Gök kafes

Tayyip Erdoğan üzerine üzerine giderek buyurdu: Topçu Kışlası yeniden yapılacak! AKM yıkılacak!

Ne vizyon, ne vizyon! Aynıyla kendisi!

Yepyeni bir Taksim meydanı yapacağını söylerken meydanın göbeğinde heyula gibi dikilen musibet oteli gözü görmüyor! Onu görmediği gibi, onun biraz arkasından başını gösteren Gök Kafes denilen kazuleti, bütün şehrin –bin yılların İstanbulu'nun– utanç abidesini de görmüyor… ki vaktiyle kendisi, Belediye Başkanı iken hâlisane bir niyet ve çok doğru bir kararla o kazulet şeye haddini bildirmek üzere harekete geçmiş ama birileri yetkilerini elinden koparıp alarak o utanç abidesini “kurtarmış”lardı!

Şimdi “her şeye kaadir.” Dili, maşallah, her yere uzanıyor. Bir o Gök Kafes denilen şeye laf etmekten aciz!

Her yerde polis var!

Eskiden, yıllar yıllar önce, sokaklarda bahriyeli üniforması giydirilmiş çocuklar gezdirilirdi. Yanlarında yürüyen ebeveynlerinin kurumundan geçilmezdi.

Şimdi moda başka: Polis!

Minikler polis kılığında sergileniyor.

Değişim…
Çağın ruhu…
Normalleşme!

Başbakan'ın bakanı

Her taşın altından başını çıkarıp her yere laf yetiştiren birileri var, Başbakan'ın “BENİM bakanım, BENİM şuyum, buyum” dediği… Egemen Bağış, meselâ. Kendini yaman tilki sayıyor ama ağzından çıkana kulağı hep sağır olduğu için, en çok faka basanlardan biri. “Avrupa medyası sanki Türkiye'de olağanüstü bir durum varmış gibi herşeyi abartıyor,” dedi geçende. (16 Haziran, 2013. TV haber programlarından biri.)

Allah razı olsun!

O günkü döküm: 5 ölü. Biri polis kurşunuyla. Birkaç bin yaralı. Biber gazı kapsülüyle gözü çıkarılan 12 yurtdaş! Bütün yurtta halk ayakta. Bağış'a göre hepsi olağan!

Allah söyletiyor.

… Veritas

“Barış yapıyoruz…” diye kasım kasım kasılırken, verilen sözü tutup sınır dışına çekilen gerillalar için, “Cehenneme kadar yolları var!” diyen kim? Bülent Arınç! Bir zamanlar Erbakan hocasının en efendi tavırlı, mülayim dilli müridi. Bugün –on yıldır– Saruhan derebeyi ağzına öykünen iki yüzlü, nobran, kibir kumkuması!

İktidar budur. İnsanı çarpar, içini dışına çıkarır.

Çözüm

Barış ve çözüm etle tırnak gibidir. Hiç ayrılmaz değillerdir ama ayrılmaları çok zor ve çok acılı olur. Marifet onları birbirinden ayıracak koşulların cebren ve hileyle sürdürülmesine meydan vermemektir. “Barış yapalım, çözüm sayılsın” anlayışı daha baştan Barış'ı boşa çıkarır.

Kürt özgürlük hareketi buna izin vermeyecek. Çünkü bundan böyle siyasetle oyalanmaya değil, çözüme ulaşmaya kararlı. Bir kere daha yenilgiye razı gelme ve kandırılma evrelerini çoktan aştı. Siyaset silahını kimse onun elinden alamayacak.

Kopenhag Kriterleri'nin arka yüzü

Yunanistan'da bir kafe-bar çalışanı konuşuyor: “İşyerine gittiğimde duvara asılı bir duyuru gördüm: 'Toplu sözleşmenizi tek taraflı olarak feshetmiş bulunuyoruz. Yeni bir sözleşme istiyorsanız, temel ücretinizin yüzde 15 eksiğini kabul etmeniz ve bazı sosyal haklardan vazgeçmeniz gerekmektedir…' Ben vergi ödemeyince bana hırsız diyorlar. IMF benim ücretimi çaldığında bunun adına yasa deniyor,” diye yakınıyor adam.

Bu son cümleyi, hemen hemen aynı kelimelerle, İngiliz yazar Charles Dickens'in 19.Yüzyıl ortalarında kaleme aldığı herhangi bir romanında okuyabilirsiniz.

Bir de şu: Kafe-Bar çalışanlarıyla imzalanan toplu sözleşmeden söz ediliyor!

Yunanistan'daki gibi bir krizin bize niçün ve nasıl “teğet” geçtiği de bundan anlaşılmıyor mu?

İsyan

Ölü toprağı kalkmaya başladı. İsyan var!

Ne zaman? Seçimle gelen Başbakan'ın ve maiyetinin dillerinden düşmeyen “Sandık” tekerlemesinin artık gına getirmeye başladığı günlerde.

Millet ya da Halk dedikleri neyse, işte onlardı. Gezi Parkı işgalcileri. İstanbul ahalisinin mülksüzleştirilmesine, parkının elinden alınmasına itiraz eden bu şehrin çocukları. O çocukların anaları, babaları, abla ve abileri, onları tanıyan, tanımayan onca mahallenin onlarla bir ve birlik olmaya koşan sakinleri: Hemşeriler! Ankara'dakiler de. Mersin'de, Adana'da, İzmir'de meydanları, caddeleri, sokakları dolduranlar. Böcek temizler gibi sıkılan zehir katılı tazyikli suyla, kurşun niyetine ateşlenen zehirli gazla günboyu hırpalanan, tecavüze uğrayan, her gün beş on kez ölüm tehlikesi atlatan insanlar. Ve o tehlikeyi atlatamayanlar! Ölen beş kişi. Gözü çıkıp kör olan 12 kişi. Binlerce yaralı. Altmışı ağır!

Elle tutulur, gözle görülür erkek, kadın insan hepsi. Avuçları terli, ciğerleri nefes dolu. AKP rümuzu karşısında yüzde 49 bilmem kaç yazan sandık sayım cetveli değil! Sabah akşam esatiri bir yaratık gibi sözü edilen Sandık'tan dört beş yılda bir hükmünü ilan ettiği söylenen sessiz, hissiz, elinin sıcağı da olmayan, gözü ne görür, nasıl görür, ciğerlerinde kaç solukluk nefes var bilinmeyen bir şey! Temsili demokrasi denilen kapkaç oyununun neydüğü belirsiz sözde “özne”si…

Yarar yaramaz

Şu başkanlık konusu hiç gündeme gelmemeliydi. Getirilememeliydi. Getirildiyse, gelmesiyle gönderilmesi bir olmalıydı. Tayyip Erdoğan ve avenesi istiyor deniliyor. Onlar isterler. Ululemre itaat ve herkesi itaat ettirmeye niyetlenme iliklerine işlemiştir. Ebed müddet devlete taparlar. "Devlet", bilir misiniz ki, sözlükte " Servet" demektir?

Peki böyle bir şeyi –ucubeyi– istemeyenler..? Onların eli niçün armut topluyor? İş olup bittikten sonra olmazlanmak, hayıflanmak, sızlanmak, onu bunu suçlamak neye yarayacak? Ne yapılmak istendiği, ne için yapılacağı bugünden belliyken, bu yapacağınızı yapmasanız daha iyi olur demekten öte hiç bir anlam taşımayan laflar etmenin neye yarar, neye zarar olduğunu düşünmenin tam zamanıdır. Tarih yapmak, her şey olup bittikten sonra, "Biz demiştik!" diye ağlaşanların harcı değildir.

“Batsın böyle gazeteciliğiniz!”

Hangi gazetede sendikal örgütlenme ve eylem imkânı var? Niçün yok? Bu duruma gazetelerin ünü alemleri tutmuş, demokrat, insan hakları savunucusu, özgürlük meftunu yazarlarından biri olsun sesini yükselterek itiraz ediyor mu?

Her biri allameyi cihan onca yazarın, çizerin bilgeliklerini sergilediği hangi gazetede düzeltmeninden, sayfa editörüne, onun yardımcılarına, makine tamircisine vb.'ye kadar basın çalışanlarının anayasal haklarının zorbalıkla ve kalleşçe gaspedilmesini yıllardır sürdürmekte olan enerji hatları sahibi, işletmecisi, pazarlamacısı gazete patronunun işçi düşmanı tavır ve tasarruflarının bırakın o gazeteyi, herhangi bir başka gazetede açıkça eleştirildiği, mahkum edildiği hiç görülüyor mu?

Batsın böyle gazeteciliğiniz!

Tam da...

"Denk geldi... Sayın Başbakan Ergenekon'u işaret etti. Tam da savcının mütalaası üzerine yargı mensuplarına tehditler savurulduğu sırada, tam da derinlerden, "Biz bitmedik, size gününüzü göstereceğiz!" mesajı verilmişken. Tam da ummadığınız kalemlerin Ergenekon'cuların yaptıklarını hafife almaya yönelik analizler yaptığı sırada..."

Bunları yazan, işi gücü malum bir zaviyeye hizmet olanların Türkiye medyasındaki baş temsilcisi. Tam da şunun şurasında iki, üç yıl öncesinin akıldaneler ve yandaşlar fasilesinin dahi AKP'nin tuttuğu yolu eleştirir görünmekten kendilerini alamadıkları, dünün abilerinin düşman muamelesi gördüğü günlerde yazılıyor.

Şimdiye kadar böylesi bir ajan-provokatör çıkışı olmamıştı bu çeşit marifetleriyle maruf Türk medyasında. Başbakan uyarılıyor, tehdit ediliyor. Ömrü yetenler ona da "Ergenekoncu!!!" denildiği günleri görecekler.