Saray Dalkavuğu İşte Böyle Konuşur

erdogan-bw-crop“Halk polise güvenmiyor” halbuki güvenmek zorunda. TV’de konuşuyor. Kendini üç şey sanan bir şey! Böyle konuşacak.

Peki, halk güvenmemekte diretirse ne olacak?

Polis kurşunuyla ölecek.

Meclisteki kavganın özü budur.

İslam barıştır diye diye milli irade hırsızlığıyla büyüyen iktidar sarhoşu güruh halkı tehdit ediyor. Asıl onlara karşı halk güçlerinin kendilerini toparlayıp önlem almaları gerekiyor. Alınmazsa çok geçmeden o güruhtan her biri kudurmuş bir yaratığa dönecek… Ağzına geleni söylüyor.  

Söylüyor, çünkü yasalara göre ne söylerse söylesin söylediğinden sorumlu tutulamaz.

En son ne dedi? “İmralı Kandil arası kopuk” dedi. “HDP’de bölünme var” dedi.

Rüya görüyor. Daha da ötesi herkesin onunla aynı rüyayı görmesini istiyor. O rüyadan bir gün uyanacak, çok kalmadı.

İşin vahameti, onun uyanması ile büyük kıyamet kopacak! Bir kişinin kısa ve uzun vadeli yerli/yabancı çıkarlar adına devlette anarşi estirmesinin sonu kötü olacak.

Darülharp

cihadistler-bw-cropİslamda böyle bir kavram ve onun pratiğe dökülmesi yok mu? Ya da, cihat nedir? Mekkeşler Medine çöllerinden yola çıkılarak Kudüs/İskenderiye medeniyet havzaları nasıl İslam edildi? Cihat nelerden dökülen nice kanlardan sonra zihinlerde ve dillerde tasavvufun ulvi barış ve saadet zirvesine nasıl ulaştı?

Bugün olanlar günümüz Müslümanlarının darülharbi değilse ne? Hiçbir din barış dini değildir. Olamaz (belki Budizm hariç onda da Allah yoktur!).

SYRIZA ve Türkiye solu

tsipras-eu-bw-rzsdSYRIZA hükümet kurdu, popülist ilk adımlarını atmaya başladı, herkes falına bakmaya başladı: Başaracak mı? Yunan solunun bu başarısı Avrupa solunu da yükseltecek mi? Türkiye’den bakarak neyi farketmeliyiz?

Önce SYRIZA’nın nasıl bir evrene girdiğine bakmalı. Nasıl bir kedi, köpek veya aslan işeme noktaları seçerek kendine egemenlik alanı çizer, SYRIZA da aynen böyle, tehlike Doğu’daymış gibi, önce Kardak Adası’na işedi, ardından Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Güney kırsalına. “Ege Denizi balıklarındır” ve bizdeki “Aşk ve Devrim Partisi”nin soydaşı olduğuna işaret etti. Bu Evren Avrupa Sol Partisi’nin evrenidir; düş görmeye yarar.

Türkiye solunda rüşeym olarak SYRIZA çoktur ama henüz ihtiyaç olmadığı için tedavüle çıkarılmamıştır. Ortaya çıksa elbette desteklenmelidir ama tabi ne olup olmadığını da bilerek. Şöyle bir şeydir SYRIZA’lı olmak: Kapitalizmin kötüsü emekçiler ve yoksullar için felakettir. İyi kapitalizmler de var; İsveç, Danimarka, Norveç gibi... onlar gibi olmak emekçilerin ve yoksulların kurtuluşudur.

Devamını oku...

Serbest Fırka nasıl kapatıldı

fethiokyar-izmir-bwAtatürk’ün tam desteği, hem de bir hayli zorlamasıyla kurulmuştu. Faaliyete geçtiğinin üçüncü ayında parti kurucularının kendi kararlarıyla ve önceden Cumhur Başkanı’nın onayı alınarak kapatıldı. Yıl 1930’du.

Atatürk genç cumhuriyetin bu ikinci denemesinin arkasındaydı ama Başvekil İsmet Paşa böyle bir denemeyi vakitsiz bulduğunu ve akamete uğraması için elinden geleni esirgemeyeceğini açıkça belli etmişti.

SF çok kısa bir sürede “tuttu”.

Bu da onun sonunu getirdi! Partiye mübalağa tahaccüm oldu. İş Cumhuriyet Halk Fırkası’nın başkanı olan Gazi’nin öngördüğü sınırı aşmaya başlayınca her şey değişti. SF başkanı Fethi Bey (Fethi Okyar) Gazi’nin çocukluğundan beri yakın arkadaşı ve dostuydu. İktidardaki CHF elemanları (hepsi aynı zamanda valiler, kaymakamlar, vb... gibi resmi devlet memurlarıydı) ile yeni partinin yerel temsilcileri ve taraftarları arasında yurt çapında hızla sertleşen gerginlikler açık ve şiddetli çatışmaya dönüşünce Fethi Bey Gazi’den kendisini CHF’nın başkanı olarak görmediğini, iki fırka arasında tarafsız kalacağını ilan etmesini istedi. Başvekil İsmet Paşa ile kendi demokrasi denemesi arasında kalan Gazi, Fethi Bey'in talebini geri çevirdi. Halk Fırkası ile arasında kopmaz bağlar olduğunu, başından ayrılmasının söz konusu olamayacağını açıkça beyan etti. Cumhurbaşkanı ve CHF reisliği görevlerini kendi şahsında bir arada yürütecekti.

Üç ay önce kurulup faaliyete geçen Serbest Fırka’nın başkanı ve kurucular heyeti mesajı aldılar. Halkın yurt çapında büyük teveccüh gösterdiği fırkayı hemen kapatma kararı aldılar. Fethi Bey Avrupa ülkelerinden birine büyükelçi atandı. Ondan sonra 1946 yılına kadar ülkede bir başka “demokrasi” denemesine lüzum ve imkan görülmedi.

Analiz

hebdo-paris-bw-cropHerifçioğlu aklı sıra kurnaz. Yandaş ve yalaka bir TV’nin yöneticisi ve “beyni”! Paris’teki cinayetler üzerine sıcağı sıcağına “analiz” döktürüyor:

Batılılar iki yüzlüymüş. Kendi halkını katleden Beşar Esat’ı şiddetle kınıyorlarmış ama el altından, çoğu zaman da açıkça onunla birlikte iş tutuyorlarmış. Ardındaki düşünce kadar zavallı, o kadar kendi acziyeti ile malul laf salatası.

“Analiz”in sonu şöyle bağlanıyor: “Biz de bu olayı Batılıların Esed’i kınadıkları kadar şiddetle kınıyoruz!”

Ne zekâ, ne zekâ!

Bal tutan parmağını yalar

eski-bakanlar-bwBu dört bakan olayında bir tuhaflık olduğunu sizler de sezmiyor musunuz? Bu kadar “Eee, n’olmuş? Bakan da oluruz, hırsız da!” havalarında insanlara emanet bir cumhuriyette mi yaşıyoruz? Öyleyse vehamet yolsuzlukta da değil, yolsuzlarda da değildir.

Siz söyleyin, nerdedir?

Bir takım paralara (tam ne kadarsa) kalk gidelim denilmiş ama ne çalınmış, ne kadar çalınmış, orası herkesin, her birimizin çözmeye âdeta bile bile yanaşmadığı bir “muamma!”

Ortada bala bulaşık parmaklar olduğu anlaşılıyor... Neye mal olursa olsun gizli kalması gereken, devlet sırrı gibi önüne ve üzerine yatılan milyonluk kol saatlerinin, çikolata kutularında altın varaklara sarılı dolarların ortaya döküldüğü kim bilir hangi devlet görevi kendilerini serbestçe savunmaktan birilerini alıkoyuyor. İşini sağdan soldan ya da yukardan talimatlarla gördüğü apaçık Meclis soruşturma komisyonunun Meclis işini AKP gündemine indirgeyerek Yüce Divan kararı almamış olması da, belli ki, suçlananlar arasında damarına basılınca ne yapacağı belli olmayan değil, pekala bilinen delibozukların yer alıyor olmasındandır.

Dört muhterem yolsuzluk şüphelisinin parmaklarını yalama hevesinin AKP devletine maliyetinin bugüne kadar olduğuyla kalmayacağı anlaşılıyor.

Avrupa’da yabancı düşmanlığı ve faşizm yükselişte!

suriyelicocuklar-bw-cropTürkiye’de “Suriyeliler RAUS!”

İlerki günlerde bu sesi daha çok işiteceksiniz. Daha yüksek perdeden, daha çok ağızdan!

“Hiç görülmemiş LİNÇ SAHNELERİ! Birazdan!

Başı Antalya valisi çekti. Antalya’nın “turist cenneti” caddelerinde, meydanlarında, sokaklarında dilenmeye çıkan kadınlı çocuklu Suriyeli sığınmacıları (iki bine yakın insanı) “Bu şehirde sizin gibilere yer yok,” diyerek kovdu ve geri dönmelerini yasakladı.

Müslüman ve yandaş medyada manşetler her gün biraz daha büyüyordu: Avrupa ülkelerinde yabancı düşmanlığı, nefret suçları, linç çağrıları yükselişe geçmişti.

Mide meselesi

zaman-protesto-bw-cropMağdur ve mazlum hali Başefendi’nin burlardaki adamlarının üzerine oturmuyor. Onlara hiç mi hiç yakışmıyor. Dediklerine kimse inanmıyor, kanmıyor. Suçları ve gizli/açık niyetleri, tasavvurları paçalarından dökülüyor.

Şimdilerde moda hani. Düşene bir de sen vurmayacakmışsın. Oh olsun demeyecekmişsin. Densin mi, denmesin mi, onu “Ne istediler de vermedik?” diyenlerin takipçileri, anayasa referandumunda övüne gerine “Yetmez ama Evet! Evet!” diyenler düşünsün. Bizim, göbeklerine basılan taş bebekler gibi “Özgürlük!”, “Demokrasi!”, “Adalet!” diye dövüne dövüne cinayet yerinde.

Roboski

demirtas-3yılroboski-bw-cropKatliamın 3. yıldönümünde, cinayet mahallinde HDP eş başkanı şöyle diyordu: “Hukuken dosyayı kapattınız. Üstü örtüldü. Vicdanen dosyayı kapatabildiniz mi?”

İlahi Selahattin Bey! Onlarda vicdan ne arar? Müslümanız demek onlara yetiyor da artıyor bile. En başta, kendine hem C. Başkanı diyen, hem de ona değil, başkalarına tanınmış anayasal, yasal yetkileri fütursuzca gaspeden Bay Erdoğan ve yakın/uzak avenesi, onunla iş tutup milletin anasına sövenler ve buna rağmen yine de milletin onunla gurur duyan yarısı...

Ve şu, ve bu, vs...

Polis devleti

erdogan-aksaray-bw-cropAdı Aksaray’a çıkarılan meymenetsiz kuş kafesinde Cumhurbaşkanı kendi “hükümet”ini kuruyor. Hem hükümet hem değil! Yani illegal bir yürütme. Kararları nasıl, hangi hukuka ve yasal mevzuata binaen, niçün yürüyecek?

Tayyip Erdoğan diyor ki: “Okullarda Osmanlıca dersi ya zorla okutulacak ya zorla okutulacak!” Devlette fiilen ve resmen fetret var. Birisi dama çıkmış, “Ben şuyum, ben buyum, ben her şeyim. Beni tam tanımayanlar şerefsizdir!“ diye haykırıyor. Ve dönemin başbakanı olduğu söylenen zat parlamentoya bir yasa taslağı sevk ediyor: Polis sokakta istediğini vurup öldürecek, öldürmediği kim varsa kendi inisiyatifiyle içeri tıkacak.

Evet kuş kafesinden konuşan Cumhurbaşkanı ya da birinci başbakanın dediğine göre Türkiye guguk devleti değilmiş.

Hukuk devletinin en hasıymış!