Kopenhag Kriterleri'nin arka yüzü

Yunanistan'da bir kafe-bar çalışanı konuşuyor: “İşyerine gittiğimde duvara asılı bir duyuru gördüm: 'Toplu sözleşmenizi tek taraflı olarak feshetmiş bulunuyoruz. Yeni bir sözleşme istiyorsanız, temel ücretinizin yüzde 15 eksiğini kabul etmeniz ve bazı sosyal haklardan vazgeçmeniz gerekmektedir…' Ben vergi ödemeyince bana hırsız diyorlar. IMF benim ücretimi çaldığında bunun adına yasa deniyor,” diye yakınıyor adam.

Bu son cümleyi, hemen hemen aynı kelimelerle, İngiliz yazar Charles Dickens'in 19.Yüzyıl ortalarında kaleme aldığı herhangi bir romanında okuyabilirsiniz.

Bir de şu: Kafe-Bar çalışanlarıyla imzalanan toplu sözleşmeden söz ediliyor!

Yunanistan'daki gibi bir krizin bize niçün ve nasıl “teğet” geçtiği de bundan anlaşılmıyor mu?

İsyan

Ölü toprağı kalkmaya başladı. İsyan var!

Ne zaman? Seçimle gelen Başbakan'ın ve maiyetinin dillerinden düşmeyen “Sandık” tekerlemesinin artık gına getirmeye başladığı günlerde.

Millet ya da Halk dedikleri neyse, işte onlardı. Gezi Parkı işgalcileri. İstanbul ahalisinin mülksüzleştirilmesine, parkının elinden alınmasına itiraz eden bu şehrin çocukları. O çocukların anaları, babaları, abla ve abileri, onları tanıyan, tanımayan onca mahallenin onlarla bir ve birlik olmaya koşan sakinleri: Hemşeriler! Ankara'dakiler de. Mersin'de, Adana'da, İzmir'de meydanları, caddeleri, sokakları dolduranlar. Böcek temizler gibi sıkılan zehir katılı tazyikli suyla, kurşun niyetine ateşlenen zehirli gazla günboyu hırpalanan, tecavüze uğrayan, her gün beş on kez ölüm tehlikesi atlatan insanlar. Ve o tehlikeyi atlatamayanlar! Ölen beş kişi. Gözü çıkıp kör olan 12 kişi. Binlerce yaralı. Altmışı ağır!

Elle tutulur, gözle görülür erkek, kadın insan hepsi. Avuçları terli, ciğerleri nefes dolu. AKP rümuzu karşısında yüzde 49 bilmem kaç yazan sandık sayım cetveli değil! Sabah akşam esatiri bir yaratık gibi sözü edilen Sandık'tan dört beş yılda bir hükmünü ilan ettiği söylenen sessiz, hissiz, elinin sıcağı da olmayan, gözü ne görür, nasıl görür, ciğerlerinde kaç solukluk nefes var bilinmeyen bir şey! Temsili demokrasi denilen kapkaç oyununun neydüğü belirsiz sözde “özne”si…