"Ne mutlu ölen askerin ailesine!"

erdogan-cenaze-bw-cropSiyasi demagoji ve seviyesizliğin vardığı boyutlar tahammül edilecek gibi değil: Bu sözü söylerken 7 Haziran 2015 gecesinden itibaren Tayyip Erdoğan’ın kararı olan ve ayan beyan sergilenen erken seçim politikasını kastetmiyorum. Tarifi için en aşağılayıcı tahkirleri bile yeterli bulmadığım husus iktidar mensuplarının ölen asker ve polisler için söyledikleridir.

- Ahmet Davutoğlu: “Vatan için, gelecek için evlatlarımızı da kendimizi de feda etmeye hazırız. Bu fedakârlığı da dünya alem bilmelidir.”
- Taner Yıldız: “Benim amacım Allah nasip ederse şehit olmaktır. Bunu açıkça söylüyorum. Dinim, milletim, vatanım için.”
- Tayyip Erdoğan: “İnanıyoruz ki şehadet makamına ulaşmış olan bu şehidi uğurluyoruz. Ne mutlu onun ailesine, ne mutlu onun tüm yakınlarına.”
- Tayyip Erdoğan: Bir Cuma namazı çıkışında ''Bu ülke şehit kanlarıyla sulandı, bundan sonra da şehit kanlarıyla sulanmaya devam edecek” diye buyurdu.

Siyasi yöneticilerin bu lafları nekrofili bile değildir. Çünkü nekrofili bir hastalıktır, bunlarınki ise en çirkininden en pespayesinden bir politikacılıktır. Kendilerini o kadar kaybetmişlerdir ki, bir askerin cenaze töreninde imamın elinden mikrofonu alıp tabutunun başına geçip önce elini, sonra dirseğini tabuta dayayıp oradakilerin ve ekranda kendisini izleyenlerin gözünün içine baka baka hayatını kaybetmiş olan bir askerin annesine, babasına, eşine, çocuğuna, kardeşine “ne mutlu size” diyebilmektedir.

Sen nasıl o acılı insanlara böyle bir laf edersin? Kimsin sen, imam filan da değilsin, sadece çirkin bir politikacısın. “Ne mutlu size” demek teselli bile değildir. Senin çirkin politikacılığındır. Madem evladın şehit olması bir aile için mutluluktur, sen kendin o mutluluğu neden tatmayı denemedin? Büyük oğlun askerlik yapmasın diye çürük raporu aldırdın, çürük raporlarının nasıl ve hangi yollardan alındığını herkes bilir, diğer oğlun içinse bedel ödeyerek askerlikten yırtmasını sağladın. Ben şehit olmak istiyorum diyen politikacıya gelince, 2002’de milletvekili, 2009’dan bakan olmuş ama şahadet mertebesine erişememiş. Tersine bakanlık koltuğuna sıkı sıkıya yapışmayı bilmiş, Soma’da 301 madenci öldüğünde de, Ermenek’de 18 işçi yer altında hayatını kaybettiğinde de hiç oralı olmamış, bu toplu iş cinayetlerinden 1. derece sorumlu olduğu halde koltuğunu bırakmamış.

Aynı bakan 30 Mart 1914 yerel seçimlerinde sayısız il ve ilçede oyların sayılma ve birleştirilme saatlerinde hile yapmak için elektrikler kesildiğinde, o kesilmeleri “trafoya kedi girmiş, kesilmeleri seçime bağlamak yanlış” diyerek alay konusu olmuştu. İnternet portallarından birinde AKP ileri gelenlerinden ve milletvekillerinden hangilerinin oğullarının bedel ödeyerek askerlik yapmadıkları uzun bir liste halinde yayınlandı. Listeyi köşesinde ilk yayınlayan Yılmaz Özdil’di.

CENAZE TÖRENLERİNDEN KOVULUYORLAR

Asker-polis cenazeleri eskiden ülkücülerin gösteri alanı olurdu. Şimdilerde de öyle, fakat seçimlere dönük hesaplarla AKP şefleri showları da ön plana çıkıyor. Asker ölüyor, çirkin politikacı şehitler edebiyatıyla parsa toplamaya çıkıyor. Bunlar kamu arazilerinden parasal rant sağlamaya alışmışlar, ölümlerden siyasal rant çıkarmak peşinde koşuyorlar. Fakat eskisinden farklı olarak müstahak oldukları yurttaş tepkileriyle karşılaşıyorlar.

Mesela halk Sağlık Bakanını yuhalayarak kovaladı. O bakan büyük bir pişkinlikle ve iptidailikle “Sayın Erdoğan’ı C. Başkanı yerine Başkan seçmiş olsaydık bu kaos olmazdı” diyen adamdı. Bursa’daki bir cenaze töreninde bir yurttaş, bakanın geçen hafta sarf ettiği sözlerine atıfta bulunarak, "Sayın bakan, 'başkan seçilseydi böyle olmazdı' dediniz. Daha kaç şehidin gelmesi gerekiyor?" diye tepki gösterdi. Başka yurttaşlar da tepkilerini dile getirdiler. Bakan ve Vali halkın tepkileri altında vilayet konağına yürüyerek girmeye çalışırken tepkiler büyüdü, tepkilerin artması üzerine önce bir dükkâna girdiler, sonra Tayyare Kültür Merkezi'ne girmeye çalıştılar. Merkez önünde bulunan kalabalık, bakanı yuhalamaya devam etti. Bakana pet şişe ve bozuk para atan grup, hükümet aleyhine sloganlar attı. Sonuçta her ikisi de Belediye binasına sığındılar. Bakanı protesto eden grup uzun süre belediye binasının önünden ayrılmayıp slogan atmayı sürdürdü.

Kırıkkale’deki bir başka cenaze töreninde cenaze namazından sonra Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, aracına yöneldiğinde kalabalıktan bir grup Akdoğan'ı yuhaladı, bir yurttaş "Utanın, utanın, böyle kaçıp gitmek var mı?" diye bağırdı. Koruma polisleri ile resmi kıyafetli polislerin engelleme çalışmalarına rağmen kalabalığın öfkesi dinmedi. Bakan Akdoğan'ın binmesiyle araç hareket ettiğinde de bir grup, aracın peşinden koşarak ellerindeki pet şişe ve cisimleri makam aracına doğru fırlattı. Bu sırada polisler ve vatandaşlar arasında arbede yaşandı.

Afşin’de yapılan bir başka cenaze töreninde halk m.vekillerine “Nasıl, vekilim mutlu musunuz?” diye haykırdı.  

Bu kadar kan ve şehit edebiyatı siyasi iktidarın ne kadar aciz durumda olduğunu gösterir. Siyasi şefler şehit olmayı yüceltmeyi halka mazeret mi zannediyorlar? Üç yıla yakın zamandır çözüm süreci, çözüm süreci diye tespih çekenler, “analar ağlamasın”ı slogan yapanlar, 7 Haziran’da seçim afişi bastıranlar şimdi acılı annelere oğlunuz olduğu için “mutlu olun, şehitlik en yüce mertebedir” demektedirler, biz de şehit olmaktan çekinmeyiz demektedirler.

Osmaniye’de halk AKP milletvekillerini yuhaladı, ölmüş subayın gene subay (Yarbay) olan ağabeyi “Sırça saraylarda 30 tane korumayla gezip zırhlı arabalara binip de şehit olmak istiyorum diye bir şey yok. Git o zaman. Oraya git” diye bağırdı. Saray’ın yalaka basını yaygarayı bastı, Yarbay için “Alevi” diye başlık attı. Aile “Alevi olmadıklarını, ama her mezhebe saygılı olduklarını söyleyerek, o gazetelere “ayrımcılık ve nefret söylemi”nden suç duyurusunda bulunacaklarını” duyurdu. Besleme basının bu denli aşağılık hali destekledikleri şahsın ve partinin siyasetini gösterir.

Hiçbir anne “oğlum şehit oldu, cennete gidecek” diye teselli bulmaz. Bunu en iyi kendi ailemden bilirim. İki dayım havacıymışlar uçakları düşmüş. Acılı anneleri (anneannem) beş vakit namaz kılan bir dindar olduğu halde, bir tek gün “oğullarım cennete gidecek” demedi. “Allah verdi, Allah aldı” da demedi.

Babamın dayıları I. Dünya Savaşına, gitmişler ve dönmemişler, ama ablalarının (babaannemin) ağzından onlar için “şehit oldular” sözünü duymadım, 40 sene sonra bile onlardan bahsederken ağlardı. Ama Sarıkamış’da ölen 90 bin askere de ağlardı, onlar için “bedelsizler ordusu” diyerek yoksulluklarına vurgu yaparak daha çok ağlardı, konu komşudan bazılarını tanırmış, onların cennette oldukları ya da olacakları hiç aklına gelmezdi. O zavallılar Enver Paşa yüzünden ölmüşlerdi, şehit oldukları için ne aileleri, ne komşuları, ne de halk mutluydu. Ölen askerin ailesine “ne mutlu size” demek yüz sene sonraki siyasetçinin ayıbı, “başımızda bu adam var” diyenlerin utancıydı.

KİM ŞEHİT, KİM DEĞİL, KİM KARAR VERECEK?

Arapça olan şehid kelimesi “Allah yolunda” can verenlerdir. İslamiyetin ilk evrelerinde İslamın savaşı “müşriklere” (Allaha şirk koşanlara, putperest dedikleri paganlara) karşıydı, daha sonra Müslümanlar Müslümanları öldürmeye başladılar. Bugün daha çok öldürüyorlar. Sayısız Müslüman’ı öldürmüş Işid mensuplarının hepsi de ölünce şehid mertebesine erişeceklerinden emindirler.

İslamın ilk iç savaşı olan Cemel Vakasında Muhammed’in son zevcesi Aişe ile damadı Halife Ali arasında çıkan savaşta karşılıklı on biner kişi ölmüştür. Hangileri şehittir? Veya 1980’lerdeki İran-Irak arasındaki harpte can veren tam bir milyon insandan hangi taraf “şehit” sayılır?

Yani şehitlik metafizik ve sübjektiftir. Şehit kavramının maddi hayattaki tek gerçek karşılığı devletin yaptığı tanımdır. Çünkü yasaları yaptığı tasnife göre şehit sayılan insanların ailelerine maaş bağlanır. Hakiki olan odur. Gerisi laf u güzaftır. Türkiye’de kimin şehit sayılacağına, kimin sayılmayacağına siyasi (yani İslam diliyle dünyevi) bir kurum olan devlet karar veriyorsa veya hem Irak hem de İran devletleri savaşta ölen yurttaşlarını şehit, karşı safta ölenleri kâfir ilan ediyorsa şehitlik, bu denli sübjektifse, kavram olsa olsa “öteki dünya” ait bir ritüeldir.

Tekrar ediyorum: Işid mensubu olup Türk istihbaratı tarafından kullanılan ve 33 kişiyi öldüren Ripsus (Suruç) bombacısı da İslam adına ölüme gittiğinden mekânının cennet olacağından emindi, ama katliamı Işid üstlenmediğine göre onun şehitliği havada kalmadı mı?