Ceza mı, aklanma mı?

Ergenekon davasında ağır cezalar kesilen yüksek ordu kumandanlarının tam da bu cezalar sayesinde daha da ağır başka bir dolu suçtan yırtmış oldukları hiç aklınıza gelir miydi?

Filhakika... en ağır cezalarla adeta ödüllendirilenlerin hemen tümü otuz yıldanberi süregelen kirli savaşta Kürt halkına karşı işledikleri sayısız suçlarla övünerek kendilerini savundular. Öyle olmadı mı? En başta da, bugünün C.Başkanı ve Başbakanı'nın her fırsatta “mesai” arkadaşları olarak sahip çıktıkları eski G.K.Başkanı Başbuğ!

AKP iktidarını yaşatmam teşebbüsünü affetmeyen “yargı”, kirli savaşta işlenen en ağır suçları bu davayla yolunu bulup akladığı için AKP ricali ve cümle muhiplerince ne kadar el üstünde tutulsa azdır.

Ergenekon

Uludere'de ve son Gezi olayları sırasında işlenen cinayetlerin, zulmün, gaddarlığın sorumluları, kendilerine iltica etmemış olan bir bölüm Ergenkoncu'yu ellerindeki yargı sopasını kullanarak nasıl alt ettiklerini gösterdiler.

“Adalet yerine geldi”ydi... ya da “ ayaklar altına alındı”ydı filan, hepsi, lafı güzaftır. Kat be kat müebbetle içeri tıkılanların ikizleri, beşizleri, binlerce klonlanmış alayı en az 60 milyon emekçi ve yoksul yurtdaşın rızkına, şenliğine ve esenliğine, geleceğine musallat olan sivillerin koruculuğunu üstlenmiş, sürdürüyor. Üç falanca paşanın, baylardan beş filancanın hesabının görülmesi kime ne kazandırıyor? Buna bakmak lâzım. Hesap görülmesin diye değil, “ Görülüyor işte! ” diyenlerin dilleri altında tam ne yattığının görülmesi için!

%50

Bu ülkenin başbakanı,” % 50'yi zor evde tutuyorum!!” demişti, değil mi? Şu Fas'a kadar kaçıp giden meşhur palalı herifin Taksim'in göbeğinde güpe gündüz yediği haltların görüntülerine hele bir bakın. Orda gördüklerinizi başbakanın sözünü ettiği % 50 ile çarpın, sonra yarıya bölün, onun %0001'inin %0001'ni alın... Yetti mi?

İşte AKP iktidarının arkasındaki % 50, vs'nin en azından bir bölümü esas itibariyle budur. Gezi olayları sırasında ikinin biri resmi ağızlardan ortaya atılan yalan habere –başları kırmızı bantlı, bellerine kadar çıplak adamların başı örtülü bır kadınla kundaktaki yavrusuna saldırıp üzerlerine işedikleri'ne dair “haber ” kılıklı yalana– ve daha bir dolu başka yalana bunların tümü inanır. Hem öyle bir inanırlar ki... Tayyip Erdoğan kendisi bin pişman olur o haberleri uydurduğuna.

Ölme eşeğim ölme

Özgürlük isteyip de onun için kavga vermeden, demokrasi için uğraşıp didinmeyı göze almadan her ikisine birden kavuşmayı özleyenlerin tek çaresi, her türlü faşizan, faşist, ceberrut uygulamaya son vermesi için baştaki iktidardan medet ummaktır. “Çok güçlü”, çoğunluk destekli “karizmatik” iktidar, hazır öyle iken, bizim şu özgürlük ve demokrasi meselemizi de bir hallediverse ya... n'olur ki!

Çözmeyeceği ya da çözemeyeceği anlaşılınca geriye ne kalıyor? Yok mu bir ihtimâl daha..?

Var. İktidar bloğunda ya da iktidar partisinde ikilik, üçlük, yani bölünme, parçalanma umudu, beklentisi! Parti ile Cemaat saç saça, baş başa çekişecek... başbakanın adamlarıyla C.Başkanının adamları birbirlerine çemkirecek... herkese özgürlük ve demokrasi şansı, ola ki o zaman doğacak!

Üslup üzerine

Kibir ve nobranlık mı? Büyüklenme mi?

Kişilik arızası deyip geçmeyin. Kibrin de, büyüklenmenin de, öfkenin de –her birinin ve bir arada hepsinin– meş'um bir işlevi var.

Her biri ve hepsi birden, ülkenın toplumda olup da toplumdan olmayan, mülksüzleştirilmiş bireylerinin sömürü çarkları arasında öğütülüp harcanması için başvurulan araçlardandır. Eski zaman kadırgalarında zincire bağlı kürekçilerin sırtlarında patlayan kırbaç ne idiyse o. Ya da kaşının altında gözün var diye paylanan acemi er gibi...

“Ayaklar baş mı olacak yani!” narasını da mı siz kişisel kibir alameti sayıyorsunuz?

Sandık

Yurtdaşlardan gelen her itirazın karşısına “ SANDIK! “ diye çıkıp sabah akşam sandık sözü etmenın sonu nereye varır?

Bilenler bilmeyenlere söylesin: onun somutu, günü çattığında sandıkla oynamak, yani sayımdan SANDIK KAÇIRMAKTIR. Yerine fazla ısınmış tek parti iktidarlarında çok görülmüştür. Mesela 1946 genel seçiminde tek parti CHP iktidarı gibi...

İmam-cemaat meselesi

Başbakan kendisine ağır söz konduranlardan müthiş şikayetçi. Öyle yapmak koskoca TC'nin başbakanına hakaret oluyormuş. Öyle olsa n'olur? Bunu aklı almıyor.

İyi de, ilk ağzını bozan kendisiydi. Kasımpaşalı'lığa yatırım yapmakta yarar görmüştü. Alçaklar, namertler, ahlaksızlar, edepsizler, çapulcular, din düşmanları, şerefsizler, Aleviler..! Devletin ne kadar ağzı bozuk bir şey olduğu onun sayesinde görüldü... “ Bahtsız bedevi”yi de, kimsenın aklına ve dilinin ucuna gelmemişken T.Erdoğan telaffuz etti.

İmam bilmem n'ederse cemaat şe'der diye menkıbe bile vardır...

Hasodabaşı

Şimdi de bu çıktı. Her bişeye hazır ve nâzır. Tek koltukta bir değil, iki değil, üç karpuz taşıyor da bana mısın demiyor! Ahir zaman mürşidinin baş sahabesi...

O nereye gitse iki adım arkasında maiyetin en önünde yürüyor. Liderin ardında yükselen gölgesi midir? Yeni Mürşidi müjdeleyen devri saadet habercisi mi?

Allah cümle kullarını sivri dilinden ve eğri bakışlarından korusun!

Takıntı

Karizma zengini başbakanın kafası kürsüye çıkınca böyle işliyor. (Metinlerini kimler yazıyor acaba..?) “ Ey BM Güvenlik Konseyi! Sen ne iş yaparsın? Barış için kurulmadın mı? Beş daimi üye dünyanın kaderini belirliyor...” (Hürriyet, 25 Ağustos 2013.)

Eeee?

Beş daimi üye ile alıp veremediği ne?

Savaş çıkarmadıklarına kızıyor! Savaş çıkarmadıkları ya da savaşa cevaz vermedikleri için bir işe yaramıyorlarmış... Hangi işe? Kimin işine..?

NATO'nun kuyruğunda savaşa bulaşmaya can atan AKP devletinin işine!

Hadi canım sen de!

Cari açık kıskacı hiç şaşmadan işliyor. Artması bi türlü, azalması bi başka türlü. Kurtuluş yok. Ali Babacan henüz açıkça açık etmiyor ama içinden içinden ne dediği belli: Kriz Allah'ın emri. Bir gün herkes tadacak!

Böyle olunca iş RTE'ye düşüyor. Gündemi şirazesinden çıkaracak. Geçende, bir Türkmenistan ziyareti öncesi VİP kürsüsünde konuştu da konuştu. Tam bir manifesto! Alamanya'nı n Merkel'inden girdi, ABD'yi de esirgemeden Birleşmiş Milletler'den çıktı. Herkese verdi veriştirdi, dünyaya haddini bildirdi. Davası Mısır'dı. Demokrasi ve halkların iradesi üzerine bir sürü yave. Biz sizleri biliriz. Şöylesiniz, böylesiniz...

Yeni mi keşfettin? On iki yıl oluyor, üstadın Erbakan'ı sırtından hançerlemeden önce bu konularda ne düşünüyordun? O gündenberi kimlerle ne işler çevirmektesin?

Onca lafı güzaf arasında bir de şunu ağzından kaçırdı: “Suriye işinde bizi öne sürdüler, sonra ortada bıraktılar.”

Taşeron olduğunun açık itirafı! Pes yani... Öyleyken neymiş? Mısırda darbeciler firavun, bütün dünya firavun karşısında sus pus, kendisi konuşmaktan çekinmeyen Musa Peygambermiş!

Tam İsmet Paşalık:

Hadi canım sen de!

“Mesaj alındı”

Evet, alındı: daha çok polis, daha çok gaz lâzım!

Yetmedi, B. Arınç ardını getirdi: İş kurşun sıkmaya kadar varabilir.

Alt Kategoriler