Her yerde Gül var

Kendisinin de var olduğunu bir yerlere hatırlatmanın zamanı geldiğini kavramış görünüyor. Hemen her yerde görünüp ıkına sıkıla konuşarak bunu herkesin gözünün içine sokuyor. Sırrı Süreyya Önder'i dahi Çankaya'ya, istişareye davet etmekler filan… Ne iş?

Tayyip Bey ne kadar huylansa haklı. Bir süredir içerden ve dışardan kuşatılmakta. Kuşatmanın bir ucu Çankaya'da. Öbür ucu..?

Şu meşhur Üçüncü Köprü'nün daha inşaatı başlamamışken adının kapalı kapılar ardında konulup ilan edilmesi nerden icap etti? Bu işte özel kasıt olduğu kesin. Şu sıralar herkese mavi boncuk dağıtan Abdullah Gül konuya değiniyor da bir türlü o isimden vazgeçebiliriz demiyor…

Ne bu?

Bir de: Başbakan açıklıyor: “Reyhanlı'da elli bir Sünni vatandaşımız öldürüldü!”

Ardarda ve üstüste bu ikisi, meramın ve mesajın ne olduğunu gostermeye yetiyor.

Akıl var, izan var

Plebisit sözünü ilk kim telaffuz ettiyse, siyaset bilimi görgüsü kıt Başbakan'ın bu “hâl çaresi”ne hemen nasıl kucak açtığı görüldü. Yalnız bu bile plebisitin kimin derdine deva olacağını gösteriyor. Hele de birkaç gün sonra oylamanın bütün İstanbul'a şamil olacağına AKP Genel Merkezinde karar verilmiş olduğu açıklandıktan sonra!

Akıl varsa, izan varsa…
plebisite ne gerek var?

Kamuda sıkmabaşlar

“Sıkmabaş” avukatlar, belki çok geçmeden yargıçlar da kaplayacak ortalığı diye kaygılara kapılan, karalar bağlayanlar var. Sırf bu olmasın diye askerin kağıttan kaplan olmayı daha fazla sürdürmemesini cânı yürekten özleyenler de. Sanki yargıda her şey yolundaymış da bir bu tarafsız adalete gölge düşürecekmiş!

Tırnaklarınızı yiyin istediğiniz kadar!

Tahammül edeceksiniz. Tahammül etmediğiniz ne kaldı?

CNN haberciliği neyi haber veriyor?

ABD-TÜRKİYE stratejik ortaklığının Irak ayağında çatırdama. Merkezi (Şii) Maliki rejiminin güney Kürdistan enerji kaynaklarının özerk (Sünni) yönetimle birlikte geliştirilip işletilmesi perspektifinden dışlanmasına ABD'nin tepkisi. Maliki Amerika'nın kıymetlisiyken, “stratejik ortak” AKP devletinin Irak'ta karşıt stratejilerle oyun kurup iş çevirmeye kalkışmasına Obama'nın tahammül etmeyeceğinin açık ilanı.

Tarih şahittir…

Provokasyon her yerde, her zaman devlet güçlerinin gizli, açık ajanlarının işidir.

Gezi olaylarında “provokasyon yapan marjinal gruplar” nitelemesi lâfı güzaftır. Daha da ilerisi, kamuoyunu yanıltmaya mâtuf kasıtlı yalandır. Polis şiddeti ardına sinen iktidar yapılanmaları ve uygulamalarına hayatlarını tehlikeye atarak direnen insanlara sırf sayıları (şimdilik) az olduğu için “marjinaller” diye saldırmak provokasyonun ta kendisidir!

Gök kafes

Tayyip Erdoğan üzerine üzerine giderek buyurdu: Topçu Kışlası yeniden yapılacak! AKM yıkılacak!

Ne vizyon, ne vizyon! Aynıyla kendisi!

Yepyeni bir Taksim meydanı yapacağını söylerken meydanın göbeğinde heyula gibi dikilen musibet oteli gözü görmüyor! Onu görmediği gibi, onun biraz arkasından başını gösteren Gök Kafes denilen kazuleti, bütün şehrin –bin yılların İstanbulu'nun– utanç abidesini de görmüyor… ki vaktiyle kendisi, Belediye Başkanı iken hâlisane bir niyet ve çok doğru bir kararla o kazulet şeye haddini bildirmek üzere harekete geçmiş ama birileri yetkilerini elinden koparıp alarak o utanç abidesini “kurtarmış”lardı!

Şimdi “her şeye kaadir.” Dili, maşallah, her yere uzanıyor. Bir o Gök Kafes denilen şeye laf etmekten aciz!

Her yerde polis var!

Eskiden, yıllar yıllar önce, sokaklarda bahriyeli üniforması giydirilmiş çocuklar gezdirilirdi. Yanlarında yürüyen ebeveynlerinin kurumundan geçilmezdi.

Şimdi moda başka: Polis!

Minikler polis kılığında sergileniyor.

Değişim…
Çağın ruhu…
Normalleşme!

Başbakan'ın bakanı

Her taşın altından başını çıkarıp her yere laf yetiştiren birileri var, Başbakan'ın “BENİM bakanım, BENİM şuyum, buyum” dediği… Egemen Bağış, meselâ. Kendini yaman tilki sayıyor ama ağzından çıkana kulağı hep sağır olduğu için, en çok faka basanlardan biri. “Avrupa medyası sanki Türkiye'de olağanüstü bir durum varmış gibi herşeyi abartıyor,” dedi geçende. (16 Haziran, 2013. TV haber programlarından biri.)

Allah razı olsun!

O günkü döküm: 5 ölü. Biri polis kurşunuyla. Birkaç bin yaralı. Biber gazı kapsülüyle gözü çıkarılan 12 yurtdaş! Bütün yurtta halk ayakta. Bağış'a göre hepsi olağan!

Allah söyletiyor.

… Veritas

“Barış yapıyoruz…” diye kasım kasım kasılırken, verilen sözü tutup sınır dışına çekilen gerillalar için, “Cehenneme kadar yolları var!” diyen kim? Bülent Arınç! Bir zamanlar Erbakan hocasının en efendi tavırlı, mülayim dilli müridi. Bugün –on yıldır– Saruhan derebeyi ağzına öykünen iki yüzlü, nobran, kibir kumkuması!

İktidar budur. İnsanı çarpar, içini dışına çıkarır.

Çözüm

Barış ve çözüm etle tırnak gibidir. Hiç ayrılmaz değillerdir ama ayrılmaları çok zor ve çok acılı olur. Marifet onları birbirinden ayıracak koşulların cebren ve hileyle sürdürülmesine meydan vermemektir. “Barış yapalım, çözüm sayılsın” anlayışı daha baştan Barış'ı boşa çıkarır.

Kürt özgürlük hareketi buna izin vermeyecek. Çünkü bundan böyle siyasetle oyalanmaya değil, çözüme ulaşmaya kararlı. Bir kere daha yenilgiye razı gelme ve kandırılma evrelerini çoktan aştı. Siyaset silahını kimse onun elinden alamayacak.

Kopenhag Kriterleri'nin arka yüzü

Yunanistan'da bir kafe-bar çalışanı konuşuyor: “İşyerine gittiğimde duvara asılı bir duyuru gördüm: 'Toplu sözleşmenizi tek taraflı olarak feshetmiş bulunuyoruz. Yeni bir sözleşme istiyorsanız, temel ücretinizin yüzde 15 eksiğini kabul etmeniz ve bazı sosyal haklardan vazgeçmeniz gerekmektedir…' Ben vergi ödemeyince bana hırsız diyorlar. IMF benim ücretimi çaldığında bunun adına yasa deniyor,” diye yakınıyor adam.

Bu son cümleyi, hemen hemen aynı kelimelerle, İngiliz yazar Charles Dickens'in 19.Yüzyıl ortalarında kaleme aldığı herhangi bir romanında okuyabilirsiniz.

Bir de şu: Kafe-Bar çalışanlarıyla imzalanan toplu sözleşmeden söz ediliyor!

Yunanistan'daki gibi bir krizin bize niçün ve nasıl “teğet” geçtiği de bundan anlaşılmıyor mu?

Alt Kategoriler