Hayat Ağacı (Haziran 2017)

CHP’nin bardağı
Hüseyin Hasançebi
Gandi Kemal
Hüseyin Hasançebi

Saray erken seçimden ne bekliyor?

saray-erdogan-bw-cropTayyip Erdoğan’ın erken seçim politikası artık belli oluyor. Havuz basını çığırtkanlık yapıp duruyor.

Başbakanı atamayı önce geciktirdi, şimdi koalisyon labirentlerini deneyecek. Belli ki kendisine oy verememiş olan, ama verebileceğini düşündüğü seçmeni usandırmak niyetinde. Kimi seçmen partilere “yeter artık” diyecek, kimisi “ne haliniz varsa görün” diye bezecek, parsayı Saray toplayacak. Niyet bu.

İzleyeceği mugalata kimsenin meçhulü değil. “Bakın gördünüz, çoğunluk AKP’de olmayınca memleket yönetilemiyor” diyecek, sanki kendisi oyunun başında değilmiş gibi, partilerin anlaşıp koalisyon kuramadıklarını söyleyecek.

MHP Genel Başkanı’nın en son açıklaması AKP-MHP koalisyonunu ihtimal dahilinde gösterse de, böyle bir koalisyonun kurulması durumunda bile Erdoğan’ın niyeti gene bir süre sonra –aynı olmazlık savıyla– seçimlere gitmek.

Yamağa verilen yeni hükümet görevinde havanda su dövülmesi, 45 günde yeni bir hükümetin kurulamaması, şu veya bu formülle (hatta şimdiki müstafi hükümetle bile) seçime gidilmesi ihtimal dâhilinde.

Fakat bu kadarı partisini tekrar çoğunluk yapmaya yetmez. MHP’den bazı oyları geri alsa dahi, Mecliste 276’yı gene bulamaz. Çünkü 7 Haziran’a kadar sahip olduğu (ilelebet iktidarda kalacağına dair) sanı yerle yeksan olmuştur, büyü bozulmuştur. Bu husus onun yeni oy kaybına yol açacak en önemli etmendir. Nasıl olsa AKP kazanır diyenlerin bir bölümü artık ona oy vermez.

YAŞANANLAR UNUTULDU MU?

Ne var ki, önce de yazdığım gibi, Osmanlı’da da oyun bitmez. Seçimlerden önceki kanlı oyunlar devam edeceğini tahmin etmek için fazla zekâ gerekmiyor.

Nisan ayında Fenerbahçe otobüsüne saldırı ile seçim sonrasında Hüda-Par’lının öldürülmesi arasında yapılan bir dizi provokasyonun devamına başvurulması çok muhtemeldir.

Bunlardan birisi Kürdistan özgürlükçülerine karşı eski karanlık Hizbullah artıklarını ve İslam Devleti çetelerini saldırtarak, Kürt seçmenine “Bakın AKP gitti, huzur da bitti” denilmesidir.

Fakat Kürt seçmenlerin artık bu tür tertipleri yutmayacağı yeterince aşikârdır.

Türk seçmeni için aynı savı ileri sürmek ise zordur. Özellikle metropollerde yapılacak düzenler, meydana getirilecek ölüm olayları, faili meçhul patlamalar artık AKP’nin emrinde olan gizli odakların ve onların kara elemanlarının, IŞİD katillerin fiilleri Türk seçmenini ürkütebilir. Komploların etkisi yapılacak provokasyonların boyutuna bağlıdır.

Söylediklerimiz yersiz bir endişe ya da evham değil. Örneğin hangimizin aklına Fenerbahçe futbol takımının otobüsünü viyadükten aşağı yuvarlayacak ve dünya spor tarihine –belki de 1972 Münich Olimpiyatlarında İsrail kampına yapılan silahlı baskından da büyük– bir kanlı sayfa açılacak komplo gelirdi.

Tendürek yamaçlarında PKK mensuplarının her yıl katıldığı fidan dikme şenliğine askeri çağırmak ve ateş açtırmak AKP şeflerinden eski İçişleri Bakanının valiye emir vererek kalkıştığı bir başka provokasyondu. Çok sayıda askerin ölmesi, Anadolu’nun dört bir tarafına cenazelerin gönderilmesi HDP’liler sayesinde önlendi.

Adana ve Mersin bombaları o sırada Çukurova’da bulunan HDP başkanlarına yönelikti, eğer amacına ulaşsaydı K. Kürdistan’ın karışacağı apaçıktı.

Diyarbakır mitinginde patlatılan iki bomba öncekilerden öte bir teşebbüstü. Tabi ki, IŞİD vesaire adı altında bir gizli servis marifetiydi.

Hepsi seçimlerde AKP’nin provokasyonu oldu.

Lütfen söyler misiniz? Hangisinin faili bulundu? Mesela Aziz Yıldırım niye otobüs olayının üzerine gitmedi?

Daha önemlisi medya o provokasyonlar zincirini deşmedi. Seçimler bitince bütün o olaylar kapanmış sayıldı. Onlar demokratik bir ülkede vuku bulsa yer yerinden oynardı. Bırakınız demokratik bir ülkeyi, Türkiye’de 1950’den beri yapılan bunca genel ve yerel seçimde benzer olayların hiç biri cereyan etmemişti. 1977’de gene seçimleri yaptırmamak ve askeri rejimi getirmek üzere 1 Mayıs’ta Taksim’de ve 5 Mayıs’ta İzmir Çiğli de düzenlenen saldırılar ise seçimi iktidardaki parti kazansın diye değildi. 2015 provokasyonları ise tamamen hükümetteki parti emrindeki gizli ve açık mekanizmalarla düzenlemişti.

Bütün bunları sık sık hatırlatmamız lazım. Yarın yapılacak yeni tertiplere engel olur mu bilemeyiz, ama bunların unutturulmasına asla izin vermemeliyiz.

Yeniden seçime gitmekten Tayyip Erdoğan’ın vurguladığımız beklentisini yabana atmamak gerekir. O hadiselerin tekrarlanmamasının garantisi yoktur, ama kamuoyunun bu konuda bilinçliliği bir önlemdir.

7 Haziran öncesinde yaşananların kapatılması ve AKP’nin müstahak olduğu şekilde suçlanmaması bu memlekette yapanın yanına kâr kalır kanaatini pekiştirmiştir. O vahim suçlar failsiz ve cezasız kalmıştır. AKP içinde bundan daha iyisi olabilir mi? Olayların kapanmış ve unutulmuş olması yeni teşebbüsler için teşvik edici bir unsurdur.

İSLAM DEVLETİ IŞİD KULLANILABİLİR

Saray’ın erken seçimden diğer bir beklentisi bir Batı Kürdistan seferinin kendisine siyasi getiri sağlayacağıdır. Daha önceden vurguladığımız gibi böyle bir teşebbüsten getiri ummak fütuhatın her zaman “iş yapacağını” zannetmektir.

Hemen söyleyelim ki orası Kıbrıs değildir. Bülent Ecevit Başbakanlığı sırasında 1974 Kıbrıs Seferinden parsa toplamış ve oylarını arttırmıştı. Fakat Tayyip Erdoğan’ın Rojava’ya girmesi aynı sonucu vermez. Çünkü hemen, anında asker cenazeleri gelmeye başlar, işgal uzadıkça teşebbüs yapanın ayağına dolaşır.

Ankara’nın körlüğü akıllara seza. Bugün Batı medyasında Rojava hayranlıkla izleniyor ve gelişmeler kamuoyuna yansıtılıyor. Kürtlerin savaştığı düşmanın İslam Devleti denilen katiller güruhu olması kendilerine duyulan sempatinin tek etmeni değil.

Kadınların direnişe ve yeni sosyal hayatın kurulmasına katılmaları belki daha da etkili bir faktör.

YPG Başkanlarından Asya Abdullah ile YPJ Başkanı Nesrin Abdullah’ın Elyseé Sarayında hüsnü kabul görmesi Fransa C.Başkanının özellikle Rojavalı kadınlara verdiği önemin ve Kürdistan’daki olağanüstü kadın uyanışına ve hareketliliğine Batı’nın verdiği değerin sadece bir simgesi.

Mesela Avustralya’dan gelmiş gençler YPG saflarına katılmışlar savaşıyorlar, Kobanê’de hayatını kaybedenler var ve onların annelerinin acılı ama gurur dolu sözleri ekranlarda, gazetelerde yayınlanıyor.

Ankara yöneticilerine sormak lazım: Siz dünyayı ne zannediyorsunuz? Sizin dünyanız olsa olsa Tayyip Erdoğan’ın söylediklerinden ibaret. Ufkunuz bu kadar küçük yani.

Öte yandan bir erken genel seçim öncesinde yapılacak AKP Kongresinde vitrin tazelemek Reisin tasavvurları arasında bulunabilir. Büyük bir etki yapacak yeni bir genel başkan adayı bulmadıkça, şimdiki yamağın yerinde kalacağını tahmin ediyorum. Çünkü böyle bir geçitte taşları yerinden oynatmayı doğru görmeyebilir. Başvuracağı son çare Abdullah Gül’ü partinin başına getirmek olabilir. Bu da bilinen nedenlerle zayıf bir ihtimaldir. Yeni vitrine gelince Sarayın danışmanlarından başka elinde adam yoktur.

Siz ise kalkmışsınız Batı Kürdistan’da gaza peşinde koşuyorsunuz.

Erken seçimden bu yazdığımız türden genel siyasi beklentilerin yanı sıra, Tayyip Erdoğan’ın seçim çalışmalarına ilişkin özel çalışmaları da düşündüğünü sanıyorum.

KORKUNUN ECELE FAYDASI YOK

Muhtemeldir ki, her ilin seçim sonuçları incelenecek, burada AKP’nin üç-beş bin oyla kaybettiği milletvekillikleri üzerinde durulacak, o ilin ilçelerindeki oy dağılımının dökümü çıkartılacak ve oralara seçim yatırımı yapılacak, vaatlerde bulunulacak, gerekirse aday değişikliğine bile gidilecek.

Aynı tekniğe diğer partiler de başvurabilir diye düşünebiliriz, fakat onların elinde devlet olanakları yok.

Yukarıda sıraladığımız hususlar akla ilk gelenler. Yoksa altı ayda oylarda kayda değer bir oynama olmayacağını Tayyip Erdoğan da bilir. Ama MHP’ye giden oyların bir bölümünü geri alabilecek siyasi atraksiyonların yanı sıra “nokta“ atışıyla milletvekillikleri kazanma sayesinde 276’yı yakalayıp aşmak emeli Saraylının siyasi ihtirasının gereğidir.

Gelgelelim, Reis ve yamağı –ve de tekmil taifesi– ne yaparlarsa yapsınlar onlar için yolun sonu gözükmüştür. Çakma kristal kırılmış, büyü bozulmuştur.

Tayyip Erdoğan’ın erken seçimden bütün umdukları gerçekleşse bile, AKP battığı bataktan çıkamayacaktır.

Dünyada –hem Batı’da, hem Doğu’da, hem de İslam âleminde– bu kadar tecrit olmuş bir şahıs övünüp durduğu değerli yalnızlığa ilanihaye dayanamaz.

Baş gösteren ekonomik sıkıntılar zaten 7 Haziran sonucuna etkimiş esas faktördü; girilen bunalımın aşılma ihtimali bulunmadığı bir yana, durum daha kötüye gidecektir.

7 Haziran sonrasında Bürokrasiye ne ölçüde ve ne zamana kadar hükmedebileceği de bir başka sorudur.

Dışarıda ve içerde batmış –üstelik adı hırsıza, uğursuza çıkmış– bir iktidarı hiçbir mucize kurtaramaz.

Bu duruma düşmüş bir politikacı için geriye Caligula olma ihtimali kalır ki, Başkanlık tutkusu zaten o yola açılan bir kapıydı. Seçim öncesindeki kanlı olaylar o yolun taşlarıydı.

Bizce şimdi bütün koalisyon vesaire olasılıklarının ötesinde muhtemel bir seçim öncesinde kan dökülmesinin önüne geçebilecek bir kamuoyu bilinçliliğini yaratma uğraşı hayati önem taşıyor.