Niçün?

Roboski/Uludere'de ne olmuştu?

35 can göz göre göre parçalanarak öldürüldü. Tam bir katliam! Bir rejimin kendi halkını acımasızca katletmesiydi.

İki yıl geçti. Emri kim verdi? Nasıl yapıldı? Pekâlâ biliniyor da bilinmezden geliniyor. Olay ve sorumluları sözümona “Adalet”in karanlık dehlizlerinde unutturuldu gidiyor...

Gezi'de sökülen ağaçlarla başlayan olaylar için koparılan haklı kıyameti yurdun dört bir köşesine taşıyanlar niçün Roboski kurbanları ve mağdurları için de birkaç TIR yükü zehirli gaz (kimyasal) yutma bahasına da olsa ayağa kalkmazlar..?

Kasa

Çevre ve Şehircilik Bakanı imiş. “Rant oluşmazsa, özel sektör para kazanmazsa ülke kalkınamaz” diyor. Besbelli ki kafası rantdan başka bir şeye basmıyor. “İnşaat ya resulallah!” bu zata cuk oturuyor. Ne bakanı, düpedüz AKP’nin kasası.

Lapsus

Türkçesi: Allah söyletir!

“Kadına şiddetle uğraşacağınıza, insanlığa karşı işlenen cinayetlerle uğraşın! ” Diyanet İşleri Başkanı olacak bir bay söyledi bunu. Söyler. Söyler de, ayrıca Sayın Başbakanı ile aynı görüşte olduğunu acele kayda geçirmesi gerektiğini de düşünmüş olmalı...

Sonradan uyandı. Öyle demek istememiş de, yanlış anlaşılmış da, yok efendim, kötü niyetlilerin saptırmasıymış da, filan... Gitsin derdini şunun bunun pabucuna anlatsın!

Burası Türkiye. Hükümet neyse Diyanet odur. Kadın düşmanlığı iliklerine işlemiştir. Dile kolay: Son on yıldır her Allahın günü nerdeyse 5 kadın öldürülüyor bu memlekette!

Ceza mı, aklanma mı?

Ergenekon davasında ağır cezalar kesilen yüksek ordu kumandanlarının tam da bu cezalar sayesinde daha da ağır başka bir dolu suçtan yırtmış oldukları hiç aklınıza gelir miydi?

Filhakika... en ağır cezalarla adeta ödüllendirilenlerin hemen tümü otuz yıldanberi süregelen kirli savaşta Kürt halkına karşı işledikleri sayısız suçlarla övünerek kendilerini savundular. Öyle olmadı mı? En başta da, bugünün C.Başkanı ve Başbakanı'nın her fırsatta “mesai” arkadaşları olarak sahip çıktıkları eski G.K.Başkanı Başbuğ!

AKP iktidarını yaşatmam teşebbüsünü affetmeyen “yargı”, kirli savaşta işlenen en ağır suçları bu davayla yolunu bulup akladığı için AKP ricali ve cümle muhiplerince ne kadar el üstünde tutulsa azdır.

Ergenekon

Uludere'de ve son Gezi olayları sırasında işlenen cinayetlerin, zulmün, gaddarlığın sorumluları, kendilerine iltica etmemış olan bir bölüm Ergenkoncu'yu ellerindeki yargı sopasını kullanarak nasıl alt ettiklerini gösterdiler.

“Adalet yerine geldi”ydi... ya da “ ayaklar altına alındı”ydı filan, hepsi, lafı güzaftır. Kat be kat müebbetle içeri tıkılanların ikizleri, beşizleri, binlerce klonlanmış alayı en az 60 milyon emekçi ve yoksul yurtdaşın rızkına, şenliğine ve esenliğine, geleceğine musallat olan sivillerin koruculuğunu üstlenmiş, sürdürüyor. Üç falanca paşanın, baylardan beş filancanın hesabının görülmesi kime ne kazandırıyor? Buna bakmak lâzım. Hesap görülmesin diye değil, “ Görülüyor işte! ” diyenlerin dilleri altında tam ne yattığının görülmesi için!

%50

Bu ülkenin başbakanı,” % 50'yi zor evde tutuyorum!!” demişti, değil mi? Şu Fas'a kadar kaçıp giden meşhur palalı herifin Taksim'in göbeğinde güpe gündüz yediği haltların görüntülerine hele bir bakın. Orda gördüklerinizi başbakanın sözünü ettiği % 50 ile çarpın, sonra yarıya bölün, onun %0001'inin %0001'ni alın... Yetti mi?

İşte AKP iktidarının arkasındaki % 50, vs'nin en azından bir bölümü esas itibariyle budur. Gezi olayları sırasında ikinin biri resmi ağızlardan ortaya atılan yalan habere –başları kırmızı bantlı, bellerine kadar çıplak adamların başı örtülü bır kadınla kundaktaki yavrusuna saldırıp üzerlerine işedikleri'ne dair “haber ” kılıklı yalana– ve daha bir dolu başka yalana bunların tümü inanır. Hem öyle bir inanırlar ki... Tayyip Erdoğan kendisi bin pişman olur o haberleri uydurduğuna.

Ölme eşeğim ölme

Özgürlük isteyip de onun için kavga vermeden, demokrasi için uğraşıp didinmeyı göze almadan her ikisine birden kavuşmayı özleyenlerin tek çaresi, her türlü faşizan, faşist, ceberrut uygulamaya son vermesi için baştaki iktidardan medet ummaktır. “Çok güçlü”, çoğunluk destekli “karizmatik” iktidar, hazır öyle iken, bizim şu özgürlük ve demokrasi meselemizi de bir hallediverse ya... n'olur ki!

Çözmeyeceği ya da çözemeyeceği anlaşılınca geriye ne kalıyor? Yok mu bir ihtimâl daha..?

Var. İktidar bloğunda ya da iktidar partisinde ikilik, üçlük, yani bölünme, parçalanma umudu, beklentisi! Parti ile Cemaat saç saça, baş başa çekişecek... başbakanın adamlarıyla C.Başkanının adamları birbirlerine çemkirecek... herkese özgürlük ve demokrasi şansı, ola ki o zaman doğacak!

Üslup üzerine

Kibir ve nobranlık mı? Büyüklenme mi?

Kişilik arızası deyip geçmeyin. Kibrin de, büyüklenmenin de, öfkenin de –her birinin ve bir arada hepsinin– meş'um bir işlevi var.

Her biri ve hepsi birden, ülkenın toplumda olup da toplumdan olmayan, mülksüzleştirilmiş bireylerinin sömürü çarkları arasında öğütülüp harcanması için başvurulan araçlardandır. Eski zaman kadırgalarında zincire bağlı kürekçilerin sırtlarında patlayan kırbaç ne idiyse o. Ya da kaşının altında gözün var diye paylanan acemi er gibi...

“Ayaklar baş mı olacak yani!” narasını da mı siz kişisel kibir alameti sayıyorsunuz?

Sandık

Yurtdaşlardan gelen her itirazın karşısına “ SANDIK! “ diye çıkıp sabah akşam sandık sözü etmenın sonu nereye varır?

Bilenler bilmeyenlere söylesin: onun somutu, günü çattığında sandıkla oynamak, yani sayımdan SANDIK KAÇIRMAKTIR. Yerine fazla ısınmış tek parti iktidarlarında çok görülmüştür. Mesela 1946 genel seçiminde tek parti CHP iktidarı gibi...

İmam-cemaat meselesi

Başbakan kendisine ağır söz konduranlardan müthiş şikayetçi. Öyle yapmak koskoca TC'nin başbakanına hakaret oluyormuş. Öyle olsa n'olur? Bunu aklı almıyor.

İyi de, ilk ağzını bozan kendisiydi. Kasımpaşalı'lığa yatırım yapmakta yarar görmüştü. Alçaklar, namertler, ahlaksızlar, edepsizler, çapulcular, din düşmanları, şerefsizler, Aleviler..! Devletin ne kadar ağzı bozuk bir şey olduğu onun sayesinde görüldü... “ Bahtsız bedevi”yi de, kimsenın aklına ve dilinin ucuna gelmemişken T.Erdoğan telaffuz etti.

İmam bilmem n'ederse cemaat şe'der diye menkıbe bile vardır...

Hasodabaşı

Şimdi de bu çıktı. Her bişeye hazır ve nâzır. Tek koltukta bir değil, iki değil, üç karpuz taşıyor da bana mısın demiyor! Ahir zaman mürşidinin baş sahabesi...

O nereye gitse iki adım arkasında maiyetin en önünde yürüyor. Liderin ardında yükselen gölgesi midir? Yeni Mürşidi müjdeleyen devri saadet habercisi mi?

Allah cümle kullarını sivri dilinden ve eğri bakışlarından korusun!

Alt Kategoriler