"Gezi" çözüme karşı!

Tayyip Erdoğan'ın medyadaki hoparlörleri arasında Gezi Parkından çıkarak bütün yurda yayılan direnişin çözümü engellemek için çıkarıldığını –ya da öyle olmasa da çözümü geciktireceğini– söyleyenler var.

Orhan Miroğlu, Markar Esayan ve benzerleri de onlardan.

Bunlar doğrudan veya dolaylı yollardan Direnişi Kemalist, Ulusalcı ve Kürt düşmanı gibi göstermekten fayda umuyorlar.

İlk etkili kitlesel yanıtı Lice olaylarının vuku bulduğu günün akşamı direnişçilerden aldılar. Akşam forumlarından Kadıköy Yoğurtçu Park'ta yapılanı o gün diğerlerinden daha kalabalık oldu, Konu Lice'de ek karakol inşaatını protesto etmek için toplanan Kürt köylülerine ateş açılması ve resmi açıklamaya göre bir köylünün öldürülmesiydi.

Forumda Tayyip Erdoğan rejimi protesto edildi, sonra Kadıköy merkezine doğru yola çıkan kitle “Yaşasın Halkların Kardeşliği”, “ Türk-Kürt Kardeştir, Kardeşime Dokunma”,“Her Yer Lice, Her Yer Direniş”, “Diren Lice Kadıköy seninle” sloganlarıyla yürüdüler. Altıyol Mevkiine gelince göstericilerin sayısı 7-8 bine ulaşmıştı.

Gösteride belki hayatında ilk kez yürüyüşe katılmış elinde Türk bayrağı olan yaşlı bir kadının “Yaşasın Halkların Kardeşliği” diye slogan tekrarladığına tanık olduk.

Benzer yürüyüş Beşiktaş'ta da yaşandı.

Dışarıdan Tayyipçilik maskaralığa dönüşüyor.

Her yerde Gül var

Kendisinin de var olduğunu bir yerlere hatırlatmanın zamanı geldiğini kavramış görünüyor. Hemen her yerde görünüp ıkına sıkıla konuşarak bunu herkesin gözünün içine sokuyor. Sırrı Süreyya Önder'i dahi Çankaya'ya, istişareye davet etmekler filan… Ne iş?

Tayyip Bey ne kadar huylansa haklı. Bir süredir içerden ve dışardan kuşatılmakta. Kuşatmanın bir ucu Çankaya'da. Öbür ucu..?

Şu meşhur Üçüncü Köprü'nün daha inşaatı başlamamışken adının kapalı kapılar ardında konulup ilan edilmesi nerden icap etti? Bu işte özel kasıt olduğu kesin. Şu sıralar herkese mavi boncuk dağıtan Abdullah Gül konuya değiniyor da bir türlü o isimden vazgeçebiliriz demiyor…

Ne bu?

Bir de: Başbakan açıklıyor: “Reyhanlı'da elli bir Sünni vatandaşımız öldürüldü!”

Ardarda ve üstüste bu ikisi, meramın ve mesajın ne olduğunu gostermeye yetiyor.

Akıl var, izan var

Plebisit sözünü ilk kim telaffuz ettiyse, siyaset bilimi görgüsü kıt Başbakan'ın bu “hâl çaresi”ne hemen nasıl kucak açtığı görüldü. Yalnız bu bile plebisitin kimin derdine deva olacağını gösteriyor. Hele de birkaç gün sonra oylamanın bütün İstanbul'a şamil olacağına AKP Genel Merkezinde karar verilmiş olduğu açıklandıktan sonra!

Akıl varsa, izan varsa…
plebisite ne gerek var?

Kamuda sıkmabaşlar

“Sıkmabaş” avukatlar, belki çok geçmeden yargıçlar da kaplayacak ortalığı diye kaygılara kapılan, karalar bağlayanlar var. Sırf bu olmasın diye askerin kağıttan kaplan olmayı daha fazla sürdürmemesini cânı yürekten özleyenler de. Sanki yargıda her şey yolundaymış da bir bu tarafsız adalete gölge düşürecekmiş!

Tırnaklarınızı yiyin istediğiniz kadar!

Tahammül edeceksiniz. Tahammül etmediğiniz ne kaldı?

CNN haberciliği neyi haber veriyor?

ABD-TÜRKİYE stratejik ortaklığının Irak ayağında çatırdama. Merkezi (Şii) Maliki rejiminin güney Kürdistan enerji kaynaklarının özerk (Sünni) yönetimle birlikte geliştirilip işletilmesi perspektifinden dışlanmasına ABD'nin tepkisi. Maliki Amerika'nın kıymetlisiyken, “stratejik ortak” AKP devletinin Irak'ta karşıt stratejilerle oyun kurup iş çevirmeye kalkışmasına Obama'nın tahammül etmeyeceğinin açık ilanı.

Tarih şahittir…

Provokasyon her yerde, her zaman devlet güçlerinin gizli, açık ajanlarının işidir.

Gezi olaylarında “provokasyon yapan marjinal gruplar” nitelemesi lâfı güzaftır. Daha da ilerisi, kamuoyunu yanıltmaya mâtuf kasıtlı yalandır. Polis şiddeti ardına sinen iktidar yapılanmaları ve uygulamalarına hayatlarını tehlikeye atarak direnen insanlara sırf sayıları (şimdilik) az olduğu için “marjinaller” diye saldırmak provokasyonun ta kendisidir!

Gök kafes

Tayyip Erdoğan üzerine üzerine giderek buyurdu: Topçu Kışlası yeniden yapılacak! AKM yıkılacak!

Ne vizyon, ne vizyon! Aynıyla kendisi!

Yepyeni bir Taksim meydanı yapacağını söylerken meydanın göbeğinde heyula gibi dikilen musibet oteli gözü görmüyor! Onu görmediği gibi, onun biraz arkasından başını gösteren Gök Kafes denilen kazuleti, bütün şehrin –bin yılların İstanbulu'nun– utanç abidesini de görmüyor… ki vaktiyle kendisi, Belediye Başkanı iken hâlisane bir niyet ve çok doğru bir kararla o kazulet şeye haddini bildirmek üzere harekete geçmiş ama birileri yetkilerini elinden koparıp alarak o utanç abidesini “kurtarmış”lardı!

Şimdi “her şeye kaadir.” Dili, maşallah, her yere uzanıyor. Bir o Gök Kafes denilen şeye laf etmekten aciz!

Her yerde polis var!

Eskiden, yıllar yıllar önce, sokaklarda bahriyeli üniforması giydirilmiş çocuklar gezdirilirdi. Yanlarında yürüyen ebeveynlerinin kurumundan geçilmezdi.

Şimdi moda başka: Polis!

Minikler polis kılığında sergileniyor.

Değişim…
Çağın ruhu…
Normalleşme!

Başbakan'ın bakanı

Her taşın altından başını çıkarıp her yere laf yetiştiren birileri var, Başbakan'ın “BENİM bakanım, BENİM şuyum, buyum” dediği… Egemen Bağış, meselâ. Kendini yaman tilki sayıyor ama ağzından çıkana kulağı hep sağır olduğu için, en çok faka basanlardan biri. “Avrupa medyası sanki Türkiye'de olağanüstü bir durum varmış gibi herşeyi abartıyor,” dedi geçende. (16 Haziran, 2013. TV haber programlarından biri.)

Allah razı olsun!

O günkü döküm: 5 ölü. Biri polis kurşunuyla. Birkaç bin yaralı. Biber gazı kapsülüyle gözü çıkarılan 12 yurtdaş! Bütün yurtta halk ayakta. Bağış'a göre hepsi olağan!

Allah söyletiyor.

… Veritas

“Barış yapıyoruz…” diye kasım kasım kasılırken, verilen sözü tutup sınır dışına çekilen gerillalar için, “Cehenneme kadar yolları var!” diyen kim? Bülent Arınç! Bir zamanlar Erbakan hocasının en efendi tavırlı, mülayim dilli müridi. Bugün –on yıldır– Saruhan derebeyi ağzına öykünen iki yüzlü, nobran, kibir kumkuması!

İktidar budur. İnsanı çarpar, içini dışına çıkarır.