Birgül hanım

İnsan ırkçı olmasa da ağzından çıkan söz onu ırkçıdan beter yapar. Siyaset ağzına geleni her yerde söyleme hafifliğini kaldırmaz. Siyasette insan ağzından ne çıkıyorsa odur. Hani, “Zırva tevil götürmez!” derler ya, o işte!

Ne ki, hanım milletvekilinin üzerine çullanan Bülent Arınç fasilesinden kartalak kurtlara da bakın siz! Kürdistan'da bugüne kadar yaptıkları, Kürt halkının eşitlik hakkını inkârdan, o inkârı sürdürmek için oluk oluk gerilla ve şehit kanı dökmekten başka ne ki? Yavuz hırsızlığın böylesine de pes yani!

Şimdi de Kürt sorununu çözüyoruz diye o inkârı sürdürmenin yeni yollarını deniyorlar. Ne için mi? Kürdistan'ın doğasını, Kürt insanının emeğini, mevcut ve gelecek her bir potansiyelini yerli/yabancı sermayeye diledikleri gibi peşkeş çekebilmek için.

Başka ne için olacak? Başbakan ne zamandır kıyameti kopara kopara sirkatin ilan ediyor. Ne dediğine bakanlar (bakarlarsa eğer) görürler.

Böylesi, istemeden ırkçı olmaktan evlâ mıdır?

Sosyal demokrasi ve CHP

CHP denilince onun bunun ağzında bir “sosyal demokrasi ilkeleri”dir gidiyor. Neymiş o ilkeler? Küresel kapitalizme her alanda hizmet!

Başka ne?

Tek bir sosyal demokrat hükümet gösterin, bundan başka bir siyaset anlayışı ve pratiği olsun! Mitterand'dan Tony Blair'e, Brezilya'da Lula'ya kadar…

CHP sosyal demokrat olmalıymış… Olacak da ne olacak? Yurtdaşın da, kendisinin de hangi arasına melhem olacak? Umumi arzu üzerine hadi olsun bakalım. Olsun da herkes görsün, sosyal demokrasi neymiş, neylermiş…

Vahim olan ne?

İbrahim Kaypakkaya'yı ölüm yıldönümünde anmak için mezarı başında bir araya gelenlere Kaypakkaya'nın annesi de katıldı. İşkence altında öldürülen oğlunun mezarına çiçek koydu.

Savcılığa çektiler, sorguya aldılar.

Ne işin vardı senin orada?” dediler. Şüpheli sıfatıyla!

Aptal mıydılar, terbiyesiz mi?

Ne?

Bundan sonra ne, peki? Neresi?

Nereye varacağı endişeyi mucip ama, asıl vahimi ne, biliyor musunuz, buraya kadar nasıl geldiği!

Rektörler

Tak! demeye görülsün, Şak! diye dört bir yandan yankısı geliyor.

Nerden buluyorlar böylelerini?

Hiç sormayın. Buluyorlar.

Demirel'in başlattığı, AKP'lilerin aksatmadan sürdürdüğü “Her kasabaya bir üniversite” kampanyasının hasılatı. Balık çiftliklerinde havuzdan kepçeyle kaldırılıp satışa sunulan azman çipuralar misali, Rektör diye oraya buraya konduruluyorlar.

ODTÜ'de devlet provokasyonu

3500 polis… 30 zırhlı araç, 10 tazyikli su sıkıcı, bir o kadar bilmem ne… Bi 20 tane tank eksikti!

Başbakan'ın hayırlı uğurlu uydusunu seyretmeye tam teşkilat hazırlıklı gittiği anlaşılıyordu. Şahide gerek yoktu. Maksat, sergilenen alet edevattan belliydi: olay çıkarmak!

Çıktı da. iyi ki polis kimseyi öldürmedi. Yoksa ters Cizvit mantığında başımıza üstat kesilen Tayyip Erdoğan, “Holigan öğrenciler öldürttü!” diyecekti.

Çözüm

AKP Kürt sorununu peyderpey çözüyormuş… “Allah var.” diyor en liberalinden en has solcusuna kadar nerdiyse herkes,“ doğruya doğru!” inkar edilemezmiş. Örnekse işte ana dilde savunma hakkıymış. Meclis'te yasalaşmış bile!

Ne örnek ama!

Çözüme gidiş buysa, önce sormalı: AKP devleti çözümden ne anlıyor? Kastı ne?

Hele bir bakın, Meclis'ten çıkan yasada ne yazıyor. Ana dilde savunma sadece savcının esas hakkında mütalaasından sonra yapılabilir ve tercüme parası savunma yapan tarafından ödenir diyor!

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu böyle “çözüm”ler için AKP devletine kredi açmaz da ne yapardı?

Morsi ve anayasası

Mısır'da anayasa referandumu yapıldı. Oy vereceklerin sayısı 52 milyon. 18 milyon sandığa gitti. Anayasa, 18 milyonun % 35'inin kabul oyuyla yürürlüğe girdi. AKP basını ve tüm sağcı/liberal/dinci cemaat zil taktı oynadı.

Mısır'da demokrasi böyle böyle kendine yer ediniyor diyenler var. Siz onu Tahrir meydanını yine işgal altında tutan ve oradan asker, polis zorbalığı ile püskürtülmek istenenlerin pabucuna anlatın!

Morsi, ardında kükreyen kalabalıklarla her istediğini yapabileceğini sanıyor. Oysa o da, partisi İhvan da ABD'nin Mısır'daki eli Mübarek ordusunun avucunda tutsak.

Mısır –8 bin yıl sonra!– daha çok kaynar. Siz de bu dünyadan göçene kadar Mısır'da daha nice anayasa oylaması görürsünüz…

Gelin güvey sorunu

“Türkiye gün geçtikçe gelişiyor. Tek nedeni, İSTİKRAR. İlk defa oluyor.”

İshak Alaton söylüyor… Sorsan, göğsünü gere gere, “Sosyal demokratım,” der. Biraz sıkıştır, halis muhlis komünist olduğunu söyleyecektir.

Bu dediği ne, peki? Hem de, “tek neden”miş, “ilk defa” oluyormuş. AKP'li biri gibi konuşuyor. Zaten onlardan biri. Başka ne ki? Bugünlerde, kendine komünist de diyebilecek biri neden AKP’li olmasın?

Bu nedir? TÜSİAD sermayesinin teslim bayrağını çekmesi mi? Yoksa tersi mi? Bize sorun, söyleyelim: Ülker'in Koç'a gelin gittiğinin resmidir.

Gün ortalaması

Ülkede iş kazalarında ölen işçi sayısı SEKİZ SAATTE BİR İŞÇİ! (Medya haberi). Sadece geçen Ocak ayında 68 işçi iş kazasına “kurban” verilmiş. (Birgün, 3 Şubat, 2013.)

Buna kaza değil CİNAYET denir deniliyor her yerde, diyen de dinleyen de bunu dediği ya da işittiği için rahatlıyor. Ölenler öldükleriyle kalıyorlar.

İş kazasına cinayet demek adeta moda.

Demek, cinayetmiş! Peki, sonra..?

Altı kazılsa görülür: Patronun tuttuğu taşeronun taşeron ustası, muhasebecisi, şusu busu ve hepsinin arkasındaki holding sahibinin CEO'su: “Efendim, biz ne yapabiliriz? Her defasında yüreğimiz paralanıyor. Yani! İşçinin canlısı ölüsünden pahalı…”

Cinayet deyip geçmek neye çare? Cinayeti düşünüp durmayı bırakın da biraz kendinize bakın!

İşveren dehası

İşverenin teki tenkısat yapacak. Bir kısım işçiyi işten çıkaracak. Noter huzurunda bizzat işçilerin kendisine kur'a çektiriyor. Kötü kura çekip işten çıkarılan işçinin öfkesi kendine dönüyor. işveren "şansına küs!" diyen gözlerle işçisine bakıyor. işçi tasını tarağını toplayıp işyerini terkediyor. Olur da bu kadar olur.