Asıl suçlu canileri beslemiş, büyütmüş olanlardır

pirsus-bwSon katliam, ihtirası uğruna her şeyi yapacak, her türlü melanete başvuracak tıynette olan politikacının ülkeyi hangi badirelere sürükleyebileceğinin, memleketi nasıl da kan gölüne çevirebileceğinin yadsınamaz bir kanıtını oluşturdu.

20 Temmuz 2015 tarihini belleğimize kazıdık. Pirsûs (Suruç) ilçesinin Amara Kültür Merkezinde konuk olan Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu mensubu 300 gence yapılan toplu katliam saldırısında 30’u aşkın insan hayatını kaybetti.

O gençler Kobanê’ye insani yardım malzemesi, çocuk oyuncakları götürmek ve orada bir çocuk parkı ile kütüphane yapmak için bir araya gelmişlerdi.

KINAMA MADRABAZLIĞI

Tayyip Erdoğan ile Ahmet Davutoğlu’nun olayı “lanetliyoruz” demelerini ve sahte birlik çağrıları yapmalarını reddediyoruz. Işid katillerini besleyen, büyüten, eğiten ve donatanlarla, onlara iki bin TIR dolusu silah gönderenlerle, bazı TIRları çevirip araMIŞ yargı ve asayiş yetkililerini tutuklayanlarla, sayısız Işid canisine devletin misafirhanelerini, hastanelerini, dinlenme merkezlerini açanlarla hiçbir ortak noktamız yoktur.

Bu nedenle onların “terör” gibi soyut bir başlık altında katliamı kınamalarını sahtekârlık olarak görüyoruz.

Keza AKP’nin “dört parti ortak bir açıklama yapsın” teklifinin hemen üzerine atlayan CHP Genel Başkanını da kınıyoruz.

İlk iki günde konuşan CHP sözcülerinin hepsi saldırının ve tüm Işid belasının suçlusunun Tayyip Erdoğan ve onun dünkü Dışişleri Bakanı Davutoğlu olduğunu döne döne vurgularlarken, Genel Başkanları o suçlularla müştereken Işid katliamını mı kınayacak?

Gün AKP’nin ve Sarayın beslemesi havuz medyasının çığırtkanlığını yaptığı “birlik günü” değildir, gün onları teşhir etme günüdür: Bu memleketin başına tebelleş olmuş, kendisiyle birlikte İslamcıları ve cihatçıları da bela etmiş politikacıları tecrit etme günüdür.

Nitekim AKP’nin tepesinde oturanlar oklarını Işid’e değil HDP’ye çevirmişlerdir, habire HDP’ye sövüp durmaktadırlar. Kendilerini 276’dan düşürmüş partiye kin kusmaktadırlar.

SOSYALİST GENÇLER ELBETTE

SİZİN GİBİ DEĞİLLER

Yeni Osmanlı emellerine “stratejik derinlik” gibi fiyakalı ama anlaşılmaz bir ad bularak yola çıkıp, önce C. Bşk. Abdullah Gül’ün danışmanlığına, oradan da Dışişleri Bakanlığına ve nihayet geçen sene Tayyip Erdoğan’ın Saraya atlamasıyla Sadaret makamına tırmanan Davutoğlu hadiseyi kınarken bile öldürülen gençleri için “geçmişleri ve ideolojileri ne olursa olsun” diye bir tanımlama yapıyordu, yani kendi seçmen tabanına “bunlar bizden değil” diyordu.

Çok doğru: Onlar elbette “sizden” değillerdir. Siz Kobanê’yi geçen yıl İslamcı katillerin eline vermek istediniz, Şefiniz  “Kobane düştü düşüyor” diye yürek bile sevindirdi. Karşılığında Kürt halkından 7 Haziran 2015 sillesini yedi.

O gençler tabii ki sizden değillerdir; onların gençlik dernekleri de, partileri Ezilenlerin Sosyalist Partisi de, onların bir araya gelmesinde emeği geçmiş kurucu Genel Başkanları Figen Yüksekdağ da tertemiz geçmişe sahiptir.

Ne evlerinden kutu kutu dolarlar, eurolar çıkar, ne de babaları sabahın erken saatlerinde onları uyandırıp “paraları sıfırla” der.

Onlar kuşkusuz ki ve ne mutlu ki, sizden değillerdir: Rüşvetle, rantla, komisyonla, yolsuzluk ve hırsızlıkla ilgileri yoktur. Onlar siyaseti para şan, şöhret, menfaat ve kudret için yapmazlar. Yapsalardı Misak-ı Milli diye topraklarını bölen sınırın öte yakasındaki insanların ve çocukların yardımına koşarken can vermezlerdi.

Sen Yüksekdağ’ı ve Kobanê gönüllüsü gençleri kendi partinin “dünya lideri”yle kıyaslama. Onlar asla sizden olmamışlardır ve hiçbir zaman sizler gibi olmayacaklar.

BİR YILDIR ONBİNLERCE İNSAN KOBANE İÇİN SEFERBER

Bu gençlerin bazı yoldaşları ise Kürt olsunlar, Türk olsunlar Kobanê’yi İslam (Devleti) katillerine karşı savunmak için hayatlarını verdiler, sadece geçen yıl değil, bu yıl da onlardan Rojava’da ölenler oldu. Pirsus katliamında öldürülenler ise sizin yıktığınız, harap ettiğiniz kenti yeniden inşa etmeye koşuyorlardı.

Geçen yıl Kobanê’den Işid’i defetme mücadelesi verilirken Türkiye’nin ve K. Kürdistan’ın dört bir yanından on binlerce insan sınıra koştu, sığınmacılara kamyonlar dolusu yardım malzemesi götürdü.

Kent kurtarıldıktan sonra bu insanların ilgileri dağılmadı, tersine arttı. Çoğu yerlerine yurtlarına geri dönen Kürtlerle dayanışma devam etti.

İşte katliam saldırısına uğrayan sosyalist gençler de yeniden inşa çalışmalarına koşanlardandılar.

Buna karşılık Ankara rejimi tıpkı Kuzey Kürtlerine düşman olduğu gibi, Batı Kürtlerinin özgürlüğüne de düşmanlık güttü. Rojava’da Işid’i destekledi. Mesela geçen sene, 7 Ağustos 2014’te Işid’i “Suriye devletinin zulmü altında kalan Sünnilerin öfkesini yansıtan mazlum gençler” olarak niteliyordu. Kelle kesen, ırza geçen, köle pazarları kurup esir aldığı kadınları cariye diye satan caniler güruhu onun gözünde öfkeli gençlerdi.

PYD/YPG ve YPJ kazanınca, Ankara bu kez de sınıra askeri yığınak yapmaya başladı. Tampon bölge teranelerini tekrar hortlattı.

Hatırlanacağı gibi, Davutoğlu Işid’cilerin T.C. Musul Başkonsolosluğunu işgal edeceklerine ihtimal vermemiş ve binanın tahliyesine izin vermemişti. Sonuçta haftalar boyu tutsak edilen rehineler çok sayıda Işid sanığının serbest bırakılması –ve kim bilir ne kadar yüksek fidye ödenmesi– karşılığında serbest bırakıldılar. Ama Ankara’nın politikasında değişme olmadı.

AKP rejimi Mayıs 2013’de Reyhanlı’da 53 kişinin öldüğü saldırıyı önce Suriye devleti ile Türkiye’de artık namevcut bir sol grubun üstüne yıkmak istemiş, arkasından yayın yasağı koyarak (Işid’i doğurmuş olan) Selefi kafadarlarından Al Nusra’nın marifeti olduğunu örtmeye çalışmıştı.

AKP SEÇMENİ

Saray erbabını uşakları olan medya asla haya duymadan katliamı ya “dış güçlerin tertibi” gibi âfaki bir teraneyle yorumluyor veya PKK/PYD ile Işid arasındaki çatışmanın bir yansıması olarak sundu.

Hatta bir gün önce ilçede bulunan Figen Yüksekdağ ile Pervin Buldan’ın basın açıklamasına gelmemiş olmalarından hareketle, olayın PKK tarafından düzenlendiğini ima etme alçaklığına bile yeltenenler oldu.

Havuz basınından üç tetikçi gazetenin olaydan önce Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’nu ve onun dayanışma girişimini hedef alanlar yayınlar yapmış, yani onları hedef göstermiş olduğunu da havuzun suç hanesine ekleyelim.

Buraya kadar yazdıklarım malûmu ilam demek. Kanatimce asıl üzerinde durulması gereken nokta son yıllarda Suriye savaşı, Işid gibi konulara ilaveten yolsuzluğu hırsızlığı, sarayı ve lüksü apaçık gördüğü halde,  % 41 oranındaki seçmenin hâlâ Tayyip Erdoğan’a ve partisine oy vermiş olmasıdır. O kadar ki, bu politikacı erken bir seçimle tekrar çoğunluğu kazanabilmeyi düşünmektedir.

Ne Suriye fiyaskosu, ne dünyadan –hatta İslam âleminden– tecrit olmuşluk, ne de Işid’in cinayetleri, MİT Tırları, Musul’un işgali, Başkonsolosluk rehineleri, ne kelle kesen, kadınlara tecavüz eden, esire pazarları kuran caniler AKP’nin Türk seçmenlerini ilgilendirmektedir.  Onların çoğu (yaklaşık 9-10 milyonu) AKP yakınlığıyla devletten aldıkları nakdi ve ayni yardımla ilgilidir.

Fakat Tayyip Erdoğan rejiminin bu “değerli yalnızlığı” devam ettikçe ve Işid Kürdistan’la yetinmeyip katliamlarını tırmandırdıkça, zaten çıkmaza sürüklenmekte olan ekonomi büsbütün batağa saplanacak, o milyonlarca insana AKP rejiminden aldığı paralar da yetmeyecek, çarşıyı, pazarı sarmış olan pahalılık dar gelirlinin belini daha da bükecektir.

Yeniden ve yeniden vurguluyoruz ki, erken seçim, tekrar seçim vesaire diye Tayyip Erdoğan nafile yere didinmektedir. Onun rejimi artık sona ermektedir. Yarın 276’yı da bulsa aradığını bulamayacak ve kendi yarattığı enkazın altında kaldığını görecektir.

Esasen artık partisinin ve rejiminin geleceğini düşünmekten çok kendisinin ve ailesinin paçasını kurtarma peşindedir. 13 sene önce iktidara geldiğinde Avrupa başkentlerini fır dolayı dolaşıp kendini pazarlamış, oradan sağladığı desteği içeride sıçrama tahtası gibi kullanmış bir politikacının bu kadar derin bir tecrit içinde uzun süre ayakta duramayacağını bilmemesine imkân yoktur.