Kaset siyaseti ve ibadeti

Gizli kamera çekimleri ünlü tv'ciler tarafından para kazanmak için kullanılırdı. Yakalanmış bir açığın önce gizli çekimi yapılır, sonra mağdur/mağdure ile fiyat pazarlığı başlatılırdı: "Şu kadar ver, yayınlamayalım" diye...

Bu yoldan servet edinenleri Uğur Dündar ya da Tuncay Özkan gibi kurt tv'ciler iyi tanırlar!

Şimdi vaziyet iyice değişti. Kasetçilik siyasetin ve ibadetin yerini aldı. Fetullah Gülen kendi ağzıyla söyledi,"uyardım, o eve gitme, kadın tuzağı kurulmuş; böyle en az 10 vaka biliyorum" dedi. Zaten Fetullahçı yayınlarda yazıldı; sırada Erdoğan var, elimizde kasetleri var gibisinden. Bu işte o kadar derinleşmişler ki, Tayyip Erdoğan kutlamak için kadın bakanının elini tutup kaldırdı, fakat cemattin yayınlarında, söylemesi ayıp, "el ele tutuştuklatrını!" gördük.

Seçim ola, bayram ola...

Nizami katliam

Genelkurmay Askeri Savcılığı, Uludere'de (Roboski) çoğu çocuk 34 kişinin hava bombardımanı ile öldürülmesine ilişkin takipsizlik kararı verdi. Şaşılacak bir şey yok; katliamın "nizami" olduğu baştan belliydi. Nitekim takipsizlik kararına bu da yazıldı: katliam kararını Gnelekurmay Başkanı Org. Necdet Özel vermişti.

Başka nasıl olurdu ki?

Mustafa Muğlalı'ya emri mareşal Fevzi Çakmak vermişti, fakat takibe uğramamıştı. Çünkü suçu Başbakan İsmet İnönü üstlenmişti. "Ben onun sayesinde Ankara'da rahat uyuyorum" demişti.

Savcının Necdet Özel için "takipten muaftır" demesi – olayın niteliği ve boyutu nedeniyle bizce – yerindedir. Çümkü Özel, Başbakan Erdoğan'ın memurudur. Şimdi sıra, Erdoğan'ın sorumluluğu üstllenmesine, tıpkı Gezi katliamlarında olduğu gibi, "emri ben verdim" demesine gelmiştir.

Neye “Hurra!”

Türkiye Kürdistanının toprak, hava, su ve en başta insan kaynaklarının “Tek millet, tek bayrak, tek devlet!” yaygarası altında küresel kapitalist iştahlarının sofrasına tek elden, Ankara’dan sunulmasına hurra. Türkiye Kürdistanının dünya kapitalizmi adına teslim alınması perspektifi ve projesine hurra!!

AKP’nin çözüm öngörüsü nedir diye sorulup duruluyor ya habire? İşte, bu! Bu hayali tümü ülke sathı üzerinde dalgalandıranlardan kimilerinin daha bugünden “Kürdistan bütün Kürtlerindir PKK’li Stalinistlere bırakılamaz!” diye hırlamaya başlamaları bundandır.

Maliyet Hesabı

İkide bir, “Teröristlerin ülkeye maliyeti son otuz yılda her yıl için bilmem şu kadar milyar dolar!” diye yazanlar doymuyor bir daha yazıyorlar. Bu parayla 30 yılda bu ülkeye bir ülke daha katılabilirmiş!

Doğru. Öyledir.

Öyledir de, hesabı kimden sormalı?

O kadar parayı öyle bol keseden kim harcadı?

Kürtlerin de, Türklerin de başına tüneyen bütün halkların düşmanı iktidarlar değil mi?

Onlardan biri de işte şimdiki. Kürt halkının kimlik, eşitlik ve özgür bir gelecek mücadelesini “Ülkeyi böldürtmeyiz kimseye verilecek bir çakılımız bile yok!” naralarıyla ve silahla bastırmak için Kürt, Türk demeden onca genç insanı ölümlere salmaya harcadıkları parayla Türkiye daha ne kadar bir Türkiye, Kürdistana da Türkiyeyle birlikte daha ne kadar bir Kürdistan katılırdı.

“Millet yargılayacak!”

“Kim yargılayacak? Millet yargılayacak!” diyor Tayyip Erdoğan.

Faşizm özleminin en uç noktası!

Bu kadar cehaletle ve bu kadar cehalete bu kadar celadetle sarılmakla içine girilen yolun sonu karanlıktır.

Bir Tarikat

Yahudilikte sıra dışı bir tarikat var. Yolcuları devlet yönetmenin Allaha isyan ve en büyük günah olduğunu söylüyorlar!

Mahalle baskını

Eskiden adettendi sık sık olurdu. 1880’ler filan… Tayyip Erdoğan’ın son Kızılcahamam buluşmasında dediği tam da oydu. Önce has danışmanların başı yazdı. Bir gün sonra Başbakanın gaflarını düzeltmekten kum torbasına dönen Bülent Arınç tekrarladı: “Asparagas!” dedi. Bir gün daha geçti geçmedi büyük reis kendi dediğini kendi sözleriyle doğruladı.

Kızlı erkekli üniversite öğrencileri kendi başlarına ev kiralayıp üniversite yurdu gibi kullanamazlar dedi.

“Ayıp olur. Halkımızın da, bizim muhafazakar hükümetimizin de edep sınırlarına sığmaz!” .

Demek ki neymiş?

Has danışmanlar başı da, özgül ağırlığı istiskale uğrayan resmi hükümet sözcüsü de Başbakanlarının sayın ağzından çıkan lafları Başbakanın halkına tercüme etmekte acele etmemeliymişler. Üniversite çevrelerinde muhafazakar hükümetin değerlerine aykırı hallere ve davranışlara karşı devletin gereken kesin tedbirleri alması söz konusuymuş, gereği yapılacakmış.

Bırakın mahalle baskısını adıyla sanıyla MAHALLE BASKINLARI görünüyor ufukta. AKPerest kanaat manaat önderlerine kolay gelsin!

Bir varmış bir yokmuş

TBMM bütçe komisyonunda kıyamet kopuyor “Hadi nerede Sayıştay Raporu?” diye tutturuyor muhalefet temsilcileri. AKP’liler, “İşte burada!” diyerek bir buçuk sayfa kadar bir şeyi muhalif üyelerin yüzlerine yüzlerine sallıyorlar. Sayın Sayıştay başkanı da orada, toplantıda. O bir buçuk sayfayı eline almış, “beyler, Sayıştay Raporu işte bu! Bu!” diyor. İstediğiniz rapor işte burada yasal olarak başkası olamaz… diye oturduğu yerde yırtınıyor.

“….”?

Anlaşılıyor ki ne zamandır (TC’nin tarih öncesinden beri) genel bütçe sunumu içinde olması gereken Sayıştay (Divanı Muhasebat) Raporu son yıllarda TBMM’nin yasama faaliyetinin ağırlıklı bölümünü oluşturan “Torba Yasalar” dan birinin kuyruğuna takılıp Milli İradenin gadrine uğramış: TBMM’nin kim bilir hangi yıl, dönem bileşiminde ki bir gece yarısı operasyonuyla!

Sonunda … itirazcı muhalefet saylavlarının kafasına dank ediyor ki Sayıştay’ın kelli felli bir rapor sunma yükümlülüğü varmış ama komisyona ne gösterilmişse işte o kadar varmış: Yani, hem yokmuş hem varmış.

İki

12 yıldır süren iktidarın boyunca senin partine oy vermekten hiç caymayan taraftarlarının başörtüsü sorununa çözüm getirmeye güç yetiremeyen sen, seksen yılda her türlü maliyeti yurttaşların vergileriyle ödenmiş onca kamu iştiraki teşebbüsünü, kamu bankasını, onca yolu, köprüyü, limanı, havaalanını, şunu bunu satmaya kaç kez 1 Mayısı kutlamaya koşan sendikalı sendikasız binlerce işçiyi ve işçi dostunu tazyikli su ve zehirli gaz saldırısı altında ezmeye, misal olsun Gezi Olaylarında polise altı yurttaşı öldürtmeye, 12 yurttaşın gözünü kör ettirmeye, beş altı bin kişiyi yaralattırmaya yeter gücü ve imkanı nereden buldun?

Dinsiz şeytan

Başbakan geçen ayın bir günü yine çıktı kürsüye. “ Asıl garabet, baş örtülü hanımlarımızın şimdiye kadar mecliste yer almalarının engellenmiş olmasıdır,” dedi.

Der. O her şeyi der.

Son 12 yılda üç genel seçim yapıldı bu memlekette seçmenlerin yarısı, belki yarıdan da fazlası ve onların da yarıdan fazlası herhalde kadındı. Her üç seçimi de büyük farkla AKP kazandı. 12 yılda tek bir başı örtülü kadın yurttaşı seçimlerde aday göstermeyen kim?

Başbakan, zulüm vardı diyor velev ki vardı. Zulme boyun eğenlere Kuran-ı Kerim de ne deniyor

Bu bir!

Resetlenme

Bir kaç AKP’li başı açık bayan milletvekili geçen Hac dönüşü iman tazeleyip başlarını örtüyor. TV ekranlarında, basında her birinin ayrı ayrı ve hepsi bir arada uhrevi saadetten mest olmuş hallerde kameralara poz verdikleri görüldü. Çocuklar gibi şendiler!

Aralarında iki dönem yani aşağı yukarı on yıl, başı açık milletvekili olanlar vardı. Hakettikleri milletvekili maaşı ile – her ay yaklaşık onbeş milyar tl – ailelerinin geçimine katkıları olmuştu.

O yıllar boyunca katlandıkları zulmü bizlere de anlatsalar da bilsek!

Diğer Makaleler...