Milletvekili hırsızlığı

hdp-istanbul-bw-cropPara hırsızlığını biliyorduk, oto hırsızlığını biliyorduk, mücevher hırsızlığını biliyorduk, hatta Western filmlerinden at hırsızlığını bile biliyorduk, fakat milletvekili hırsızlığını Kenan Evren, Turgut Özal, şimdi de özellikle Tayyip Erdoğan sayesinde gördük.

AKP yöneticisi bakanlar yatıp kalkıp “HDP barajı geçmesin” diye demeç üstüne demeç veriyorlar. Belki her namazdan sonra dualarına HDP oylarını da ekliyorlardır.

Onlar hırsızlıkla, çalıp çırpmayla dini inançlarını bağdaştırdıklarına göre, rakip partiden milletvekili çalmayı İslamda neden meşrulaştırmasınlar?

Değil mi ki (şimdilerde Reisicumhur Danışmanlığına atanacağı söylenen) kakara kukaracı sabık bakan da aralarındadır, değil mi ki hazret her Cuma sabahı Kur’an’dan bir ayeti tweet atarak inançlı seçmeniyle dalgasını geçmektedir, öyleyse, (dindar halkın 9 Ağustos 2013’te % 52 oyla onay verdiği gibi) İslamiyette çalmak mübahtır, rüşvet, yolsuzluk, karmanyolacılık meşrudur. İmam çalınca, müezzinler neden avuçlarını yalasınlar, tersine onlar da parmak yalasınlar.

Herkesin de gördüğü gibi, 2015 seçimi % 40’lık AKP ile % 10’luk HDP arasında geçiyor. (Tayyip Erdoğan bile “seçim AKP ile mâlûm parti arasında” diyor.) Yapılan bütün hesaplar HDP’nin parlamentoya girmemesi halinde, AKP’nin rahat bir çoğunluk sağlayacağına, aksi durumda iskemle sayısının 276’nın bile altına düşebileceğine işaret ediyor.

Dahası da, HDP’nin parlamentoya girmemesi halinde Tayyip Erdoğan’ın 330 kelleyi bularak Başkanlık Anayasasını Referanduma götüreceği tahmin ediyor. Fakat öyle bir durumda bile başkanlığı yakalayacağı garanti değil.

Gerçi halkımızın bir huyu var: Ne zaman kendisine bir Referandum sunulsa, çoğunluk “Evet” mührünü basıverir. Onun bu huyu Tayyip Erdoğan döneminde düzeysiz bir popülizme dönüştü. “Evet” oyu veren seçmen “mademki bana fikrimi soruyor” diyerek şerefyap oluyor ve liderine "Evet" diye destek veriyor.

Referandum şeklen demokratiktir, seçmene “Evet mi / Hayır mı” sorusunun yanıtlarından her zaman demokrasi çıkmaz.

Mesela referandumların en fazla yapıldığı ülke olan İsviçre’de kurulu düzenin egemenlerinin toplumda öyle bir nüfuzları vardır ki, allem ederler, kalem ederler seçmeni ikna ederler. Hiç unutmam bir defasında halkın çoğunluğu ücretlerinin artmaması için oy kullanmıştı. Herhalde dünya tarihinde ilk defa işçiler ücretlerinin artmamasına oy vermişlerdi.

Türkiye’de yapılmış olan referandumların biri hariç hepsinde “Evet” çıkmıştır.

“Hayır” çıkan tek referandum yerel seçimlerin 1 yıl önceye alınıp alınmamasıyla ilgili önemsiz bir soruydu.

Bu noktadan hareketle, Tayyip Erdoğan bir Başkanlık Anayasasını Halk Oylamasına sunarsa “Evet” çıkacağını ummaktadır, fakat suyu görmeden paçalarını sıvamaktadır, hem de kasıklarına kadar sıvamaktadır.

Oysa bugün herkes kabul ediyor ki AKP’nin oyları % 40 civarındadır.

Yani “Yetmez ama Evet” koşullarını bir daha yakalaması hayaldir.

Ve seçmenin % 60’ı Başkanlık anayasasına karşıdır. Kaldı ki, kamuoyu yoklamaları, pek çok AKP’li seçmenin de Başkanlık sistemine karşı olduğunu göstermektedir. Bu sisteme karşı çıkacak eski-yeni bazı tanınmış AKP’li politikacıların da bulunduğu bilinmektedir.

Dahası da, Anayasa değişikliği Mecliste gizli oyla yapıldığı için, Tayyip Erdoğan istediği değişikliği geçirip referanduma götürme oylamasını Meclis’te kaybedebilir.

Kısacası, HDP parlamentoya giremese bile Başkanlık sistemi çantada keklik değildir.

Bütün bu hesapları Tayyip Erdoğan yapmamış olamaz, fakat HDP Meclise girmesin diye gösterdiği telaş daha çok 276 iskemlenin 7 Haziran’da garanti olmamasıdır. HDP’siz bir parlamento bugün yarattığı fiili durumun devamıdır, gayri kanuni başkanlık sisteminin kendisidir.

Eğer AKP hükümeti tek başına kuracak olursa, Tayyip Erdoğan hiçbir itirazı dinlemeyecek, bildiğini okuyacaktır. Şimdiki biçimsel başbakan Davutoğlu ile veya onun yerine atayacağı bir yenisinin kuklalığıyla Başkanlık yapacaktır.

Bu nedenle, HDP’nin barajı geçmesinin asıl önemi Tayyip Erdoğan’ın parlamento çoğunluğunu yitirme ya da zayıf bir çoğunluk elde etme olasılığıdır.

Ancak o zaman işbaşındaki rejimi sona erdirme olanağı gözükecektir.

Böyle bir süreç parlamento çoğunluğunu kaybetmiş Erdoğan’ın Yüce Divan’a gönderilmesi imkânını getireceği için onu bu konuda pazarlıklar yapmağa zorlayacaktır. Yani bırakınız fiili Başkanlık yapmayı, o öncelikle kendi paçasını kurtarma telaşına düşecektir.

Derdi sadece iç politikada da değildir, seçimlerde gücünü yitirmiş, içerideki desteği azalmış, sonu gözükmüş bir Erdoğan Lahey Adalet Divanına götürülme olasılığı dâhil olmak üzere uluslararası alanda şahsi badirelerle karşı karşıya gelecektir. Berlin’deki siyasi kulislerde Angela Merkel’in “Erdoğan’ın dosyası elimde” dediği konuşulmaktadır. Şimdiki dosya İsviçre’deki banka hesapları da değildir, Erdoğan’ı Lahey’e gönderecek “İslam teröristlerini destekleme” dosyasıdır. Federal Almanya Parlamentosundaki bazı milletvekilleri bu hususu açıkça belirtmektedirler.

Yani AKP’nin 276’yı bulmaması durumunda, Büyük Şef’in bölge liderliği, dünya liderliği gibi cafcaflı imajları sona ereceği gibi, içeride ve dışarıda yargılanma tehlikesi başının üzerine asılacaktır.

Tayyip Erdoğan muhipleri sanmasınlar ki, Batı dünyasında bu hallere düşmüş Büyük Lidere Müslüman dünyası sahip çıkar. İslam Âleminde (Endenozya ve Malezya’da zaten bir etkisi bulunmayan) Tayyip Erdoğan’ın en fazla yaslanacağını zannettiği Suudi Arabistan başta olmak üzere İran, Mısır gibi etkili ülkelerle zaten düşmanlaşmış Tayyip Erdoğan dünyada ne kadar yalnızlaşmış olduğunu asıl o zaman görecektir.

Şimdilerde “yalnızlık umurumda değil” diye böbürlenerek seçmenine ne kadar hava basarsa bassın, Türk toplumunun çoğunluğunun inandığı “Türkün Türkten başka dostu yoktur” paranoyasına, “dünya bizi çekemiyor” şeklindeki uyuz kaşımasına ne kadar yaslanırsa yaslansın, “değerli yalnızlığının” gerçekte kişisel felaketi olduğunu asıl o zaman görecektir.

Dahası da senelerdir çevresine topladığı, uçağına bindirdiği yağcıların, yalakaların birçoğunun kendilerine yeni kapılar arayacağını, siyaset ve medyadaki desteğinin nasıl hızla eridiğini görecektir.

Kamuoyunda “yandaş medya” veya “havuz medyası” ya da “saray borazanları” denilen kesimde baş gösteren polemikler, iç kavgalar liderin yarın başına geleceklerin iç işaretidir.

Bütün bu nedenlerden dolayı seçimlerde oyların birleştirilmesinde hile yapmak, oy çalmak başta olmak üzere AKP elinden geleni yapacaktır. Bu tür alçaklıkların hedefi esas olarak HDP oylarını barajın altına indirmek olacaktır. CHP ya da MHP milletvekili sayısının hak ettiğinden daha az olması hayati önemde taşımaz. Tayyip Erdoğan ve partisi için asıl sorun HDP’nin oylarını az gösterip, onun milletvekillerini çalmaktır.

1982 Anayasasıyla getirilen ve 13 yıldır AKP tarafından kullanılan bu imkân, –sandıkta hiç hile-hurda olmasa bile– ahlâksızlığın ta kendisidir. Başka bir partinin seçmeninin seçtiği milletvekillerinin yasama haklarını gasp edip, asla hak etmediğin milletvekilliklerini çalman, yani başkalarına verilmiş oylara cebren el koyman şerefsizliktir.

Hani seçilen vekiller yemin ederler ya, yeminlerini “namusum ve şerefim üzerine ant içerim” diye bitirirler ya, işte HDP’ye barajı aştırmamak halinde onların haklarını gaspetmiş AKP’liler namussuz ve şerefsiz olurlar. Büyük bir hayasızlıkla gasıp, hırsız ve namussuz olurlar.

“Namussuz” kelimesini hakaret olsun diye kullanmadım, yeminin lafzı gereği kullandım.

Fakat ne beis, reisleri de namusu ve şerefi üzerine yemin yetmişti. Şimdi de diyor ki, HDP’ye barajı geçirtmeyelim ki, onların Meclisteki haklarını alalım, böylece benim gibiler çoğalsın.