Kadınlar Birlikte Güçlü

esitlikicinnobet-bwSosyal medyada, sokakta, sandıkta...

Eşitlik için, haklarımız için, seçimlerimiz için NÖBETTEYİZ!

31 Mart seçimlerinden sonra iradesi gasp edilen 16 milyon İstanbullunun en az yarısı, yani en az 8 milyonu kadın… Biz kadınlar hayatlarımıza dair karar verme hakkımızın bir avuç erkek tarafından gasp edilmesine ne yazık ki alışığız. Gün geçmiyor ki bir erkek bize hangi saatte nerede olabileceğimizi, ne giymemizin makul olduğunu, hangi işlerin bize uygun olduğunu, kaç çocuk doğurmamız gerektiğini, ne kadar para kazanabileceğimizi, neyin bizim için en iyisi olduğunu – elbette ‘iyiliğimiz için’! – buyurmasın… Adımıza vermeye yeltendikleri kararlar sağlığımıza, arzularımıza, hayallerimize, hayatlarımıza mal oluyor. Şimdi 23 Haziran’da yeniden seçime gidiyoruz. Karar vereceğiz, kararlarımıza sahip çıkacağız. İşte tam da bu yüzden #EşitlikİçinNöbetteyiz! Çünkü biliyoruz: ancak biz de varsak, ancak eşitliği sağlayan mekanizmalar varsa, ancak kadınların hakları ve güvenceleri varsa “her şey çok güzel olur”…

Devamını oku: Kadınlar Birlikte Güçlü

Kadın işçiler, iş cinayetlerinde ölseler bile ‘görünmüyorlar’...

isig-logoKadın işçiler, iş cinayetlerinde ölseler bile ‘görünmüyorlar’...
Şubat ayında en az 125 işçi yaşamını yitirdi

20 Şubat sabahı 05.00’da, lastik çizmelerini giyip günlük 40 TL yevmiye için yola çıktılar. Servisin devrilmesi sonucu dördü olay yerinde biri hastanede olmak üzere beş kadın tarım işçisi yaşamını yitirdi. Mersin Silifke’deki bu iş cinayetinin üzerinden iki gün geçmesine rağmen işçilerin isimleri basında yer almamıştı. İşçilerin dördünün ismini 22 Şubat’ta yaptığımız araştırmalar sonucu öğrendik: Aslı Gür, Elif Önge, Emine Tardo ve Eşe Açık... Unutturmayacağız...

Devamını oku: Kadın işçiler, iş cinayetlerinde ölseler bile ‘görünmüyorlar’...

Yalçın Yusufoğlu

1 Şubat 2019 günü aramızdan ayrılan Yalçın Yusufoğlu, 3 Şubat Pazar günü Üsküdar Çiçekçi Camii’nde kılınan öğle namazından sonra Ümraniye Hekimbaşı Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Diyarbakırlı ‘Hambeliler Ailesi’nin üç çocuğundan biriydi. Lise eğitimini ABD’de tamamladı. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde Jeofizik ve Jeoloji Mühendisliği eğitimi aldı. Kısa bir süre Elektrik İşleri Etüt İdaresi’nde, baraj ve santrallerin zemin etüdü alanında çalıştı. Kuruluşundan bir süre sonra TİP’e üye oldu. 12 Mart 1980 darbesi sonrasında kurulan Türkiye Sosyalist İşçi Partisi’nin (TSİP) genel sekreteriydi ve faaliyetlerinden dolayı bir yıl tutuklu kaldı.

Devamını oku: Yalçın Yusufoğlu

Baki kalan gökyüzünde sözcükler

yalcin-yusufogluVedalaşamadan yitirdiklerimiz arasına Yalçın Yusufoğlu da katıldı. Onu ilk kez ANT dergisinde çıkan yazıları yanında 1970’ler Ankara’sından Hacettepe Üniversitesinde jeofizik dalında bir akademisyen olarak hatırlıyorum.

O sıralarda Oya Baydar da aynı üniversitenin sosyoloji bölümünde idi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümüne Prof. Mengüçoğlu Muzaffer Sencer ile birlikte en parlak dönemini yaşatmışlardı. Ama işçi sınıfı tarihine ilişkin doktora tezi reddedilmiş, hatta bu Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının mini işgaline neden olmuştu. İÜ’den ayrılan Oya Baydar, yeni kurulan Hacettepe Üniversitesine geçmişti.

Devamını oku: Baki kalan gökyüzünde sözcükler

Yalçın Yusufoğlu sosyalist hareketin onurudur

y-yusufoglu-cr21974 yılı 15/16 Haziran’ında Türkiye’de birlik inşasını kendine ödev belleyen bir hareket ortaya çıktı. Siyasal boşluğa oturmayan hiçbir yapı kalıcı olamaz. Bu açıdan bakıldığında TSİP Türkiye komünist hareketinin parçalı yapısına bir birlik unsuru olarak dahil oldu.

90’lı yıllara dek uzanan mücadele tarihi boyunca, sosyalistlerin birliği misyonundan bir milim geri adım atmadı. Belki kendinden çok daha yığınsal olan, hastalıklı sol üzerine geliştirdiği eleştirilerde gözünü budaktan sakınmayan bir profil çizdi. Kendini önce Sosyalist Birlik Partisi’ne katarak, ülkenin gereksindiği, çoğulcu, etkin kitle partisi olma yoluna bedenini yatırdı. Ardından gelen Birleşik Sosyalist Partisi ve nihayet farklılıkların coşkulu partisi ÖDP’ye yoğun bir katılım gösterdi.

Devamını oku: Yalçın Yusufoğlu sosyalist hareketin onurudur

Yalçın Yusufoğlu’nun ardından: Madrid’de ölmeyi özlediğimiz akşam

y-yusufoglu-cr2Yalçın Yusufoğlu’nu da kaybettik. Benim kuşağımın insanları birer birer gidiyor. Her gün biraz daha eksiliyoruz; gitgide vahşileşen, vicdansızlaşan bu dünyada yalnızlığımız gün be gün büyüyor.

Bazen bir arkadaşınızın, yoldaşınızın ardından yazı bile yazamazsınız. Çünkü giden sizden de bir parça koparıp götürmüştür; ama susamazsınız da, acınız yüreğinize saplanır.

30 yıl önce, 12 Eylül sonrası sürgün yıllarımızda Almanya’nın Ruhr bölgesinde bir toplantı sonrası buluşmuştuk Yalçın’la. Madrid’de Ölmeyi Özlediğimiz Akşam, o buluşmanın duygu yüküyle, o günlerde yazılmıştı. Tamamı Elveda Alyoşa kitabında olan metinden bazı bölümlerle anmak istedim onu, daha fazlasını yapamadım.

Devamını oku: Yalçın Yusufoğlu’nun ardından: Madrid’de ölmeyi özlediğimiz akşam

İlan

Türkiye sosyalist hareketinin saygın isimlerinden,

değerli büyüğümüz, ağabeyimiz,
Türkiye Sosyalist işçi Partisi (1974 -1990)

Kurucusu ve Genel Sekreteri

Devamını oku: İlan

Yalçın Yusufoğlu’nun ardından…

yalcin-yusufoglu-2Siyasal yaşama 1960'larda tarihi Türkiye İşçi Partisi'yle (TİP) atılan, daha sonra Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) kuruluşunda yer alan ve 1974 yılından 1990 yılına dek parti yönetiminde Genel Sekreter olarak görev yapan 1942, Amed doğumlu Yalçın Yusufoğlu, 1 Şubat günü hayata veda etti. 3 Şubat günü de İstanbul’da toprağa verildi.

Ardından birkaç söz söylemeden geçemeyeceğim…

Aslında, Türkiye yeterince farkında olmadığı değerlerinden birini kaybetti.

Devamını oku: Yalçın Yusufoğlu’nun ardından…

Venezuela'ya saldırı sona ermelidir

kuba-venezuela-bwKüba Cumhuriyeti Devrimci Hükümeti, Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti’nde bir darbe, Amerika Birleşik Devletleri’nin hizmetinde kukla bir hükümet dayatma girişimini kınar ve şiddetle reddeder, anayasal cumhurbaşkanı Nicolás Maduro Moros'un hükümetiyle sarsılmaz dayanışmasını dile getirir.

Venezuela aleyhindeki eylemlerin asıl amacı, bu kardeş ülkenin geniş kaynaklarını kontrol etmek ve Bizim Amerika’nın onurunu ve bağımsızlığını savunan özgürleştirici bir süreç olarak onun örnek değerini yok etmektir.

Devamını oku: Venezuela'ya saldırı sona ermelidir

Tektaş Ağaoğlu'nun son limanı

liman-rszBizim kuşağımız bir bir çekiliyor sahneden; kimileri âlâyişle, kimileri sessizce, dostlarının yoldaşlarının yüreğine hüzünler bırakarak. Her giden geride kalanları biraz daha eksiltiyor.

“Güneşi zapte çıkmış” bir kuşağın; umut ve masumiyet çağının çocuklarıydık. Dünyanın ve ülkemizin aydınlık geleceğine, o geleceği özveri ve irademizle kuracağımıza inandık. Yenilgiyi de tattık ama çoğumuz vazgeçmedik, pişman olmadık; farklı yollara ayrılsak da varış noktamız, ütopyamız aynıydı. En inatçı, en direngenlerimizden biri olan Tektaş Ağaoğlu’nun yaşam macerası bizleri iyi anlatır.

“Türkiye en seçkin aydınlarından birini, Türkiye solu en sarsılmaz savaşçılarından birini yitirdi” diye yazdı ardından eski dostu ve yoldaşı Aydın Engin. HDP milletvekili Ertuğrul Kürkçü, TBMM genel kurulunda yaptığı konuşmada, onu “sosyalist siyasetçi, yazar, çevirmen, ressam, heykelci” diye çoklu kimliği, yetenekleriyle hatırlattı, çoğu adından da kişiliğinden de bihaber olan milletvekillerine. Cenazesi toprağa verilirken, kızıl örtü örtüldü tabutunun üzerine ve Enternasyonal söylendi mezarının başında vasiyeti gereği.

Devamını oku: Tektaş Ağaoğlu'nun son limanı

Tektaş

olumdenhayata-h2oOkurun elindeki bu kitap ilk olarak 1956 yılında yayınlanmıştır. Kitabın yazarı Tektaş Ağaoğlu 1934-2018 yılları arasında yaşamış, “mesleksiz” biridir. Ölümden Hayata adını verdiği bu kitabı 22 yaşında iken yazmıştır. Yazarın ilk kitabıdır.

Tektaş Ağaoğlu kimdir sorusuna nasıl cevap verilir; kırk yıllık yakın dostu ve yoldaşı olduğum halde bunu tam olarak bilmiyorum. Önce klasik biyografisine bakalım:

Kafkas kökenli köklü bir  aileden gelmiştir. Ünlü yazar, siyasetçi, gazeteci Ahmet Agayev’in (Ağaoğlu) torunudur. Dedesi Agayev 1908 Devriminden sonra İstanbul’a yerleşmiş, İttihat ve Terakki Partisinin öncü kadrolarından olmuştur. Agayev, Kurucularından olduğu Türk Yurdu dergisinde yazdıkları, ülke düzeyinde yaygın konferansları ve İstanbul Üniversitesi'nde (Darülfünun) verdiği derslerle Türkiye’de “Türkçülük” ideolojisini kuran ve kökleştiren sayılı düşünürlerden biridir. 1917 Ekim Devrimi’nin öncesinde ve sonrasında Azerbaycan’da, Türk Milliyetçiliği’nin önderliğini yapmış olan kurduğu parti Milli Müsavaat aynı zamanda ilk “Bağımsız Azerbaycan devletini” kurmuştur. Fakat o Türkiye’ye katılmak isteyen bu ilk bağımsız Azerbaycan devletine “Gidin, istikbalinizi Lenin ile birlikte arayın” diyerek, tarihsel determinizmi derinden kavramış bir  “bilge” olduğunu kanıtlamıştır. Ahmet Ağaoğlu Mütareke yıllarında Malta sürgünlerindendir; dönüp Türkiye Cumhuriyet’inin kurucu Kemalist önderleri arasında yerini almış, Ankara hükümeti ile Kafkas ülkeleri arasındaki siyasal ilişkileri kurup yürütmüş ve Bolşevik yardımların Kafkas koridoru üzerinden “Türk kurtuluş savaşına” akışını yönetmiştir. Bilahare, Mustafa Kemal ile arası açılmış, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın (1932) kurucu ideologlarından olmuştur.

Devamını oku: Tektaş

Demokrasi savaşımcısı aydınlara açık mektup

tarik-ziya-ekinci-bw-crSon zamanlarda özgürlük, barış ve demokrasi için savaşımı veren saygıdeğer aydınlarımız daha sık bir araya gelmekte ve rejim sorunlarını tartışmaktadırlar. Yayınladıkları bildirilerde devlete egemen güçlerin demokrasi dışına düştüğünü, erkler ayrılığının işlemediğini, Parlamentonun işlevsizleştiğini, yargının baskı aracı olarak kullanıldığını veciz ifadelerle eleştirmektedirler. Keza gereği kalmamışken OHAL’in sürekli bir yönetim haline getirildiğini, ülkenin KHK’larla yönetildiğini, özgürlüklerin kısıtlandığını, yüz binlerce vatandaşın işten atıldığını, binlercesinin de hukuksuz ve kanunsuz olarak cezaevlerine kapatıldığını yakınma konusu yapmaktadırlar. İktidardan adaletsizliğe, baskılara ve keyfi yönetime son vermesini, özgürlükçü demokrasiye işlerlik kazandırmasını istemektedirler.

Devamını oku: Demokrasi savaşımcısı aydınlara açık mektup

"Siyaset ve felsefe”nin çevirmeni Tektaş Ağaoğlu

Milletvekili Profesör Ahmet Ağaoğlu'nun torunu, Menderes Hükümetlerininbakanı Samet Ağaoğlu'nun oğluydu, iktidar katlarından gelmesine karşın emekçilerin saflarında sosyalizm için mücadele eden Tektaş Ağaoğlu her dönem örgütlü mücadele içinde yer aldı. 60'lı yıllarda TİP, 1974 yılından itibaren TSİP içinde faaliyet gösterdi. ÖDP’de de politika yaptı. Kızılcık dergisini çıkardı. Resim çizdi, heykel yaptı.

Sosyalist siyasetçi, yazar ve çevirmen Tektaş Ağaoğlu 9 Ocak 2018 günü, 84 yaşında yaşama veda etti. Tektaş Ağaoğlu, ülke tarihinde iz bırakmış bir ailenin üyesiydi. Dedesi Profesör Ahmet Ağaoğlu, babası Menderes Hükümetlerinde on yıl süreyle bakanlık yapmış, Yassıada’da yargılanarak müebbet hapis cezası almış Samet Ağaoğlu’ydu. Samet Ağaoğlu, siyasetçiliğinin dışında öykü, anı, günlüklerle edebiyatımızda iz bırakmış bir yazardır. Tektaş Ağaoğlu’nun halası Tezer Taşkıran CHP milletvekilliği de yapan önemli bir eğitimciydi. Diğer bir halası Süreyya Ağaoğlu Türkiye’nin ilk kadın avukatıydı. Tektaş Ağaoğlu’nun kardeşi Mustafa Kemal Ağaoğlu, yayıncı, Yazarlar ve Çevirmenler Kooperatifi (YAZKO) ve Bilim ve Sanat Kurumu (BİLSAK) kurucusuydu.

Devamını oku: "Siyaset ve felsefe”nin çevirmeni Tektaş Ağaoğlu

Karl Marx konuşması 2018

marx-highgate-bw-crKarl Marx'ın düşüncesine çeşitli açılardan bakılabilir.

Dünyanın bir yorumu olarak,

dünyayı anlamak için bir yöntem olarak,

ve –dünyayı değiştirmek için– bir eylem kılavuzu olarak.

İnsanlar bazen bu boyutlardan sadece birini görürler. Ne var ki, tüm bu boyutları bir bütünün parçası olarak görmeliyiz.

Marx, “Filozoflar dünyayı yalnızca değişik biçimlerde yorumladılar, oysa mesele onu değiştirmektir” demişti.

Devamını oku: Karl Marx konuşması 2018

Tektaş Ağaoğlu’na veda

Ocak ayının ikinci yazısında İran’da yaşanan kitlesel protestoları ele almak ve Türkiye solunun yaklaşımlarını yansıtmak istiyordum.

Ancak, sevgili dostum ve arkadaşım Tektaş Ağaoğlu’nun aramızdan ayrılması bu hesabımı bozdu.

Onun vedası beklenmedik bir şey değildi. Bir süredir devam eden bazı rahatsızlıkları nedeniyle tedavi görüyordu. Son dönemde durumu biraz daha ağırlaşmıştı. Haberlerini ve hastalığının seyrine dair bilgileri, onunla çok yakından ilgilenen yakın dostu ve yoldaşı Halil Çamalan’dan alıyordum. Halil, son dönemde durumunun kötü olduğunu ve pek iyiye gitmediğini söylüyordu.  

Amerikan Hastanesi’ne ilk yatırıldığında ziyaretine gittim. Arkadaşları (avukat) Ali Er ve Dr. Nilgün Doğançay da oradaydılar. Şaka yollu “Tektaş uzun zamandır neredesin, hiç görüşemiyoruz” dediğimde, “Asıl sen neredesin” diyerek, sitemli ifadesiyle ÖDP’de yaşanan ayrılıktan sonra pek bir araya gelemememizi ima etti. Bu görüşmemiz bir vedalaşma oldu. 

Devamını oku: Tektaş Ağaoğlu’na veda

Yılmaz Onay ve Tektaş Ağaoğlu

Geçen hafta hayattan ayrılan Yılmaz Onay ile Tektaş Ağaoğlu’nun birer aydın olarak yeri doldurulması için, onların yeniden hayata gelmesinden başka çare yoktur. Yılmaz Onay’la Ankara’da yakın dostluğumuz 1960’ların ilk yıllarında başlamıştı. Tektaş ile dostluğum ise öyle sıkı fıkı değildi. Çünkü ben Ankara’da, Tektaş ise İstanbul’daydı, Tektaş’la yılda birkaç kez karşılaşıyor, ama bu görüşmelerin sonunda ayrılırken birbirimizin elini bırakmayacak gibi uzun uzun ve sıkıca tutarak tokalaşıyorduk…   

Yılmaz’ın ardından yazılan yazılarda her ayrıntı belirtildi de onun İTÜ mezunu bir yüksek mühendis olduğu yazılmadı. Bu çok doğal! Yılmaz, ülkemizde tiyatro sanatını yükseltmek, hep daha yükseltmek için gelmişti bu dünyaya. Başka bir şey düşünmez, bilmezdi. Mühendis olduğunu belki kendi bile unutmuştu. Peki ne yer, ne içerdi? Çok açık: Tiyatro yer, tiyatro içerdi!

Devamını oku: Yılmaz Onay ve Tektaş Ağaoğlu