CHP’nin değerleri

si-bw-cropHangileri?

Laiklik mi..? Ekmeleddin Bey’in adında “din” var diye, onu dindar kesime açılım için satışa çıkarmak cin olmadan seçmen çarpmaya kalkmaktı.

Salaklıktı, en hafif tabiriyle.

O kadar olur!

Sosyal demokrasi mi..? Hangi sosyal demokrasi? Bir tane olsun, ağzından çıkanı kulağı işiten sosyal demokrat CHP’linin adını verebilir misiniz? Üstelik, olsa ne olur? Ekmeleddin Bey CHP’nin sosyal demokrat programına, geçmişine, ideolojisine, söylemine filan yakışmadı demeden önce, sosyal demokrasinin Avrupa’da (sözgelimi Fransa’da) ve dünyada ruhunu –ne kadar vardıysa­– küresel kapitalizme sata sata ne hallere düştüğünü görün de ondan sonra sosyal demokrat “değerler”in CHP’ye ne kattığından ve bundan sonra katabileceğinden söz edin.

Kobani

kobani-bw-cropKobani’de insan olmayı boşlamış IŞİD sergerdeleri AKP’lilerin ve sair vatanseverlerin bin yıllık kardeşlerini kuşatmış, oluk oluk kan döküyordu. Bin yıllık kardeşler orda can verirken burdaki bin yıllık kardeşler ne yapıyordu? En başta, kaatillerin adını bile anmaktan kaçınıyor, IŞİD terörünü hiç ağızlarına almadan laf döndürüyorlardı.

Böyledir. İşin başında gösterdiğiniz acziyet haysiyetinizin tükendiği yere kadar sizi kovalar.

Gülme

gulme-bw-cropGülme insanın en doğal, en temel (isterseniz ilkel deyin) kendini savunma refleksidir:

Diş gösterme!

Daha iki aylık çocuk, ağzında olmayan dişleriyle gülmeye çabalayarak savunma içgüdüsünü açığa vurur. Maymunlarda ve çoğu başka hayvanlarda da vardır bu refleks. Onları korkunç göstererek karşısındakini uyarır. On gün önce doğmuş kedi yavrusuna bir el atın da görün... İnsan yavrusu ise başkadır. O güler! Çünkü doğrudan bir sosyalleşme, yani insan olma ortamına doğmuştur. Onun kendini savunmaya kalkması onu cana yakın kılar ve içine doğduğu ortamı değiştirir. Ortam daha da insancıllaşır.

Tebessüm eden yetişkin insan diş göstermeye hazırlanıyordur. İçten gelen bir kahkaha insanın ağzındaki dişlerin göstermelik olmadığını gösterir. Sağlık ve metanet, direnç, yaşama sevinci, hayatiyet refleksidir gülme. Kahkaha ile gülme haydi haydi öyledir. Kadında olsun, erkekte olsun insanın eşi bulunmaz bir değeridir. Gülen insandan tedirgin olup bunu edebe ve iffete aykırı bulmaksa, içine kapalı, hayata duyarsız hırtlığın alameti farikasıdır. Kadınların hayat dolu şuh kahkahaları AKP gibi bir partiyi kurup bugüne getiren Bülent Arınç gibilerini damarlarına basarak çileden çıkartmak için değil midir?

Ne deriz biz, kendi güzel Türkçemizde?

“Güleyim bari!”

Üslubu beyan ayniyle insandır

tayyip-yetki-bw-cropMilletin Adamı bakın nasıl konuşuyordu: “Anayasada bana verilen bütün yetkileri kullanacağım. Bu güne kadar bu yetkilerin tam olarak kullanılmamış olması benim de kullanamayacağım anlamına gelmez. Teamüller böyle, diyorlar. Ne teamülü ya! İlk kez Cumhur Başkanını halk seçti, yeni bir teamül oldu. Yeni Türkiye’nin yeni teamülleri olacak. Yeni teamülleri BİZ oluşturacağız... 2023 hedefimize bu şekilde ulaşacağız!”

Sözün bittiği yerdir... Taammüt var. Sokak ortasında kadın öldürmeye hazırlanmak gibi bir şey...

Karganın bildiğini...

karga-bwAlın size ilginç bir olay. GERÇEK!

İçinde dibe yakın su olan dar ağızlı bir bardakta suyun üstünde yüzen bir mantar levha var. Levhanın üzerine bir parça peynir konulmuş. Bardağın karşısında bir karga. Etrafta büyüklü küçüklü çakıl taşları... Karga peyniri yemek istiyor. Nasıl ulaşacak?

İki yolu var. Karga ikisini de biliyor.

Siz ne zaman öğreneceksiniz?

AKP’nin C.başkanı adayı konuşuyordu

tayyip-bw-crop8 Ağustos 2014. Cuma.

“...Gazeteci kılıklı bir militan çıkmış. Edepsiz bir kadın... Haddini bil, haddini! Eline vermişler bir kalem, gazete köşesinde yazıyorsun. Çıkarıyorlar seni malum Doğan grubu televizyonuna, oradan %99’u Müslüman olan bu halka saygısızca hakaret ediyorsun!”

El insaf! Bir parça EDEP, yahu!

Milletin adamı nasıl olunur

ermeni-dansı-bw-cropTayyip beye kızanlar oldu, neden, “Bana da, afedersiniz, Ermeni dediler,” dedi diye.

Öyle demeden nasıl bu milletin adamı olunurmuş söyleseler de Tayyip bey de, biz de öğrensek...

Eşitlik mi, adalet mi?

terazi-bw-cropBülent Arınç yine duruma “masumiyet” yakıştırmak için bir ara şöyle dediydi, 10 Ağustos öncesi seçim propagandası çalışmalarında eşitsizlik yakınmaları üzerine: “Eşitliğe ne gerek var ki, adalet olduktan sonra?” diyordu. Arınç’a göre, Erdoğan’ın seçim kampanyasını devlet imkanlarını kullanarak yürütmesi adalete uygundu. O nedenle, yakınmaya değer bir durum yoktu!

Doğrudur. Adalet denilen şey tam budur işte! Başka nedir ki? Herkese hak ettiği kadar! Parlamentonun nerdiyse yarısını işgal eden Türkoğlu Türk sunni başbakan ile 550 milletvekilinden birisi olan Zaza Demirtaş hiç kıyaslanabilir mi?

Adalet mülkün temelidir.        

Beş parmak bir değildir.

Katılım ne dedi

oylar-bw-crop“Bu kadar!” dedi.

Tayyip Erdoğan’ın iddiası kadar cüreti de sınır tanımıyor ya, AKperestler şimdi benzersiz bekleyişler içindeler: her an bişeyler desin ya da yapsın da onunla gurur duysunlar diye!

Sandıktan ne çıktığını hiç umursamıyorlar.

Küsuratıyla %51 oy Erdoğan’a yetmez. Yeteri kadarını “milleti”nden alamadı. Öteki milletin yarıdan fazlası ona oy vermedi ya da ona oy vermeye sandığa gitmedi. İşim gücüm var, tatilim var, şu var, bu var, ya da “Senden bana ne, benden bu kadar!” dedi.

Sonuç? Her çoğunluğun bir matematiksel ekseriyeti, bir de siyasi yekûnu vardır. Sonuç: seçmen ruhsat vermemiş, meydan okumuştur.

Gücü gücüne yetene!

Erdoğan üste çıkmak için yasal veya yasa dışı her şeyi yapacaktır. Onu istemeyenler hiç bir şeyi eksik bırakmamakla yükümlüdürler.

Muhalefet

meclis-bw-cropMuhalefet muhalefet olsa Tayyip Erdoğan’ı partisiyle tek yürek, tek beyin, tek mide olarak baş başa bırakır, kendi işine bakar. Muhalefet sözcülerinin (Selahattin Demirtaş hariç) her daim Tayyip Erdoğan’ı muhatap alarak durmadan ona söve saya onun peşinden sürüklenmeleri, kendilerini muhalefetten saymayıp iktidarın organik ortağı olarak görmelerindendir. Bunun da esas sorumlusu onlar değil, sınıflar kavgasının gereklerini yerine getirmeden hep sözünü edenlerin kifayetsizliğidir.

 

Abdullah Gül’ün likidasyonu

gul-bw-cropYalan rüzgarı gırla gidiyor. Fütur yok, perva yok. Ne utanan var, ne de umursayan...

Çok sıkı bir istişare yapıldığı doğru da istişareyi takan kim? İstişarede A. Davutoğlu’nun en başta çıktığı en büyük yalan. Çünkü pekala anlaşılıyor ve görülüyor ki başta çıkan, Abdullah Gül’dü. Abdullah Gül başta çıktığı için onu harcayıp Davutoğlu’nu getiren de Tayyip Erdoğan’dan başkası değil. AKP kurucusu Dörtlü Çete’den Bülent Arınç gibilerinin özgül ağırlıklarının “Yeni Türkiye”de artık tedavülden kalkmış olduğunu herkese göstere göstere!

Çadır tiyatrosu usulü bir saray entrikası. Olay budur.

Şimdi parayla ve kariyerle tuttuğu yazar çizerlerin ve ekran bülbüllerinin onun için döktürdükleri övgüleri, “Eşi bulunmaz siyaset ustası!” veya “İşte bu! Büyük taktik deha!” türünden saçmalıkları üşenmeyin okuyun, dinleyin. Eğlenirsiniz.