederek itirafçı oldu.

Zaman’daki sütununda Ergenekonculara, Balyozcu denilenlere, Ahmet Şık ve Nedim Şener gibi gazeteci yazarlara “yazar kılıklı teröristler” demeye getirerek söylemediğini bırakmıyordu.

Ergenekon ya da KCK davalarında sayısız usul bozukluklarına takılan kimi naif AKP’li bakan ve milletvekillerinin gözünü korkutacak gizli/açık tehditlerden geçilmeyen dehşetengiz yazıları yayınlanıyordu. Şimdi süt dökmüş kedi!

Demek hep öyleymiş. Kimbilir kimin kağıttan kaplanıymış. Hâlâ ortalarda görülmesi aklı hür, vicdanı hür basın emekçilerine hakarettir. Hazır AKP Devletine sığınmışken bir süre tedavülden alınıp ağzı burnu estetik ameliyattan geçirildikten sonra sokağa salınması iyi olur…

Kemerleri sıkmaya çok kalmadı

Bütün alametler bunu gösteriyor. İki başlı hükümet tek başlı iken “İleri Demokrasi” uğruna halkı alabildiğine tüketime teşvik etmekteyken iki başlı olunca geri dönüp bu defa Yeni Türkiye uğruna kemerleri sıkmaya zorlamaya koyulacağı günler yaklaşıyor.

Genel seçime birkaç ay kala bastıracak bu duruma karşı AKP Devletinin ne gibi cansiperane sakınma, savunma tedbirlerine başvuracağını göreceğiz.

Aynı devlet aynı adalet

adaletdevlet-bw-cropÜç yıl oluyor, bir ağır ceza mahkemesine sunulan bilirkişi raporu esas alınarak hükme bağlanan davada üç yıl sonra aynı konuda tam tersi bir bilirkişi raporu ile önceki ağır mı ağır hüküm bozuluyor.

Neden? Nasıl?

Önce şunu bir güzel belleyin ki nedenini anlayabilesiniz: Adalet mülkün yani memleketin değil devletin temelidir. Vaktiyle her yerde burlarda da Avrupa’da da mülkün idi.

Binaenaleyh devlet yani devlet erkini ellerinde tutanlar ne vakit, hangi koşullarda nasıl bir adalet istiyorlarsa istedikleri adalet onların keyfine ve emrine amadedir. Pusula denilen alet gemi nereye giderse gitsin nasıl hep kuzeyi gösteriyorsa öyle! 27 Mayıs’ta, 12 Mart’ta, adalet denilen şeyin ne kılıklara girip çıktığını bir hatırlayın.

Hiç istisnası olmaz mı? Olur ama her biri cümrü kadar yer yakar.

Türkçe

tv-bw-cropSiz Osmanlıca diye bir dil var mı, yok mu diye tartışa durun, TÜRKÇE hepten elden gidiyor!

Hemen her evde çoluk çocuk, genç ihtiyar herkesin gece yarılarına kadar hevesle izlediği TV ekranlarında ikide bir amansızca araya giren reklam programlarında neler olduğundan haberiniz var mı?

İçinde ister Türkçe, ister Osmanlıca olsun tek bir kelimenin olmadığı, İngilizce başlayıp İngilizce devam eden, İngilizce sona eren reklam duyurularından geçilmiyor.

Çetin Altan söylemişti (adı Çetin ama yaşı doksanı çoktan aşmış olmalı. Allah ziyade etsin.) “Yirmi yıla kalmaz Türkçe diye bir dil kalmayacak,” demişti.

O bunu diyeli nerdeyse on yıl geçti.

Çok kalmadı…

Alt Kategoriler