Köprüden geçmedi gelin!

Ülkenin köprü-otoyol geçiş gelirleri 25 yıllığına Koç-Ülker iştirakine satıldı. Başbakan fiyatı düşük buldu, satış iptal edildi. Başbakan itiraz etmeseydi yeterli denilen fiyat yeterli mi olacaktı? Başbakanın yetersiz bulduğu fiyata, "Yeterlidir, sattık gitti. Hayırlara vesile olsun!" diyenler hangi suçu işlemiş oldular?

Fiyatın gerçeği, doğrusu nedir? Hangisidir? Bunu niçün Başbakan biliyor? Milletin malına fiyat biçmek, sonra da ona buna satmak kimin haddinedir?

Demokrasi.

Demokrasi işte böyle bir şey.

Oturun aşağı, kına yakın!

Kürt kadını

8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde Diyarbakır'da yapılacak olan miting için billboard'lara asılan afişler yasaklandı. Diyarbakır Valiliği'nin şikayeti üzerine TMK 10. maddesine göre görevlendirilen Diyarbakır 1 No'lu Hakimliği, afişlerin toplatılmasına karar verdi.

“Rosa'lardan Sakine'lere Sözünüz sözümüzdür, Yolunuz Yolumuzdur” sloganıyla düzenlenecek olan mitingin afişlerinde Rosa Luxemburg, Clara Zetkin, Leyla Kasım, Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez'in resimleri ile DÖKH (Demokratik Özgür Kadın Hareketi) imzası yer alıyordu.

Kürt 8 Mart'ını değil Recep Tayyip, her kim olsa yasaklardı. Şimdilik bu kadar. Gün gelecek Kürt kadının tarihi nasıl olsa yazılacak.

Cemevi tartışması

Tayyip Erdoğan yine bilmeden konuşmuş. Çok konuştuğu için ne az şey bildiği görülüyor.

“Siz hiç Hristiyanlıkta kiliseden başka bir yerde ibadet edildiğini gördünüz mü?” demiş. (Milliyet. 22 Şubat 2013.)

Histiyanlıkta tek kilise var sanıyor. Oysa bir çok cemaatin (mezhebin) kendi kilisesi vardır. Hiç biri diğerine benzemez. Her cemaat kendi kilisesinde ibadet eder. Başkasının önünden bile geçmez… Protestan bir Hristiyanın Katolik kilisesinde ibadet ettiğini gören var mıymış?

Bir asker kendini niçin öldürür?

Bir değil, beş değil, on değil… Öldürmüşler işte! Son on yılda 937 insan. Son bir buçuk yılda 200!

Neden?

ABD'li Buş'un Irak'ı işgal ve istilâ günlerinde Amerikan askerlerinden birkaç hafta hava değişimi için ülkelerine gidenlerin bir haylisi geri dönmüyordu. Kendilerini vurup öldürmüş ya da zırdelirip tımarhaneye nakli mekân eylemişlerdi.

“Savaş denilen şeyin fecaati!.. Ne denir?” deyip geçmeyin. Savaş pekâlâ olmayabilir, olunca da istenirse tezelden sonu getirilir. Mümkündür. Barıştan kasıt, savaşa yatırım yapmak değilse eğer…

Şu sözler, bu ülkede son 10 yılda 937 asker kendi eliyle ölüme gitmişken, 10 yıldır ülkenin Başbakanı olan şahsa ait: “Teröristlerin hakkından gelmek için bugüne kadar ne bedel ödediysek, aynısını bundan sonra da öderiz!”

İşte bu!

Yine Ali Bulaç

Ali Bulaç yalnız kendisinin değil, aynı itikate itaati hayat yolu belleyen herkesin dilinin altındaki baklaları peyderpey çıkarmaya devam ediyor.

Bunlar kadınlardan korkuyorlar! Ödleri kopuyor. Haklılar. Kadından korkmak tüm fıtri gericiliğin müşterek alâmeti farikasıdır.

Siyasi hamakat

Dersim'li Dersim milletvekili Paris'te canına kıyılan Dersim'li Kürt militanın ailesine Dersim'de taziye ziyaretine gidiyor,,,

Bunda ne var?

Başbakan, hiç sıkılmadan, “kabadayılık” dedi. Ayıp denen bir şey vardır. Müslümanlığa da sığmaz. AKP Başbakanı'nın ağzından çıkana kulağı sağır.

Bir de… Kılıçdaroğlu! Dersimli Genel Başkan.

Ona n'oluyor?

Apolitikliğin –siyasi hamakatin– böylesi ve bu raddesi nedense daha çok CHP'de ve CHP'lilerde görülüyor. Partilerinin ilkeleri, kuralları ve kurulları varmış! Taziyeye de mi kurul kararıyla gidilecek?

Sözde oy kaygısı ile bu yolu tuttukları çok açık. Yanlış hesap Dersim'den dönecek. Onlar da görecek…

Birgül hanım

İnsan ırkçı olmasa da ağzından çıkan söz onu ırkçıdan beter yapar. Siyaset ağzına geleni her yerde söyleme hafifliğini kaldırmaz. Siyasette insan ağzından ne çıkıyorsa odur. Hani, “Zırva tevil götürmez!” derler ya, o işte!

Ne ki, hanım milletvekilinin üzerine çullanan Bülent Arınç fasilesinden kartalak kurtlara da bakın siz! Kürdistan'da bugüne kadar yaptıkları, Kürt halkının eşitlik hakkını inkârdan, o inkârı sürdürmek için oluk oluk gerilla ve şehit kanı dökmekten başka ne ki? Yavuz hırsızlığın böylesine de pes yani!

Şimdi de Kürt sorununu çözüyoruz diye o inkârı sürdürmenin yeni yollarını deniyorlar. Ne için mi? Kürdistan'ın doğasını, Kürt insanının emeğini, mevcut ve gelecek her bir potansiyelini yerli/yabancı sermayeye diledikleri gibi peşkeş çekebilmek için.

Başka ne için olacak? Başbakan ne zamandır kıyameti kopara kopara sirkatin ilan ediyor. Ne dediğine bakanlar (bakarlarsa eğer) görürler.

Böylesi, istemeden ırkçı olmaktan evlâ mıdır?

Sosyal demokrasi ve CHP

CHP denilince onun bunun ağzında bir “sosyal demokrasi ilkeleri”dir gidiyor. Neymiş o ilkeler? Küresel kapitalizme her alanda hizmet!

Başka ne?

Tek bir sosyal demokrat hükümet gösterin, bundan başka bir siyaset anlayışı ve pratiği olsun! Mitterand'dan Tony Blair'e, Brezilya'da Lula'ya kadar…

CHP sosyal demokrat olmalıymış… Olacak da ne olacak? Yurtdaşın da, kendisinin de hangi arasına melhem olacak? Umumi arzu üzerine hadi olsun bakalım. Olsun da herkes görsün, sosyal demokrasi neymiş, neylermiş…

Vahim olan ne?

İbrahim Kaypakkaya'yı ölüm yıldönümünde anmak için mezarı başında bir araya gelenlere Kaypakkaya'nın annesi de katıldı. İşkence altında öldürülen oğlunun mezarına çiçek koydu.

Savcılığa çektiler, sorguya aldılar.

Ne işin vardı senin orada?” dediler. Şüpheli sıfatıyla!

Aptal mıydılar, terbiyesiz mi?

Ne?

Bundan sonra ne, peki? Neresi?

Nereye varacağı endişeyi mucip ama, asıl vahimi ne, biliyor musunuz, buraya kadar nasıl geldiği!

Rektörler

Tak! demeye görülsün, Şak! diye dört bir yandan yankısı geliyor.

Nerden buluyorlar böylelerini?

Hiç sormayın. Buluyorlar.

Demirel'in başlattığı, AKP'lilerin aksatmadan sürdürdüğü “Her kasabaya bir üniversite” kampanyasının hasılatı. Balık çiftliklerinde havuzdan kepçeyle kaldırılıp satışa sunulan azman çipuralar misali, Rektör diye oraya buraya konduruluyorlar.