Ya sabır!

Özgür Mumcu ne güzel yazdı. Kanıtlarıyla. Okumayanlar bir zahmet okuyuversinler. (Radikal, 26 Eylül, 2013.)

Necip Fazıl tam odur işte! Birileri de –hemen hepsi ondan “feyiz” almakla övünen birileri– milletin dikkatini ve vaktini, asabını ve sabrını suistimal edip habire neler neler, ne yaveler anlatıyorlar...

Ya SİZ?!

 

“Tüm yabancı unsurlar Suriye'den çıkmalı!”

Bunu diyen kim? Kim olabilir?

Bunu diyen TC dışbakanı ünvanlı Bay A. Davutoğlu. Demek ki artık burasına gelmiş. Ama niçün? Nasıl? Hâlâ daha Suriye sınırından içeri (Suriye'ye) tümen tümen yabancı “mücahit” sevkeden, onların tüm lojistik ihtiyaçlarını karşılayan kim?

Bu kadar olur!

Kabahat onda ve onun gibilerde değil, onlara hâlâ tahammül edenlerde...

 

Fişleme

Uzun süren tek parti iktidarlarının önü alınamaz refleksidir. Fişlerler!

Bu defa, nedense C.Başkanı A. Gül inkâr etti. “Ben bütün raporları görüyorum, yok öyle bir şey,” dedi.

“Şey" dediği ne acaba?

Suçortakları

1940'lar ve 50' lerdeydi. 1 Mayıs'ı kutlamak yasaktı. Her 1 Mayıs öncesi, meselâ Aziz Nesin ve onun gibi bazı komünist/sosyalist yurtdaş durup dururken polis tarafından evlerinden, iş yerlerinden alınır, saatlerce, bazen günlerce emniyette “misafir” edilirdi. Şimdi polis tam da bu yetki ile donatılmak isteniyor.

Doğrudan polis takdiri ile hürriyetten alıkonulma!

Böyle bir uygulamayı ne tür bir iktidar gerekli görebilir ve yasalaştırmaya cürret edebilir? Böyle bir iktidarın getirdiği her “yeni”liğe yetmez ama buna da evet, yanlış ama bugünlük evet, bu kadarı da olmaz ama alternatif ne..? diye diye bugüne kadar gelenlerin hiç mi bir suçu yok?

Böyle demek de abes ya!

Hadi onlar da suçlu.

Şiddet

Bu başbakan bunu da dedi: “Üniversitelerimizde (Üniversitelerin kendisinin olduğunu sanıyor!) şiddeti önlemek için her birine devletin polisini yerleştireceğiz!”

Daha diyeceği ne kaldı?

Bu kadar devlet şiddeti devlette acze alâmet değilse nedir..?

İkrar

AKP kodamanları ABD'nin New York Times gazetesini topa tuttular. En başlarındaki de her gittiği yerde, “Kaç para aldın?” diye haykırdı durdu.

Nerden biliyorlar bu iş lerde normal fiyatın ne kadar olduğunu?

Baraj

Barajdan vazgeçmeyeceklar. Asla!.. Barajla var oldular, onsuz olamazlar. Milleti o kadar sevmeleri barajdan dolayıdır!

%10'dan vazgeçmek için yeni ve daha yüksek bir baraj getirmeyi “demokrasi” kartı diye öne sürüyorlar. Demokratik atılımmış! Ölüm gösteriyorlar...

Bir kere atandılar ya, artık seçim denilecek bir seçime yoklar. Ebed müddet devleti elden kaçırmamak için yapmayacakları şey yoktur. “Sayın Başbakan”ları her gittiği yerde, “Barajı biz getirmedik ki!” derken, bizi enayi yerine koymayın, demek istiyor...

Bu çok açık. Yapın hesabınızı, görün. %10 kalksın mı diyorsunuz? Pekala. %50'ye ne dersiniz? Tartışılacak seçenekmiş!

Devrimm??

Çok hayati dediler. Onlar dedi, AKPerest takım tekrarladı. Mütedeyyin hanımlar ne zulümler, ne zulümler görmüş ...

12 yıl boyunca niye sen de onlara zulmettin? Onlar için kefenlere bürünüp siyaset eylemeye değmez miydi? Hâlâ daha askerde, poliste, yargıda istisnalar neyin nesi? Niçün? Biz o kadın yurtdaş ların yerinde olsak, “Hayırın böylesi zulme vesiledir. Hiç biri olmaz olsun! " derdik... Zalimin kime ne hayrı dokunmuş?

 

Konvansiyonel

Başbakanın dışbakanı Suriye'nin elinden kimyasal silah depolarının alınması kararı ardından, Esed'çiler konvansiyonel silahlarla daha ne kadar insan öldürmeyi sürdürecekler diye tutturdu. Ardından B. Arınç, “Esed şimdiye kadar 150 bin cana kıydı!" tekerlemesiyle çorbaya maydanoz oldu.

“Esed” rejiminin insan canı harcamada ne kadar fütursuz olduğu biliniyor ama, bu iki malûm şahsın bundan malûmattar olmayı ne zamandanberi önemser oldukları da biliniyor! Ayrıca, o kadar canın kaçı Suriye muhalefeti denilen ve de sayıları 100'ü aşan ve düşman bellediklerı herkesin gözünü oyup yağını yemeye hazır ayrı ayrı güruhlar tarafından katledildi? Bunun sözü edilmeye değer bir hesabı, dökümü yok mu?

Var elbette. Öyle bir var ki, bu “Suriye muhalefeti”nin en gözü dönmüş karanlık unsurlarının en başta gelen destekçilerinin kimler olduğunu da biliyor bütün dünya.

Boyunlarında bunca günah yüküyle bu insanlar nasıl böyle rahat konuşabiliyorlar..?

Siyaset

Süreç yürümüyor... Yürümez. Baştaki AKP iktidarı sürgit iktidar olmayı, hem de tek parti iktidarı olmayı tehlikeye atamaz. Sürecin yürekleri ağızlara getirerekten mümkün oluşu kadar yerinde sayması AKP devleti için hayat memat meselesidir.

Süreç dediğiniz eğer Kürtlerin –AKP'ye oy verenlerin büyük bölümünün dahi– özleyip istediği menzile ulaşacaksa, buna AKP'den katkı beklemek abesle iştigaldir. Kürtlerin ve Türklerin ortak çıkarı ve geleceği için AKP'yi sallamadan işe birlikte sarılmaktan başka çare olmadığı ayan beyan görülecek. Çok kalmadı.

Her iki halk için de iş başa düşmüştür.

Reel siyaset zamanıdır.

Ortak

Özel bir fabrika iflas etmek üzere. İşçiler aylardır birikmiş ücretlerini, mahkemeden karar çıkarttıkları halde alamayınca eyleme geçip yolu kesiyorlar. Yolda kalan herkeste bir homurdanma: “Üç saattir bekliyoruz. Bu ne kahır, yahu?”

Senin çektiğin kahır da, işçinin çektiği ne? Eylem niye yapılıyor? Herkes kahırın ne olduğunu görsün, anlasın diye! Yolda çektiğin kahrın hesabını işçinin hakkını yiyen işverenden soracağın yerde niçin hakkı yenen işçiden soruyorsun?

İşin içinde fabrika sahibinin suçuna ortak olmak var. Ona göre!