Morsi ve anayasası

Mısır'da anayasa referandumu yapıldı. Oy vereceklerin sayısı 52 milyon. 18 milyon sandığa gitti. Anayasa, 18 milyonun % 35'inin kabul oyuyla yürürlüğe girdi. AKP basını ve tüm sağcı/liberal/dinci cemaat zil taktı oynadı.

Mısır'da demokrasi böyle böyle kendine yer ediniyor diyenler var. Siz onu Tahrir meydanını yine işgal altında tutan ve oradan asker, polis zorbalığı ile püskürtülmek istenenlerin pabucuna anlatın!

Morsi, ardında kükreyen kalabalıklarla her istediğini yapabileceğini sanıyor. Oysa o da, partisi İhvan da ABD'nin Mısır'daki eli Mübarek ordusunun avucunda tutsak.

Mısır –8 bin yıl sonra!– daha çok kaynar. Siz de bu dünyadan göçene kadar Mısır'da daha nice anayasa oylaması görürsünüz…

Gelin güvey sorunu

“Türkiye gün geçtikçe gelişiyor. Tek nedeni, İSTİKRAR. İlk defa oluyor.”

İshak Alaton söylüyor… Sorsan, göğsünü gere gere, “Sosyal demokratım,” der. Biraz sıkıştır, halis muhlis komünist olduğunu söyleyecektir.

Bu dediği ne, peki? Hem de, “tek neden”miş, “ilk defa” oluyormuş. AKP'li biri gibi konuşuyor. Zaten onlardan biri. Başka ne ki? Bugünlerde, kendine komünist de diyebilecek biri neden AKP’li olmasın?

Bu nedir? TÜSİAD sermayesinin teslim bayrağını çekmesi mi? Yoksa tersi mi? Bize sorun, söyleyelim: Ülker'in Koç'a gelin gittiğinin resmidir.

Gün ortalaması

Ülkede iş kazalarında ölen işçi sayısı SEKİZ SAATTE BİR İŞÇİ! (Medya haberi). Sadece geçen Ocak ayında 68 işçi iş kazasına “kurban” verilmiş. (Birgün, 3 Şubat, 2013.)

Buna kaza değil CİNAYET denir deniliyor her yerde, diyen de dinleyen de bunu dediği ya da işittiği için rahatlıyor. Ölenler öldükleriyle kalıyorlar.

İş kazasına cinayet demek adeta moda.

Demek, cinayetmiş! Peki, sonra..?

Altı kazılsa görülür: Patronun tuttuğu taşeronun taşeron ustası, muhasebecisi, şusu busu ve hepsinin arkasındaki holding sahibinin CEO'su: “Efendim, biz ne yapabiliriz? Her defasında yüreğimiz paralanıyor. Yani! İşçinin canlısı ölüsünden pahalı…”

Cinayet deyip geçmek neye çare? Cinayeti düşünüp durmayı bırakın da biraz kendinize bakın!

İşveren dehası

İşverenin teki tenkısat yapacak. Bir kısım işçiyi işten çıkaracak. Noter huzurunda bizzat işçilerin kendisine kur'a çektiriyor. Kötü kura çekip işten çıkarılan işçinin öfkesi kendine dönüyor. işveren "şansına küs!" diyen gözlerle işçisine bakıyor. işçi tasını tarağını toplayıp işyerini terkediyor. Olur da bu kadar olur.

Ölüm Meleği

Bülent Arınç yine yaptı yapacağını. Şu sıralar çok sık yapıyor. AKP'nin on yıldan beri aralıksız süren iktidar macerasında en önde olanlara yamaklık etmekle kaldı. Şimdi gider ayak (memleketine çekilip akıllı uslu avukatlı k yapacakmış!) ön almak istiyor. Toplumun da, tek tek insanların da duygularıyla ve iyiliğe hasret kalmışlığıyla oynayarak, tövbekârlığa sığınarak adeta, vicdan avına çıkıyor.

Yaptığı hiç de empati değil. Tövbekarlıkta da ekmek olmadığını görecektir. Diyarbakır cezaevinde daha düne kadar neler olduğunu bilmiyor muydu? Sözünü ettiği o militan kızın başına gelenleri öğrenmekte neden o kadar gecikti? Hem neden, onca bâdireden sonra karşısına gelip oturan o kız? Onun başına gelenlerin kimbilir kaç beterini yaşamış –hatta ölüme yatırılmış– daha binlercesi var.

Arınç bugünlerde kalbinden taşan empati hazinesini kimselere sezdirmeden bunca yıl nasıl yaşadı? Neler eyledi?

Bu işte bir hinlik var!

Ne de olsa bir taşra avukatı işte, başka bir şey değil, ne ki deyip geçmeyin. Kabahat, onda bir değil üç şeymiş gibi ince ya da kaba bir “çıkar yol” arayan gaafillerde…

Anayasacılık oyunu

Anayasayı hazırlayan komisyon, AKP'nin başkanlık sistemi önerisi üzerine tıkanmış! Demek ki tıkanmadan önce çalışıyormuş. CHP'li, MHP'li, BDP'li komisyon üyeleri yeni bir Türkiye inşa ettikleri havasındaydılar. Anayasa yapmayı çoluk çocuk işi sanıyorlar.

Birincisi, size kim verdi anayasa yapma yetkisini? İşi bilenler “bu meclisin anayasa yapma yetkisi olmadığını” söylüyor ama siz bunun bile ne anlama geldiğini kavramaktan acizsiniz. “Kenan Evren darbeciydi yaptı, bizi ise halk seçti, niçin yapmayalım?” gibi safiyane düşüncelerle belki oyun oynanır da, anayasa yapılamaz. Kenan Evren elbette yapardı, hakkıydı!, gücü eline almış veya halk kendi gücünü ona teslim etmişti. O da yaptı. Anayasanın tadı yenmesindedir; hadi yap da görelim.

Türkten Kürde mesaj

Diyarbakır bağımsız milletvekili, AKEP başkanı, eski AP milletvekili ve Ecevit'in ünlü 11'lerinden İmar ve İskân Bakanı Şerafettin Elçi öldü ve Türklerin neredeyse tamamı “Barış Elçisi”ni kaybettik diyerek ağladılar. Kürtler Şerafettin Elçi türünden Kürt politikacıları epeydir “ortak değer” haline getirmiyor, hatta bu türü kendi değerler sisteminin dışına çıkarıyorlardı. Şerafettin Elçi'yi yüz binlerle uğurlamaları onu Kürt ortak değeri haline getirdikleri anlamına geliyorsa, kimsenin söyleyecek sözü olamaz. Ama eğer Türkler Şerafettin Elçi'yi “Kürt meselesi” bağlamında ortak değer haline getiriyorlarsa, Kürtlere bir mesaj vermiş oluyorlar. Kürtler -tabii BDP'de- Türklerin gönderdiği bu mesajı aldılar mı acaba?

Korsanlar Çamlıca Tepesi'ni gaspediyor!

İstanbul'un ve İstanbullu'ların Çamlıca Tepesi'ne cami ya da bir başka yapı (ne olursa olsun) kondurmak KORSANLIKTIR. Kamu malını düpedüz gaspetmektir. Yerine gökdelenler sitesi dikmek için Sultan Ahmet Camisi'ni yıkmakla birdir.

Çamlıca Tepesi –kendisi ve karşı yakadan ya da şehrin herhangi bir başka yerinden bakıldığında görünüşü– İstanbul'un hemşehrilerine, hatta bütün dünya halklarına ve insanlarına aittir. Onca kuşaktan bugüne kadar gelmiş tarihi mirastır. Antik Roma, Bizans, Osmanlı, yeni Türkiye… Dünyanın başka neresinde var? Zorla kaldırılıp götürülüyor. Ne uğruna? Kibrinden, hoyratlığından, zevksizliğinden geçilmez bir vehim ve ülkeyi nereye götürmekte olduğu besbelli bir politik hesap uğruna!

Asıl sorun budur.

Caminin tipi, çizimi doğru mu, değil mi? Sultan Ahmet Camisi'nin kopyasıydı, taklidiydi filan… Bunlar hep işin faso fiso yanı. En iyisi, en doğrusu da olsa oraya cami de, başka bir şey de yapılamaz. Yapılmamalı. Orası bugün nasılsa öyle kalmalı. Çocukların koşturacağı, sevdalıların baş başa çay içmeye gideceği, genç kızların voleybol oynayacağı yerler ıssız beton avluların istilâsına terkedilmemeli. (TV ve GSM kuleleri derhal kaldırılıp başka yere taşınmalı.)

İstanbul'un kalbine hançer sokuluyor!

İstanbul'a kastınız ne?

Bu da kadın öldürümü!

Adalet Bakanlığı verilerinden: 2002-2009 arasında kadın cinayetlerinde artış oranı: % 1400 (yüzde bin dört yüz!)

Bir başka kaynak, her gün 5 kadın yurtdaşın cinayete kurban gittiğini bildiriyor.

N'oluyoruz?

Kadın kaatilleri hemen her defasında korunuyor, esirgeniyor. Lamı cimi yok, öyle. Bu cinayetlerden birinin soruşturma/ iddia/ kovuşturma/ savunma/ hüküm sürecini günü gününe yakından izleyin, siz de göreceksiniz.

Sorun adalet, yargı, yargıçlar filan sorunu değil. Doğrudan SİYASİ. Kadın bedeni üzerinde iktidar davası siyasi olmaz da ne olur?

Bu “oluyoruz” işte!

İşçinin ölümü

AKP devletinin en birinci kutsalı kapitalist kalkınma, ilerleme zenginleşme tanrısına hiç aksatılmadan sunulan kurban: "Son on yılda 11.000 (on bir bin) kazada ölen işci… 2003 yılında 360 ölümlü iş kazası, 2011'de 1563 ölü işçi! (Melis Alphan, Hürriyet, 24 Kasım 2012.)

AKP iktidarında birilerinin, en alttan en üste, ikide bir, “Adam gibi ölmek”ten söz ederken kadın erkek işçi yurtdaşları öldürmekte hiç de İsrail'li Peres'ten aşağı kalmadıklarının resmi rakkamlara dökülmüş resmidir.

Kalkınmamızın, ilerlememizin, zenginleşmemizin onca maliyetinden sadece biri! Daha fazla da olabilirdi, işçinin nasibi buymuş deyin, buna da şükredin…