Tam da...

"Denk geldi... Sayın Başbakan Ergenekon'u işaret etti. Tam da savcının mütalaası üzerine yargı mensuplarına tehditler savurulduğu sırada, tam da derinlerden, "Biz bitmedik, size gününüzü göstereceğiz!" mesajı verilmişken. Tam da ummadığınız kalemlerin Ergenekon'cuların yaptıklarını hafife almaya yönelik analizler yaptığı sırada..."

Bunları yazan, işi gücü malum bir zaviyeye hizmet olanların Türkiye medyasındaki baş temsilcisi. Tam da şunun şurasında iki, üç yıl öncesinin akıldaneler ve yandaşlar fasilesinin dahi AKP'nin tuttuğu yolu eleştirir görünmekten kendilerini alamadıkları, dünün abilerinin düşman muamelesi gördüğü günlerde yazılıyor.

Şimdiye kadar böylesi bir ajan-provokatör çıkışı olmamıştı bu çeşit marifetleriyle maruf Türk medyasında. Başbakan uyarılıyor, tehdit ediliyor. Ömrü yetenler ona da "Ergenekoncu!!!" denildiği günleri görecekler.

Galatı meşhur

Çetin Altan yazdıydı. Epey oluyor. Bu gidişle yirmi otuz yıla kadar Türkçe diye bir dil kalmayacak diye.

Dediği çıkıyor. Az kaldı.

Çetin Altan endişesinde yerden göğe kadar haklı. Mimar Sinan bir yana, Türkçemizden başka gönül rahatlığıyla övünebileceğimiz neyimiz var?

Her gün, sabah akşam kulaklarımızı tırmalayan şu "... görmüş olduğunuz şey" saçmalığı veba mikrobu gibi her haneye bulaşıyor. Herkes birbirinin ağzından kapıyor. Tam bir salgın!

Bakın iş nereye vardı. Geçende kendine gazeteci ya da televizyoncu, basın mensubu –her neyse– diyen bir hatun,TV kanallarından birinde, üzerinde durduğu bir rıhtımdan ilerde bir yeri işaret ederken ne dedi dersiniz? "...üzerinde bulunmuş olduğumuz bu rıhtımdan bakınca..."

Ölür müsün, öldürür müsün!

"Galatı meşhur" yaygınlık kazanmış yanlış demektir. Yani yanlış ama, kullanıla kullanıla doğru sayılan ya da doğru olanın yerini almış olan yanlış söz. Dilin böyle böyle gelişip zenginleştiğini söyleyenler var. Çok da haksız sayılmazlar ama, ipin ucunu kaçırdınız mı dilin de işte böyle içine (afedersiniz!) ediliyor...

Kadıncağız, söyleyeceğini doğru ve anlaşılır söyleme telaşıyla konuşuyordu, besbelli. Tam da "üzerinde bulunmuş olduğumuz..." gibi bir sakillik ağzından çıkarken beyniyle dili arasında ne gibi bir irtibat –ya da rabıta– vardı acaba..?

Suriye

Baas rejimini kimyasal silah kullanmakla suçlama komplosu harekete geçti Aynısını Saddam Hüseyin'e yapmışlardı. Dünyanın gözünün içine baka baka gözlerini kırpmadan yalan söylemişlerdi. Sırf güçlerine şan katmak için 1 milyon insanı öldürdüler! Huyları kurusun, tutamıyorlar kendilerini...

Kimler? ABD'nin ve İngiltere'nin "saygı değer" siyasi liderleri, bizimkilerin her fırsatta övünerek söz ettiği stratejik ortakları! Şimdi Irak'ta yarattıkları keşmekeşin altından nasıl kalkılabileceğini düşünüp duruyorlar.

Bu kadar alçaklığa dünya niçün tahammül ediyor?

İki yol

İki yol var. Biri, Barış'tan Çözüm'e. Diğeri, Çözüm'den Barış'a. En doğrusu, barışın kalıcı olması ihtimalinin daha yüksek olduğu ikinci yol. Ne ki o yol netameli. İnsanlar bir an önce barış olsun istiyor. Her Allahın günü ölüm gösterilmekten herkes yıldı, usandı. Bu kadar acı yetti.

Barış'tan yola çıkılacak. Başka yolu yok. Barışta daha kim bilir kaç yıl havanda kan dövmenin sonu gelmeli. Bunun için herkes ısrarlı ve kararlı olmalı. Çözüm'e ne zaman, nasıl, nerde ulaşılır? Onu göreceğiz. Ne ki, nasıl olacak olursa olsun Kürt halkı –Kürt ulusu– eninde sonunda nasıl yaşamak istiyorsa öyle yaşayacak.

Çözüm'ün bir uzun vâde "ütopik" perspektifi var, bir de çözüm unsurlarını –onlar neyse– en baştan, Barış' la birlikte içermesi kaçınılmaz reel politiği. Barışla birlikte memleketin başımızdaki AKP iktidarı ile demokratikleşmeye başlayacağı safsatasına kanmamakta, sorunu Kürtlerin diledikleri gibi yaşama özlemi ardında mevzilenen karmaşık niyet ve tasavvurları gözeterek irdelemekte yarar var.

Baldıran

Gerillanın Türkiye dışına çıkmasına TBMM'de bir şekilde legal zemin sağlanmasını istemekte PKK mahfilleri yerden göğe kadar haklıydı.

Meclis işin içine girerse, yani barış sürecinde yer alıp, hatta öne çıkarsa ne olur? "Teröristler" tanınmış mı olur? Olursa olur. Sen dilini değiştirirsen mesele kalmaz. Otuz küsur yıldır kiminle savaşıyorsun? Gölge boksu mu yapıyordun? Kırk bin yurtdaş nerde, nasıl öldü? Şimdi kiminle barış yapacaksın? "Barış" diye ne yapmaya niyetleniyorsun?

Şekil her zaman esasa dairdir. Barış mı olacak, yoksa başka bir şey mi? Baldıran zehiri içerim diyen Başbakan'ın yine ne dediğini hiç umursamadan konuştuğu anlaşıldı. Baldıran lafı güzeldi de, boşa havalanma olduğu çabuk görüldü.

Özür meselesi

İsrail'in resmi ve aleni özüründen –son üç yılda hemen her ilişki kıyı bucak buluşmalarda el altından onarılıp düzeltildikten sonra geriye ne kalmışsa– başta Tayyip Bey olmak üzere AKP kodamanlarının çok hoşnut olduklarına emin misiniz?

Zamanlaması biraz ters düştü de... Emri vaakiydi. Kimin burnu sürttürüldü tam belli olmadı. Elde hazır fırsat bir daha nasıl ele geçer. NATO içi diplomasi bilgisayar oyunu değildir.

Önümüzdeki iki yıl içinde üç kritik seçim yapılacak. AKP sözcüleri seçim kampanyalarında Yahudi İsrail devletini cehenneme yollamakta biraz zorlanacaklar. Bu durumda, "Van minit!" manevrasının kuru bir özüre feda edilmesi en çok kimleri sevindirir? O iş, şimdi, Obama ABD'siyle özel stratejik ortaklık iddiası gütmeyen Kabalak'ların, Saadet Partili mücahitlerin eline ve diline kalacak.

Yüzde 1 oy, yüzde bir oydur!

Müjdeler kasırgası

Önümüzdeki iki yıl, evet, seçim yılları. Seçimlerden biri de, bugünden göründüğü kadarıyla Başkan seçimi. Medyada her gün "Sayın Başbakan"ın ağzından "halkı"na müjdeler yağıyor.

Yok yok!

Biri de, Fazıl Say'ın, Başkan adayının halkının dini duygularını incitecek konuşmalar yapmasına birkaç yıl boyunca yasak konulması. Başkan adayının mütedeyyin halkına kampanya hediyesi!

"Bahtsız bedevi"

Dün "ak" dediklerine yarın "kara" demekte hiç pervaları yok. Ölçülerini "Sayın Başbakanları"ndan alıyorlar. Sık sık Bülent Arınç çıkıp durumu idareye çalışıyor, bu da tek ayak üstünde ne çok yalan söylendiğini kanıtlıyor!

Tayyip Bey şu sıralar yine "edep"den söz eder oldu. Dünya âlem sanki bilmiyormuş gibi ağız bozmada kimin başı çektiğini. "Bahtsız bedevi" lafının ne demek olduğunu bilmeyenler ondan öğrendiler!

Bu kadar da yanar döner olunmaz ki!

Edep, yahu!!!

Köprüden geçmedi gelin!

Ülkenin köprü-otoyol geçiş gelirleri 25 yıllığına Koç-Ülker iştirakine satıldı. Başbakan fiyatı düşük buldu, satış iptal edildi. Başbakan itiraz etmeseydi yeterli denilen fiyat yeterli mi olacaktı? Başbakanın yetersiz bulduğu fiyata, "Yeterlidir, sattık gitti. Hayırlara vesile olsun!" diyenler hangi suçu işlemiş oldular?

Fiyatın gerçeği, doğrusu nedir? Hangisidir? Bunu niçün Başbakan biliyor? Milletin malına fiyat biçmek, sonra da ona buna satmak kimin haddinedir?

Demokrasi.

Demokrasi işte böyle bir şey.

Oturun aşağı, kına yakın!

Kürt kadını

8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde Diyarbakır'da yapılacak olan miting için billboard'lara asılan afişler yasaklandı. Diyarbakır Valiliği'nin şikayeti üzerine TMK 10. maddesine göre görevlendirilen Diyarbakır 1 No'lu Hakimliği, afişlerin toplatılmasına karar verdi.

“Rosa'lardan Sakine'lere Sözünüz sözümüzdür, Yolunuz Yolumuzdur” sloganıyla düzenlenecek olan mitingin afişlerinde Rosa Luxemburg, Clara Zetkin, Leyla Kasım, Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez'in resimleri ile DÖKH (Demokratik Özgür Kadın Hareketi) imzası yer alıyordu.

Kürt 8 Mart'ını değil Recep Tayyip, her kim olsa yasaklardı. Şimdilik bu kadar. Gün gelecek Kürt kadının tarihi nasıl olsa yazılacak.