KeCeKe

İş diyalog olmaktan çıksın, müzakere başlasın dendi.

Keceke yapılanmasını merkeze alan bir müzakere olmadan müzakereye müzakere denilebilir mi? Q, W, X “sorunu”nun çözümü ne gibi bir müzakerenin ürünü olabilir?

AKP devleti işi iyi niyetle ve gereken ciddiyetle yürütmeye kararlıysa ilk iş , seçilmiş milletvekilleri başta olmak üzere hapisteki tüm KCK'liler tezelden tahliye edilmeli... ki “ bağımsız yargı karşısında çaresiz” numarasına yatan hükümetin iyi niyetinden şüphe edenler ne kadar haklı, ne kadar haksız görelim bakalım...

Balyoz

Dava adeta yeni bir Çağ açmış. Önemli olan buymuş. Gerisi –usulü çiğnemeler, yasalara takla attırmalar filan– teferruatmış!

Ordunun en üst kadroları otuz yıldır süren kirli savaş boyunca “vatani görev” adı altında işledikleri onca suçtan adeta arındırıldılar, 2002 emri vaaki erken seçimi komplosuyla başa geçirilen A-KA-PE iktidarını devirmeye kalkma suçundan içeri tıkıldılar.

Türkiye siyasetinin “Milad”lar birikimine bir de bu katıldı.

Hayırlara vesile olacak inşallah!

Örgüt

Yargıtay, “Örgüt vardır...” diyerek Hrant Dink mahkemesinin ucube kararını bozdu. Örgüt yok değil, pekâlâ varmış ama, örgüt milliyetçi duyguları galeyâna gelmiş birkaç gencin aralarında oluşturduğu bir “suç çetesi” ymiş !

Kim inandı buna?

En büyük, en yüce, gözü kara, dehşetengiz yetkilerle donanmış insanlık suçlusu örgütün hangisi olduğunu bilmeyen var mı?

Varsa, çıksın ortaya.

Çözüm

AKP devleti “barış”ı, yani ateşkes durumunu, çatışmaların, ölümlerin ardının kesilmiş olmasını kendine maletmeye kalktıktan sonra şimdi de, “İşte size demokrasi paketi! Ardı da gelecek, SÖZ! Daha ne çözümü istiyorsunuz?" diye adeta meydan okuyor. Çözüm mözüm istemediğini, asla istemeyeceğini, sürece sureta katılır görünmekten başka bir kastı ve seçeneği olmadığını, olamayacağını Kızılcık söylemişti.

Sözümona çözüm yolunda demokratikleşme dediklerinin de ne olduğu ortaya dökülünce vehbinin kerrakesi daha iyi anlaşıldı.

En iyisi, tufeyli AKPerestleri rahat bırakmaktır. AKP'nin eteklerini gittiği yere kadar taşısınlar. Günü geldiğinde, “Oh be, damardan AKP'li olmak varmış!” diyerek, AKP'den hep “birşeyler” ummakla geçen yılların stresinden kurtulacaklardır. Utanmalarına gerek kalmayacaktır.

Niçün?

Roboski/Uludere'de ne olmuştu?

35 can göz göre göre parçalanarak öldürüldü. Tam bir katliam! Bir rejimin kendi halkını acımasızca katletmesiydi.

İki yıl geçti. Emri kim verdi? Nasıl yapıldı? Pekâlâ biliniyor da bilinmezden geliniyor. Olay ve sorumluları sözümona “Adalet”in karanlık dehlizlerinde unutturuldu gidiyor...

Gezi'de sökülen ağaçlarla başlayan olaylar için koparılan haklı kıyameti yurdun dört bir köşesine taşıyanlar niçün Roboski kurbanları ve mağdurları için de birkaç TIR yükü zehirli gaz (kimyasal) yutma bahasına da olsa ayağa kalkmazlar..?

Kasa

Çevre ve Şehircilik Bakanı imiş. “Rant oluşmazsa, özel sektör para kazanmazsa ülke kalkınamaz” diyor. Besbelli ki kafası rantdan başka bir şeye basmıyor. “İnşaat ya resulallah!” bu zata cuk oturuyor. Ne bakanı, düpedüz AKP’nin kasası.

Lapsus

Türkçesi: Allah söyletir!

“Kadına şiddetle uğraşacağınıza, insanlığa karşı işlenen cinayetlerle uğraşın! ” Diyanet İşleri Başkanı olacak bir bay söyledi bunu. Söyler. Söyler de, ayrıca Sayın Başbakanı ile aynı görüşte olduğunu acele kayda geçirmesi gerektiğini de düşünmüş olmalı...

Sonradan uyandı. Öyle demek istememiş de, yanlış anlaşılmış da, yok efendim, kötü niyetlilerin saptırmasıymış da, filan... Gitsin derdini şunun bunun pabucuna anlatsın!

Burası Türkiye. Hükümet neyse Diyanet odur. Kadın düşmanlığı iliklerine işlemiştir. Dile kolay: Son on yıldır her Allahın günü nerdeyse 5 kadın öldürülüyor bu memlekette!

Ceza mı, aklanma mı?

Ergenekon davasında ağır cezalar kesilen yüksek ordu kumandanlarının tam da bu cezalar sayesinde daha da ağır başka bir dolu suçtan yırtmış oldukları hiç aklınıza gelir miydi?

Filhakika... en ağır cezalarla adeta ödüllendirilenlerin hemen tümü otuz yıldanberi süregelen kirli savaşta Kürt halkına karşı işledikleri sayısız suçlarla övünerek kendilerini savundular. Öyle olmadı mı? En başta da, bugünün C.Başkanı ve Başbakanı'nın her fırsatta “mesai” arkadaşları olarak sahip çıktıkları eski G.K.Başkanı Başbuğ!

AKP iktidarını yaşatmam teşebbüsünü affetmeyen “yargı”, kirli savaşta işlenen en ağır suçları bu davayla yolunu bulup akladığı için AKP ricali ve cümle muhiplerince ne kadar el üstünde tutulsa azdır.

Ergenekon

Uludere'de ve son Gezi olayları sırasında işlenen cinayetlerin, zulmün, gaddarlığın sorumluları, kendilerine iltica etmemış olan bir bölüm Ergenkoncu'yu ellerindeki yargı sopasını kullanarak nasıl alt ettiklerini gösterdiler.

“Adalet yerine geldi”ydi... ya da “ ayaklar altına alındı”ydı filan, hepsi, lafı güzaftır. Kat be kat müebbetle içeri tıkılanların ikizleri, beşizleri, binlerce klonlanmış alayı en az 60 milyon emekçi ve yoksul yurtdaşın rızkına, şenliğine ve esenliğine, geleceğine musallat olan sivillerin koruculuğunu üstlenmiş, sürdürüyor. Üç falanca paşanın, baylardan beş filancanın hesabının görülmesi kime ne kazandırıyor? Buna bakmak lâzım. Hesap görülmesin diye değil, “ Görülüyor işte! ” diyenlerin dilleri altında tam ne yattığının görülmesi için!

%50

Bu ülkenin başbakanı,” % 50'yi zor evde tutuyorum!!” demişti, değil mi? Şu Fas'a kadar kaçıp giden meşhur palalı herifin Taksim'in göbeğinde güpe gündüz yediği haltların görüntülerine hele bir bakın. Orda gördüklerinizi başbakanın sözünü ettiği % 50 ile çarpın, sonra yarıya bölün, onun %0001'inin %0001'ni alın... Yetti mi?

İşte AKP iktidarının arkasındaki % 50, vs'nin en azından bir bölümü esas itibariyle budur. Gezi olayları sırasında ikinin biri resmi ağızlardan ortaya atılan yalan habere –başları kırmızı bantlı, bellerine kadar çıplak adamların başı örtülü bır kadınla kundaktaki yavrusuna saldırıp üzerlerine işedikleri'ne dair “haber ” kılıklı yalana– ve daha bir dolu başka yalana bunların tümü inanır. Hem öyle bir inanırlar ki... Tayyip Erdoğan kendisi bin pişman olur o haberleri uydurduğuna.