Hayat Ağacı (Haziran 2017)

CHP’nin bardağı
Hüseyin Hasançebi
Gandi Kemal
Hüseyin Hasançebi

Kürt meselesinin politiği

nevroz2013-bw-cropSilahlı mücadele 21 Mart 2013 Nevroz’unda bitirilmişti, yeniden başlatıldı. Oysa 30 yıl süren ve neredeyse Kürt halkının tamamını kapsar duruma gelen bir silahlı mücadelenin bitirildiğinin açıklanması taktik değil, stratejiktir ve bu anlamda geri dönülmezdir. Türk devleti için “söz verdim, caydım” geçerlidir ama PKK için değildir. Çünkü PKK, Türk devletinin Kürtlere verdiği sözü hiç bir zaman tutmadığını bilerek silahlı mücadeleyi bitirdiğini açıklamıştı. Bu nedenle, sözünden cayan PKK olmuştur.

***

PKK’nın 21 Mart 2013 Nevroz’unda açıkladığı “çözüm önerisi!”ne Erdoğan ve AKP’nin “Evet” demesi sorunu çözmek amacıyla değildi. Çünkü PKK’nın Türk devlet ve siyasetine önerdiği Kürt meselesinin çözümü değildi. Önerilen; “Müslümanlık temelinde yeniden inşa edilecek Kürt-Türk kardeşliği üzerinden misak-ı millî bakiyesini (Kuzey Suriye ve Kuzey Irak) birlikte ele geçirmekti. Türk devletinin her gün yeniden gördüğü değişmez rüyasıdır bu ve inanmadığı halde üstüne atlaması doğaldır. Öcalan’ın, Türk-Kürt kardeşliğinde islami temele işaret etmesinin R.T. Erdoğan’ın ısrarıyla olduğunun kulaklara fısıldanması da bir şeyi değiştirmez, çünkü bu öneri PKK tarafından kabul edilmiştir, bundan dolayı da PKK’nın fikri olarak muamele görecektir.

***

2013 yılında geçilen siyasi mücadelede başarısız olunduğu da söylenemez. En azından; Halkların Demokrasi Partisi (HDP) deneyinde başarılı olunduğu söylenebilir. Selahattin Demirtaş’ın C.Başkanlığı seçiminde %9,8 oy alması ve 2015 genel seçiminde HDP’nin % 13,1 oyla TBMM’ne 80 milletvekili göndermesi siyasi mücadele yoluyla Kürt meselesinde nihai çözüme doğru yürünebileceğini göstermiştir. HDP’nin parlamenter başarısı Türk devlet ve siyasetinin kabul edebileceği sınırı aşmıştır. Türk devleti bu parlamentonun ağız kokusunu çekmek yerine onu benzin döküp yakmayı her zaman tercih edecektir. Türk devletinin ve R.T. Erdoğan’ın “çözüm süreci!”nden cayarak savaşı yeniden başlatması bu nedenledir ve doğaldır çünkü; Kürt meselesinde çözüm Türk devletinin en çok korktuğu şeydir. Seçim sonrası süreci HDP’nin yönetmesi beklenirdi ancak “devrimci halk savaşını” başlatmakla PKK bunun önünü tıkamıştır.

***

Elbette HDP’nin zaafları konusunda söylenecek çok şey vardır. Bir kaç noktaya işaret edelim: HDP sol bir Kürt partisidir. Kürt yanı güçlüdür, ustalaştığı alandır. Sol yanı ise zayıf ve acemidir. Türkiye soluyla değil, bu solun Kürtleşebilen kesimiyle görece bütünleşerek Türkiyelileşmiştir. Bu kadarı bile 7 Haziran’da parlak bir parlamenter başarı sağlamıştır ama süreci yönetecek bir siyasi ustalığa ulaşılamamıştır. Örneğin partinin eşbaşkanı Figen Yüksekdağ’ın Erdoğan’ı doğrulamak için fakat cevaben; “HDP elbette Kobani’ye, PYD’ye ve YPG’ye dayanmaktadır” demesi tam bir politik gaf olmuştur. Oysa HDP “Türkiyeli’dir, 6,5 milyon kimlikli ve bilinçli seçmenine ve Türkiye sınırları içinde yaşayan 15 milyon Kürdün gücüne dayanıyor” olmalıdır.

***

HDP ve Kürt meselesi diyerek anlatmak istediğimiz Türkiye’nin siyasi sınırları içinde yaşamakta olduğumuz sorundur. HDP bu alanla ilgili ve yine bu alanla sınırlı bir partidir. Rojava ya da Kobani der demez başka bir siyasi katmana geçmiş oluruz. Rojava Suriye toprağıdır, er veya geç bu sorun Suriye’de çözülecektir. HDP Rojava’ya el attığında Suriye’nin içine karışmış sayılmaktadır. Oysa dünya siyaseti Suriye’nin toprak bütünlüğünü henüz tartışmaya bile açmış değildir. Bunlar HDP’nin yönetmeye talip olacağı alanlar değildir. Rojava’da gelişen bir Kürt devrimi varsa onunla dayanışma içinde olmak elbette mümkün ve gereklidir. Ancak bu türden dayanışmalar davul-zurna ile değil, kılı kırk yaran mekanizmalar üzerinden gerçekleşirse başarılı olur. HDP bu alana duygusal yaklaşarak Türk gladio’suna açık verdi diyebiliriz. Hatta toplumun büyük bir çoğunluğu savaşı PKK’nın değil, Erdoğan’ın başlattığından ve bu amaçla her türden provokasyonu devreye soktuğundan şüphe duymaktadır. PKK savaşı kabullenmekle bu şüpheleri dağıtmıştır.

***

Kürtler kalacaksa yurtlarıyla kalacaklar, kopacaksa yurtlarıyla birlikte kopacaklardır. Bunların her ikisi de “çözüm”dür. Bu çözümlere siyasi mücadeleyle gidilecekse, HDP’nin önü açılmalıdır. Olası bir erken seçim ihtimali de Kürtler için önemli fırsat olabilir. Demirtaş bir erken seçim için CHP+HDP bloku öneriyor. Aysel Tuğluk 1 yıl önce konuyu bu mecraya aktarmak istemişti, desteklemiş ve dikkat çekmiştik. Bu blok Türkiye’de er veya geç oluşacaktır. Olası erken seçim için yeni bir siyasi blok bugünden başlayarak Türkiye’nin gündemi haline getirilmelidir. Hatta siyasi yaratıcılık gösterip CHP+HDP blokunu ortak bir iktidar programıyla birlikte sunmak da mümkündür. Yüzde 3 veya 5’lerle muhalefet olunur ama yüzde 13’le iktidar oyunlarının içine girmek mümkün, hatta zorunludur. Artık Türkiye’de iktidarı AKP’nin elinden almaya yönelik politikalara sahicilik kazandırmanın zamanı gelmiştir.