Cemevi tartışması

Tayyip Erdoğan yine bilmeden konuşmuş. Çok konuştuğu için ne az şey bildiği görülüyor.

“Siz hiç Hristiyanlıkta kiliseden başka bir yerde ibadet edildiğini gördünüz mü?” demiş. (Milliyet. 22 Şubat 2013.)

Histiyanlıkta tek kilise var sanıyor. Oysa bir çok cemaatin (mezhebin) kendi kilisesi vardır. Hiç biri diğerine benzemez. Her cemaat kendi kilisesinde ibadet eder. Başkasının önünden bile geçmez… Protestan bir Hristiyanın Katolik kilisesinde ibadet ettiğini gören var mıymış?

Bir asker kendini niçin öldürür?

Bir değil, beş değil, on değil… Öldürmüşler işte! Son on yılda 937 insan. Son bir buçuk yılda 200!

Neden?

ABD'li Buş'un Irak'ı işgal ve istilâ günlerinde Amerikan askerlerinden birkaç hafta hava değişimi için ülkelerine gidenlerin bir haylisi geri dönmüyordu. Kendilerini vurup öldürmüş ya da zırdelirip tımarhaneye nakli mekân eylemişlerdi.

“Savaş denilen şeyin fecaati!.. Ne denir?” deyip geçmeyin. Savaş pekâlâ olmayabilir, olunca da istenirse tezelden sonu getirilir. Mümkündür. Barıştan kasıt, savaşa yatırım yapmak değilse eğer…

Şu sözler, bu ülkede son 10 yılda 937 asker kendi eliyle ölüme gitmişken, 10 yıldır ülkenin Başbakanı olan şahsa ait: “Teröristlerin hakkından gelmek için bugüne kadar ne bedel ödediysek, aynısını bundan sonra da öderiz!”

İşte bu!

Yine Ali Bulaç

Ali Bulaç yalnız kendisinin değil, aynı itikate itaati hayat yolu belleyen herkesin dilinin altındaki baklaları peyderpey çıkarmaya devam ediyor.

Bunlar kadınlardan korkuyorlar! Ödleri kopuyor. Haklılar. Kadından korkmak tüm fıtri gericiliğin müşterek alâmeti farikasıdır.

Siyasi hamakat

Dersim'li Dersim milletvekili Paris'te canına kıyılan Dersim'li Kürt militanın ailesine Dersim'de taziye ziyaretine gidiyor,,,

Bunda ne var?

Başbakan, hiç sıkılmadan, “kabadayılık” dedi. Ayıp denen bir şey vardır. Müslümanlığa da sığmaz. AKP Başbakanı'nın ağzından çıkana kulağı sağır.

Bir de… Kılıçdaroğlu! Dersimli Genel Başkan.

Ona n'oluyor?

Apolitikliğin –siyasi hamakatin– böylesi ve bu raddesi nedense daha çok CHP'de ve CHP'lilerde görülüyor. Partilerinin ilkeleri, kuralları ve kurulları varmış! Taziyeye de mi kurul kararıyla gidilecek?

Sözde oy kaygısı ile bu yolu tuttukları çok açık. Yanlış hesap Dersim'den dönecek. Onlar da görecek…

Birgül hanım

İnsan ırkçı olmasa da ağzından çıkan söz onu ırkçıdan beter yapar. Siyaset ağzına geleni her yerde söyleme hafifliğini kaldırmaz. Siyasette insan ağzından ne çıkıyorsa odur. Hani, “Zırva tevil götürmez!” derler ya, o işte!

Ne ki, hanım milletvekilinin üzerine çullanan Bülent Arınç fasilesinden kartalak kurtlara da bakın siz! Kürdistan'da bugüne kadar yaptıkları, Kürt halkının eşitlik hakkını inkârdan, o inkârı sürdürmek için oluk oluk gerilla ve şehit kanı dökmekten başka ne ki? Yavuz hırsızlığın böylesine de pes yani!

Şimdi de Kürt sorununu çözüyoruz diye o inkârı sürdürmenin yeni yollarını deniyorlar. Ne için mi? Kürdistan'ın doğasını, Kürt insanının emeğini, mevcut ve gelecek her bir potansiyelini yerli/yabancı sermayeye diledikleri gibi peşkeş çekebilmek için.

Başka ne için olacak? Başbakan ne zamandır kıyameti kopara kopara sirkatin ilan ediyor. Ne dediğine bakanlar (bakarlarsa eğer) görürler.

Böylesi, istemeden ırkçı olmaktan evlâ mıdır?

Sosyal demokrasi ve CHP

CHP denilince onun bunun ağzında bir “sosyal demokrasi ilkeleri”dir gidiyor. Neymiş o ilkeler? Küresel kapitalizme her alanda hizmet!

Başka ne?

Tek bir sosyal demokrat hükümet gösterin, bundan başka bir siyaset anlayışı ve pratiği olsun! Mitterand'dan Tony Blair'e, Brezilya'da Lula'ya kadar…

CHP sosyal demokrat olmalıymış… Olacak da ne olacak? Yurtdaşın da, kendisinin de hangi arasına melhem olacak? Umumi arzu üzerine hadi olsun bakalım. Olsun da herkes görsün, sosyal demokrasi neymiş, neylermiş…

Vahim olan ne?

İbrahim Kaypakkaya'yı ölüm yıldönümünde anmak için mezarı başında bir araya gelenlere Kaypakkaya'nın annesi de katıldı. İşkence altında öldürülen oğlunun mezarına çiçek koydu.

Savcılığa çektiler, sorguya aldılar.

Ne işin vardı senin orada?” dediler. Şüpheli sıfatıyla!

Aptal mıydılar, terbiyesiz mi?

Ne?

Bundan sonra ne, peki? Neresi?

Nereye varacağı endişeyi mucip ama, asıl vahimi ne, biliyor musunuz, buraya kadar nasıl geldiği!

Rektörler

Tak! demeye görülsün, Şak! diye dört bir yandan yankısı geliyor.

Nerden buluyorlar böylelerini?

Hiç sormayın. Buluyorlar.

Demirel'in başlattığı, AKP'lilerin aksatmadan sürdürdüğü “Her kasabaya bir üniversite” kampanyasının hasılatı. Balık çiftliklerinde havuzdan kepçeyle kaldırılıp satışa sunulan azman çipuralar misali, Rektör diye oraya buraya konduruluyorlar.

ODTÜ'de devlet provokasyonu

3500 polis… 30 zırhlı araç, 10 tazyikli su sıkıcı, bir o kadar bilmem ne… Bi 20 tane tank eksikti!

Başbakan'ın hayırlı uğurlu uydusunu seyretmeye tam teşkilat hazırlıklı gittiği anlaşılıyordu. Şahide gerek yoktu. Maksat, sergilenen alet edevattan belliydi: olay çıkarmak!

Çıktı da. iyi ki polis kimseyi öldürmedi. Yoksa ters Cizvit mantığında başımıza üstat kesilen Tayyip Erdoğan, “Holigan öğrenciler öldürttü!” diyecekti.

Çözüm

AKP Kürt sorununu peyderpey çözüyormuş… “Allah var.” diyor en liberalinden en has solcusuna kadar nerdiyse herkes,“ doğruya doğru!” inkar edilemezmiş. Örnekse işte ana dilde savunma hakkıymış. Meclis'te yasalaşmış bile!

Ne örnek ama!

Çözüme gidiş buysa, önce sormalı: AKP devleti çözümden ne anlıyor? Kastı ne?

Hele bir bakın, Meclis'ten çıkan yasada ne yazıyor. Ana dilde savunma sadece savcının esas hakkında mütalaasından sonra yapılabilir ve tercüme parası savunma yapan tarafından ödenir diyor!

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu böyle “çözüm”ler için AKP devletine kredi açmaz da ne yapardı?