Konvansiyonel

Başbakanın dışbakanı Suriye'nin elinden kimyasal silah depolarının alınması kararı ardından, Esed'çiler konvansiyonel silahlarla daha ne kadar insan öldürmeyi sürdürecekler diye tutturdu. Ardından B. Arınç, “Esed şimdiye kadar 150 bin cana kıydı!" tekerlemesiyle çorbaya maydanoz oldu.

“Esed” rejiminin insan canı harcamada ne kadar fütursuz olduğu biliniyor ama, bu iki malûm şahsın bundan malûmattar olmayı ne zamandanberi önemser oldukları da biliniyor! Ayrıca, o kadar canın kaçı Suriye muhalefeti denilen ve de sayıları 100'ü aşan ve düşman bellediklerı herkesin gözünü oyup yağını yemeye hazır ayrı ayrı güruhlar tarafından katledildi? Bunun sözü edilmeye değer bir hesabı, dökümü yok mu?

Var elbette. Öyle bir var ki, bu “Suriye muhalefeti”nin en gözü dönmüş karanlık unsurlarının en başta gelen destekçilerinin kimler olduğunu da biliyor bütün dünya.

Boyunlarında bunca günah yüküyle bu insanlar nasıl böyle rahat konuşabiliyorlar..?

Siyaset

Süreç yürümüyor... Yürümez. Baştaki AKP iktidarı sürgit iktidar olmayı, hem de tek parti iktidarı olmayı tehlikeye atamaz. Sürecin yürekleri ağızlara getirerekten mümkün oluşu kadar yerinde sayması AKP devleti için hayat memat meselesidir.

Süreç dediğiniz eğer Kürtlerin –AKP'ye oy verenlerin büyük bölümünün dahi– özleyip istediği menzile ulaşacaksa, buna AKP'den katkı beklemek abesle iştigaldir. Kürtlerin ve Türklerin ortak çıkarı ve geleceği için AKP'yi sallamadan işe birlikte sarılmaktan başka çare olmadığı ayan beyan görülecek. Çok kalmadı.

Her iki halk için de iş başa düşmüştür.

Reel siyaset zamanıdır.

Ortak

Özel bir fabrika iflas etmek üzere. İşçiler aylardır birikmiş ücretlerini, mahkemeden karar çıkarttıkları halde alamayınca eyleme geçip yolu kesiyorlar. Yolda kalan herkeste bir homurdanma: “Üç saattir bekliyoruz. Bu ne kahır, yahu?”

Senin çektiğin kahır da, işçinin çektiği ne? Eylem niye yapılıyor? Herkes kahırın ne olduğunu görsün, anlasın diye! Yolda çektiğin kahrın hesabını işçinin hakkını yiyen işverenden soracağın yerde niçin hakkı yenen işçiden soruyorsun?

İşin içinde fabrika sahibinin suçuna ortak olmak var. Ona göre!

KeCeKe

İş diyalog olmaktan çıksın, müzakere başlasın dendi.

Keceke yapılanmasını merkeze alan bir müzakere olmadan müzakereye müzakere denilebilir mi? Q, W, X “sorunu”nun çözümü ne gibi bir müzakerenin ürünü olabilir?

AKP devleti işi iyi niyetle ve gereken ciddiyetle yürütmeye kararlıysa ilk iş , seçilmiş milletvekilleri başta olmak üzere hapisteki tüm KCK'liler tezelden tahliye edilmeli... ki “ bağımsız yargı karşısında çaresiz” numarasına yatan hükümetin iyi niyetinden şüphe edenler ne kadar haklı, ne kadar haksız görelim bakalım...

Balyoz

Dava adeta yeni bir Çağ açmış. Önemli olan buymuş. Gerisi –usulü çiğnemeler, yasalara takla attırmalar filan– teferruatmış!

Ordunun en üst kadroları otuz yıldır süren kirli savaş boyunca “vatani görev” adı altında işledikleri onca suçtan adeta arındırıldılar, 2002 emri vaaki erken seçimi komplosuyla başa geçirilen A-KA-PE iktidarını devirmeye kalkma suçundan içeri tıkıldılar.

Türkiye siyasetinin “Milad”lar birikimine bir de bu katıldı.

Hayırlara vesile olacak inşallah!

Örgüt

Yargıtay, “Örgüt vardır...” diyerek Hrant Dink mahkemesinin ucube kararını bozdu. Örgüt yok değil, pekâlâ varmış ama, örgüt milliyetçi duyguları galeyâna gelmiş birkaç gencin aralarında oluşturduğu bir “suç çetesi” ymiş !

Kim inandı buna?

En büyük, en yüce, gözü kara, dehşetengiz yetkilerle donanmış insanlık suçlusu örgütün hangisi olduğunu bilmeyen var mı?

Varsa, çıksın ortaya.

Çözüm

AKP devleti “barış”ı, yani ateşkes durumunu, çatışmaların, ölümlerin ardının kesilmiş olmasını kendine maletmeye kalktıktan sonra şimdi de, “İşte size demokrasi paketi! Ardı da gelecek, SÖZ! Daha ne çözümü istiyorsunuz?" diye adeta meydan okuyor. Çözüm mözüm istemediğini, asla istemeyeceğini, sürece sureta katılır görünmekten başka bir kastı ve seçeneği olmadığını, olamayacağını Kızılcık söylemişti.

Sözümona çözüm yolunda demokratikleşme dediklerinin de ne olduğu ortaya dökülünce vehbinin kerrakesi daha iyi anlaşıldı.

En iyisi, tufeyli AKPerestleri rahat bırakmaktır. AKP'nin eteklerini gittiği yere kadar taşısınlar. Günü geldiğinde, “Oh be, damardan AKP'li olmak varmış!” diyerek, AKP'den hep “birşeyler” ummakla geçen yılların stresinden kurtulacaklardır. Utanmalarına gerek kalmayacaktır.

Niçün?

Roboski/Uludere'de ne olmuştu?

35 can göz göre göre parçalanarak öldürüldü. Tam bir katliam! Bir rejimin kendi halkını acımasızca katletmesiydi.

İki yıl geçti. Emri kim verdi? Nasıl yapıldı? Pekâlâ biliniyor da bilinmezden geliniyor. Olay ve sorumluları sözümona “Adalet”in karanlık dehlizlerinde unutturuldu gidiyor...

Gezi'de sökülen ağaçlarla başlayan olaylar için koparılan haklı kıyameti yurdun dört bir köşesine taşıyanlar niçün Roboski kurbanları ve mağdurları için de birkaç TIR yükü zehirli gaz (kimyasal) yutma bahasına da olsa ayağa kalkmazlar..?

Kasa

Çevre ve Şehircilik Bakanı imiş. “Rant oluşmazsa, özel sektör para kazanmazsa ülke kalkınamaz” diyor. Besbelli ki kafası rantdan başka bir şeye basmıyor. “İnşaat ya resulallah!” bu zata cuk oturuyor. Ne bakanı, düpedüz AKP’nin kasası.

Lapsus

Türkçesi: Allah söyletir!

“Kadına şiddetle uğraşacağınıza, insanlığa karşı işlenen cinayetlerle uğraşın! ” Diyanet İşleri Başkanı olacak bir bay söyledi bunu. Söyler. Söyler de, ayrıca Sayın Başbakanı ile aynı görüşte olduğunu acele kayda geçirmesi gerektiğini de düşünmüş olmalı...

Sonradan uyandı. Öyle demek istememiş de, yanlış anlaşılmış da, yok efendim, kötü niyetlilerin saptırmasıymış da, filan... Gitsin derdini şunun bunun pabucuna anlatsın!

Burası Türkiye. Hükümet neyse Diyanet odur. Kadın düşmanlığı iliklerine işlemiştir. Dile kolay: Son on yıldır her Allahın günü nerdeyse 5 kadın öldürülüyor bu memlekette!