Baldıran

Gerillanın Türkiye dışına çıkmasına TBMM'de bir şekilde legal zemin sağlanmasını istemekte PKK mahfilleri yerden göğe kadar haklıydı.

Meclis işin içine girerse, yani barış sürecinde yer alıp, hatta öne çıkarsa ne olur? "Teröristler" tanınmış mı olur? Olursa olur. Sen dilini değiştirirsen mesele kalmaz. Otuz küsur yıldır kiminle savaşıyorsun? Gölge boksu mu yapıyordun? Kırk bin yurtdaş nerde, nasıl öldü? Şimdi kiminle barış yapacaksın? "Barış" diye ne yapmaya niyetleniyorsun?

Şekil her zaman esasa dairdir. Barış mı olacak, yoksa başka bir şey mi? Baldıran zehiri içerim diyen Başbakan'ın yine ne dediğini hiç umursamadan konuştuğu anlaşıldı. Baldıran lafı güzeldi de, boşa havalanma olduğu çabuk görüldü.

Özür meselesi

İsrail'in resmi ve aleni özüründen –son üç yılda hemen her ilişki kıyı bucak buluşmalarda el altından onarılıp düzeltildikten sonra geriye ne kalmışsa– başta Tayyip Bey olmak üzere AKP kodamanlarının çok hoşnut olduklarına emin misiniz?

Zamanlaması biraz ters düştü de... Emri vaakiydi. Kimin burnu sürttürüldü tam belli olmadı. Elde hazır fırsat bir daha nasıl ele geçer. NATO içi diplomasi bilgisayar oyunu değildir.

Önümüzdeki iki yıl içinde üç kritik seçim yapılacak. AKP sözcüleri seçim kampanyalarında Yahudi İsrail devletini cehenneme yollamakta biraz zorlanacaklar. Bu durumda, "Van minit!" manevrasının kuru bir özüre feda edilmesi en çok kimleri sevindirir? O iş, şimdi, Obama ABD'siyle özel stratejik ortaklık iddiası gütmeyen Kabalak'ların, Saadet Partili mücahitlerin eline ve diline kalacak.

Yüzde 1 oy, yüzde bir oydur!

Müjdeler kasırgası

Önümüzdeki iki yıl, evet, seçim yılları. Seçimlerden biri de, bugünden göründüğü kadarıyla Başkan seçimi. Medyada her gün "Sayın Başbakan"ın ağzından "halkı"na müjdeler yağıyor.

Yok yok!

Biri de, Fazıl Say'ın, Başkan adayının halkının dini duygularını incitecek konuşmalar yapmasına birkaç yıl boyunca yasak konulması. Başkan adayının mütedeyyin halkına kampanya hediyesi!

"Bahtsız bedevi"

Dün "ak" dediklerine yarın "kara" demekte hiç pervaları yok. Ölçülerini "Sayın Başbakanları"ndan alıyorlar. Sık sık Bülent Arınç çıkıp durumu idareye çalışıyor, bu da tek ayak üstünde ne çok yalan söylendiğini kanıtlıyor!

Tayyip Bey şu sıralar yine "edep"den söz eder oldu. Dünya âlem sanki bilmiyormuş gibi ağız bozmada kimin başı çektiğini. "Bahtsız bedevi" lafının ne demek olduğunu bilmeyenler ondan öğrendiler!

Bu kadar da yanar döner olunmaz ki!

Edep, yahu!!!

Köprüden geçmedi gelin!

Ülkenin köprü-otoyol geçiş gelirleri 25 yıllığına Koç-Ülker iştirakine satıldı. Başbakan fiyatı düşük buldu, satış iptal edildi. Başbakan itiraz etmeseydi yeterli denilen fiyat yeterli mi olacaktı? Başbakanın yetersiz bulduğu fiyata, "Yeterlidir, sattık gitti. Hayırlara vesile olsun!" diyenler hangi suçu işlemiş oldular?

Fiyatın gerçeği, doğrusu nedir? Hangisidir? Bunu niçün Başbakan biliyor? Milletin malına fiyat biçmek, sonra da ona buna satmak kimin haddinedir?

Demokrasi.

Demokrasi işte böyle bir şey.

Oturun aşağı, kına yakın!

Kürt kadını

8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde Diyarbakır'da yapılacak olan miting için billboard'lara asılan afişler yasaklandı. Diyarbakır Valiliği'nin şikayeti üzerine TMK 10. maddesine göre görevlendirilen Diyarbakır 1 No'lu Hakimliği, afişlerin toplatılmasına karar verdi.

“Rosa'lardan Sakine'lere Sözünüz sözümüzdür, Yolunuz Yolumuzdur” sloganıyla düzenlenecek olan mitingin afişlerinde Rosa Luxemburg, Clara Zetkin, Leyla Kasım, Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez'in resimleri ile DÖKH (Demokratik Özgür Kadın Hareketi) imzası yer alıyordu.

Kürt 8 Mart'ını değil Recep Tayyip, her kim olsa yasaklardı. Şimdilik bu kadar. Gün gelecek Kürt kadının tarihi nasıl olsa yazılacak.

Cemevi tartışması

Tayyip Erdoğan yine bilmeden konuşmuş. Çok konuştuğu için ne az şey bildiği görülüyor.

“Siz hiç Hristiyanlıkta kiliseden başka bir yerde ibadet edildiğini gördünüz mü?” demiş. (Milliyet. 22 Şubat 2013.)

Histiyanlıkta tek kilise var sanıyor. Oysa bir çok cemaatin (mezhebin) kendi kilisesi vardır. Hiç biri diğerine benzemez. Her cemaat kendi kilisesinde ibadet eder. Başkasının önünden bile geçmez… Protestan bir Hristiyanın Katolik kilisesinde ibadet ettiğini gören var mıymış?

Bir asker kendini niçin öldürür?

Bir değil, beş değil, on değil… Öldürmüşler işte! Son on yılda 937 insan. Son bir buçuk yılda 200!

Neden?

ABD'li Buş'un Irak'ı işgal ve istilâ günlerinde Amerikan askerlerinden birkaç hafta hava değişimi için ülkelerine gidenlerin bir haylisi geri dönmüyordu. Kendilerini vurup öldürmüş ya da zırdelirip tımarhaneye nakli mekân eylemişlerdi.

“Savaş denilen şeyin fecaati!.. Ne denir?” deyip geçmeyin. Savaş pekâlâ olmayabilir, olunca da istenirse tezelden sonu getirilir. Mümkündür. Barıştan kasıt, savaşa yatırım yapmak değilse eğer…

Şu sözler, bu ülkede son 10 yılda 937 asker kendi eliyle ölüme gitmişken, 10 yıldır ülkenin Başbakanı olan şahsa ait: “Teröristlerin hakkından gelmek için bugüne kadar ne bedel ödediysek, aynısını bundan sonra da öderiz!”

İşte bu!

Yine Ali Bulaç

Ali Bulaç yalnız kendisinin değil, aynı itikate itaati hayat yolu belleyen herkesin dilinin altındaki baklaları peyderpey çıkarmaya devam ediyor.

Bunlar kadınlardan korkuyorlar! Ödleri kopuyor. Haklılar. Kadından korkmak tüm fıtri gericiliğin müşterek alâmeti farikasıdır.

Siyasi hamakat

Dersim'li Dersim milletvekili Paris'te canına kıyılan Dersim'li Kürt militanın ailesine Dersim'de taziye ziyaretine gidiyor,,,

Bunda ne var?

Başbakan, hiç sıkılmadan, “kabadayılık” dedi. Ayıp denen bir şey vardır. Müslümanlığa da sığmaz. AKP Başbakanı'nın ağzından çıkana kulağı sağır.

Bir de… Kılıçdaroğlu! Dersimli Genel Başkan.

Ona n'oluyor?

Apolitikliğin –siyasi hamakatin– böylesi ve bu raddesi nedense daha çok CHP'de ve CHP'lilerde görülüyor. Partilerinin ilkeleri, kuralları ve kurulları varmış! Taziyeye de mi kurul kararıyla gidilecek?

Sözde oy kaygısı ile bu yolu tuttukları çok açık. Yanlış hesap Dersim'den dönecek. Onlar da görecek…