Hayat Ağacı (Haziran 2017)

CHP’nin bardağı
Hüseyin Hasançebi
Gandi Kemal
Hüseyin Hasançebi

60. yılında 6-7 Eylül

6-7-eylul-cropTürkiye Cumhuriyeti tarihinin kara sayfalarından birisi olan “6-7 Eylül Olayları”nı 60.Yıldönümünde utançla ve ikrahla anıyoruz.

Resmi dilde azınlık (eskiden ekalliyet) adı verilen, Türk ve Müslüman olmayan topluluklara İstanbul ve İzmir’de yapılan bu saldırılarla ilgili bir yazıyı 50. yıldönümü vesilesiyle Sesonline.net’de yayınlamıştım (7 Eylül 2005, http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa.php?KartNo=35769).

Aradan on yıl geçti devlette bir iyileşme olmadı.

Şubat 2006’da Trabzon’da Rahip Santoro bir lise öğrencisi tarafından öldürüldü, failin annesi AKP’nin bir yerel yöneticisiydi, cinayet silahı evde bulundu.

Ocak 2007’de Hrant Dink öldürüldü.

Nisan 2007’de Malatya’da Zirve Yayınevinde ikisi Türk, biri Alman üç protestan işkenceyle öldürüldü, faillerden birisi belediye başkanının oğluydu. Daha da önemlisi, faillerden birinin bir MİT mensubuyla bağlantısı ortaya çıktı. (Adem Yavuz Arslan, “Bir Ermeni Var; Hrant Dink Operasyonunun Şifreleri", Timaş Yayınları, Haziran, 2012.)

60. yılda on yıl önce yazdığım yazıdaki ayrıntıları tekrarlamayacağım, fakat belli noktaları vurgulamak gerekiyor.

6-7 Eylül pogromu devlet tarafından planlanmış ve tatbik edilmiştir. Tertipte rol alan kuruluşlar:
* O zamanki adı kısaca Milli Emniyet olan şimdiki MİT,
* ABD ve Nato’nun kurdurduğu Özel Harp Dairesi, (sonradan MGK Genel Sekreterliğine kadar yükselen Sabri Yirmişbeşoğlu adlı bir emekli general bir gazeteciye verdiği mülakatta “6-7 Eylül muhteşem bir Özel Harp Dairesi operasyonudur” diyecektir. “Türk Gladio’su İçin Bazı İpuçları,” Tempo Dergisi, S. 24, 9-15 Haziran 1991.)
* İktidardaki Demokrat Parti’nin İstanbul’dan ve çevre illerden topladığı kara kalabalıklar,
* Ana muhalefet partisi CHP’nin yayın organı Ulus gazetesinin İstanbul temsilcisi Orhan Birgit’in başında bulunduğu Kıbrıs Türktür Cemiyeti.

Selanik’te Atatürk’ün evine bir ses kombası konulur, sadece bir cam kırılır, ama olay büyütülür. Bombayı Ankara’dan Başkonsolos diplomatik çantasında getirir, üniversitede okuyan ve Milli Emniyet’e çalışan Yunanistan Türklerinden birine verir, o da kavasla birlikte müze olan eve çakma bombayı kor. Yunan mahkemesi tarafından mahkûm edilen bu adam daha sonraki yıllarda Türkiye’de valiliğe kadar yükselecektir.

Zamanın ünlü Milli Emniyetçilerinden Cevdet ve Mithat Perin kardeşlerin çıkardığı İstanbul Ekspres gazetesi 6 Eylül 1955 günü olayı iri puntolarla verir.

Fazla satışı olmayan bu gazeteden o gün bir iddiaya göre o gün 200.000, başka bir iddiaya göre 40.000 adet basılır ve Kıbrıs Türktür Cemiyeti’nin mensuplarınca. Gazete rotatifle değil, o zamanki “düz baskı” tekniğiyle basıldığından o kadar adet basılması bir kaç gün sürerdi. Yani bomba olayının tarihi bir kaç gün önceden belirlenmiş, ertesi gün tarihli gazete gene bir kaç gün önceden basılmıştır.

6 Eylül günü öğleden sonra kalabalık Taksim’de toplanmaya başlar ve gün kararırken Taksim Talimhane’den ve İstiklal Caddesi girişinden başlayarak saldırı başlar.

Büyük çoğunluğunun sahibi Rum, Ermeni ve Yahudi olan dükkanlar yağmalanır, kiliseler yakılır, apartmanlara girilir, kadınlara tecavüz edilir, erkekler dövülür, özellikle papazlar hırpalanır. Öldürülen insan sayısı resmi verilere göre 11’dir. Yunanistan basını rakamı 15 olarak vermiştir.

Araştırmacılar ölü sayısının az olmasını “sadece malı mülkü tahrip edin, insan öldürmeyin” diye talimat verilmesine bağlarlar.  4214 mağaza, 1004 ev, 73 kilise, 2 manastır, 21 fabrika, 26 eczane, 12 otel, pansiyon, 91 gazino, 10 kuyumcu.

Olayın ancak gizli eller tarafından yapılabileceğini gösteren en önemli yanı saldırılacak olan dükkanların daha önceden işaretlenmiş olmasıdır. Bu nedenle hemen hiç bir Türkün dükkanına zarar gelmez. Hıristiyan mezarlıklarına da saldırlır, iskeletler ve cesetler mezarlarından çıkartılır.

Birinci gün gece yarısına doğru Örfi İdare ilan edilir. Önce üç bin, sonra iki bin kişi daha yağmacı olarak tutuklanır. 7 Eylül günü İstanbul’un başka semtlerinde ve İzmir’de olaylar sürer. Bu arada Büyükada’da Lefter Küçükandoniyadis’in evine bile saldırı olur. (Lefter ama Rum değildi, Arnavut Ortodoks’tu.)

Hükümet olayları komünistlerin düzenlediğini iddia etti, bir komünist tevkifatı yapıldı, Örfi İdare kumandanı “komünistlerin Eminönünde salkım salkım asıldıklarını görmek istediğini” söylemiştir.

Fakat o sırada Ankara’da bulunan ABD Dışişleri Bakanı, soğuk savaş azgını John Foster Dulles bile iddiaya inanmamıştı.

Türkiye’nin uluslararası prestiji “Barbar Türkler” sloganıyla sarsılmıştır. 6/7 Eylül, sonuçları itibariyle İstanbul ve İzmir’in yüzyıllardır sürüp giden çok kültürlü mozaiğini sona erdirmiştir. Başta Rumlar olmak üzere azınlıklar Türkiye’den göç etmişlerdir. “Son Göçmenler” de 1960 sonrası çıkarılan bir kararnameyle yurtdışına çıkarılmışlardır. Bu, bir anlamda Rum azınlığı tasfiye hareketi olmuştur. (Tevfik Çavdar, “Türkiye’nin Demokrasi Tarihi 1950’den Günümüze”, C.2, İmge, Ankara 2004.)

Belli ki, DP dışa karşı bir gövde gösterisi yaptırmak istemiş, ama olaylar onu aşmıştır, nitekim gazeteler Reisicumhur Bayar’ın olay yerini gezerken “ipin ucunu kaçırmışız” dediğini yazmışlardır.

Aziz Nesin olayların çığırından çıkmasını sonradan “6/7 Eylül faciası, dürtüleri baskı altında tutulan ve bu yüzden ezilen bireylerdeki saldırganlık gizilgücünün ortaya çıkmasının ürünüdür. Ne var ki, kanalize edilmek istenilen bu saldırganlık gizilgücü çığırından çıkmıştır” diye ifade etmiştir. (“Salkım Salkım Asılacak Adamlar”, Adam Yay., İstanbul, 2002.)

6-7 Eylül olayları hakkında vurgulamamız gereken iki tespitten birisi bunun I. Dünya Savaşı’ndan önce Ege’de Rum tehcirinden beri yaşayan kanlı saldırganlık zincirinin bir halkası olmasıdır.

1916’daki Ermeni soykırımı ile başlayan bu Türkçü saldırganlık, 1923’deki nüfus mübadelesidir. Anadolu’dan 1,2 milyon civarında Rum gönderilmiş, Yunanistan’dan 400-500 bin Türk gelmiştir. Rumların gitmesi Anadolu’nun ekonomik zenginliklerini söndürmüştür.

1930’larda “Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyası Türk ve Müslüman olmayanları sindirmek içindir. 1934 Trakya Yahudi tehciri, 1942 Varlık Vergisi zorbalığı, 1955’deki 6-7 Eylül pogromu, 1964’de T.C. yurttaşı olamayan ve eski bir antlaşmayla Türkiye’de yaşayan 12 bini aşkın Rumun 20 kg. yük ve 20 dolarlık döviz izniyle Türkiye’yi terke zorlanmaları başka olaylardır.

Sonuç olarak bugün Türkiye’de 78 milyon içinde gayrimüslim azınlıkların sayısı ancak 100.000 kadardır. Bunların içinde nüfus müdürlüklerinde kayıtlı Rumlar 1000’den azdır. İstanbul ve İzmir’de yılın her zamanında ziyarete gelen Yunanistan turistleri bile daha fazladır.

İkinci önemli nokta Cumhuriyetteki bu uygulamalar sermayenin ve iş hayatının Türkleştirilmesidir. 6-7 Eylül’ün asıl amacı ve sonucu bu olmuştur.

Türk toplumunun önemli bir çoğunluğu kendi tarihiyle hâlâ yüzleşmediği için 6-7 Eylül’ü de bilincine çıkarmamıştır. Yeni kuşakların olaylardan haberi bile yoktur.

Buna rağmen 60. Yıldönümünü on yıl öncesiyle kıyasladığımızda Hrant Dink’in cenaze töreninden sonraki anma etkinliklerinde gördüğümüz Türkiye’nin aydınlık yüzü olan kitlenin varlğıdır.

Not: Olayla ilgili önemli bir çalışma Dilek Güven’e ait: 6-7 Eylül Olayları, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2005. Saldırıya uğrayanların canlı tanıklıklarının kitapta yer alması olayın gayriinsani yönünü sergilemektedir.