Hayat Ağacı (Haziran 2017)

CHP’nin bardağı
Hüseyin Hasançebi
Gandi Kemal
Hüseyin Hasançebi

Hatırlamak

eden-stalin-molotovHDP’ye bir oy verdik, onun hesabını soruyoruz gibi anlaşılmasın.

Benimkisi hatırlatma.

HDP’nin gündemi PKK’nın

gündeminden ayrışamıyor.

Oysa ayrışmalı.

HDP PKK’dan daha hassas olmalı.

Örneğin Kobani veya Rojava’da.


Rojava Suriye’de.

Esad rejiminin egemenliğinde.

Bu egemenlik fiilen ortadan kalkmış olsa bile

hukuken hala geçerli.

Oysa HDP politika ve eylemlerinde

Rojava Türkiye Kürdistanı’na ilhak

edilmiş gibi duruyor.

 

Daha da anlaşılır olması için devam ediyorum.

Türk devlet siyasetinin ana değişmezleri vardır.

Kafkasya sorunu, Balkan sorunu,

Kars-Ardahan-Batum sorunu,

Kuzey Irak (Musul) sorunu, Rojava dahil Kuzey

Suriye sorunu, 12 adalar sorunu gibi…

 

Buralarda statü 80-100 yıl önce donmuştur.

Türk devleti bunu kabullenmiştir.

Bu nedenle aşırı statükocudur.

Donmuş statüyü cansiperane savunur.

Kimse elini değdirmesin ister.

 

Ama ne zaman ki biri çıkar, bu statükoya

burnunu sokar, Türk devleti ayağa kalkar.

“Önce ben varım”, der.

Türk devletinin bu hassasiyetine

boyun eğilmeli demiyorum ben,

sadece bilinsin yeter.

 

HDP’nin gündeminde baş sıraya geldiği için

Kuzey Suriye’yi ele alalım.

Burada siyasal statü Türk devleti “evet” demeden

değişmez.

Türk devleti “hakkını” mutlaka ister.

Devlet haksız da değildir, çünkü buralarda

statü kesinleşmemiş, sadece dondurulmuştur.

Donmuş statü değişecekse akla “alacaklı devlet”

olarak ilk Türkiye gelir.

Dünyanın kabulü de böyledir.

Buralar için ne zaman ki yeniden paylaşım

konuşulmuştur; şaşmaz biçimde akla ilk gelen

Türk devleti olmuştur.

 

Mesela;

“İngiliz Dışişleri Bakanı Eden 15 Aralık 1941’de

geldiği Moskova’da Stalin ile görüşmesinde;

Stalin gelecekteki sınırlara ilişkin görüşlerini

açıklarken aynen şöyle diyordu: ‘Türkiye, Ege’de

Yunanistan için önemli adalarda O’nun lehine

muhtemel ayarlamalardan sonra, 12 Ada’yı almalıdır. Türkiye, Bulgaristan’dan ve mümkünse

Kuzey Suriye’den bazı kısımları da almalıdır.’”

(Kâmuran Gürün, “Türk-Sovyet İlişkileri (1920-1953)”,

Ankara, 1991, s. 242-243; Suat Bilge, “Güç Komşuluk”, Ankara,

1992, s. 162; Harry Howard, “The Entry of Turkey into

World War II”, Belleten, XXXI/122 (1967), s. 224.)

 

“Stalin daha önce Moskova görüşmeleri sırasında,

1 Ekim 1939’da da Saraçoğlu’na, Yunan Adalarının

Türk kıyılarına yakın olanlarının Türkiye’nin eline

geçmesi gerektiğini söylemiş, 12 Ada’nın da gene

Türkiye’ye bırakılması veya Türkiye ile Yunanistan

arasında bölüşülmesi gerektiğini ileri sürmüştü.

Stalin’in bu sözlerini Moskova Büyükelçisi Haydar

Aktay doğrulamış, hatta teklifin, Türkiye savaşa

girmese de geçerli olacağını söylemişti.”

(Rıfkı Salim Burçak, “Moskova Görüşmeleri ve Dış Politikamız

Üzerindeki Tesirleri”, s. 90.)

 

Musul vilayeti, yani (Irak Kürdistanı) da böyledir.

1925 tarihli Milletler Cemiyeti bir Musul komisyonu

kurmuştur. Komisyon bir rapor hazırlamıştır.

Rapor Musul’un 1932'de kurulacak Irak'a dahil edilmesini önermiştir. Ancak bir şart koşmuştur:

Kurulacak Irak devleti vaazedilen bazı şartları yerine getirmezse,

Musul’un Türkiye'ye iadesi gündeme gelecektir.

Bu bazı şartlardan biri de Kuzey Irak Kürtlerinin hakları konusundadır.

J.B.Kelly 17 Eylül 1990 tarihli National Review Dergisinde

Türkiyeyi konuşalım (Let's Talk Turkey) başlıklı yazısında

BM’nin bu raporunu gündeme getirmiştir.

Bu raporu Talabani Turgut Özal’a getirmiştir.

Özal’ın “Kürtlerle Federasyon kuralım” dediği

şayiası bu nedenle çıkmıştır.

Türk devleti ile iş tutan herkes bunları hatırlamak zorundadır.

HDP Türk devleti ile iş tutmaktadır.

***

Bugünün konusu değil fakat doğrusunu bilmek zarar getirmez diyelim, 12 adaları hatırlayalım.

 

Stalin’in 1939’da ve 1941’de, Türkiye’ye verelim dediği Kuzey Suriye, Musul, 12 ada ve bölüm Bulgar toprağını,

İnönü “gözü tok” olduğu için reddetmemiştir. Akıllı davranmış, hesap kitap yapmıştır. Bulgaristan toprağından hemen o yıl (1939), Türkiye’den Bulgaristan’a sürdüğü Bulgarlara tahsisi şartıyla vazgeçmiştir.

Kuzey Suriye ve Kuzey Irak’ı reddetmesi ise, “Stalin savaştan sonra, verdiklerinden daha fazlasını bizden geri isteyecektir” öngörüsüne dayanır. Nitekim bu öngörü doğru çıkmış, savaşın bitiminde Stalin Türkiye’den, Kars-Ardahan’ı,
geri istemiştir.

İsmet İnönü’nün 12 Adalar’ı reddetmesi ise, zoraki tehcir, katliam ve mübadele ile hallettiği “Rum meselesi”ni yeniden Türkiye’nin içine almaktan sakındığı içindir.

 

Türk devleti ile iş tutarken, Reyting tarihçisi

M. Bardakçı’dan öğrenilenle yetinilmemeli.