Düşünmeyi kışkırtan adam

  • Yazdır

somerDergimiz yazarı Kenan Somer’i kaybettik.

Arkasından yazı yazan çok olmayacak.

Çünkü, bilimsel marksist polemiğin nasıl yapılması gerektiğini ondan öğrenmiş sosyalistler kuşağından hayatta kalanların sayısı az.

Nail Satlıgan, belki biraz da teorik kıymeti harbiyemizin ne kadar fakir olduğunu göze batırmak için sık sık; “Türkiye solundan Marksizme katkı sayılabilecek fikir, düşünce, tez veya herhangi bir çözümleme çıkmış mıdır?” diye sorardı.

Bu sorunun peşin cevabı da, “çıkmamıştır” olurdu.

Kenan Somer’i bunun istisnası olarak görmek ve göstermek doğru mudur bilmem ama yazdıklarıyla en azından “Marksizmin bulanık kavranışı”yla amansız mücadele ettiğini biliyoruz. Bir de “yavan” kavranışıyla.

Bir örnek vermek gerekirse;

Türkiye solunun 1965-1970 yılları arasında tartıştığı temel teorik konulardan biri de Osmanlı toplum düzeninin ne olduğu üzerineydi. Feodal mi, pre-kapitalist mi, patrimonyal mi, kapitalizm öncesi emtia üretimine dayalı bir toplum düzeni mi, yoksa Asya Tipi Üretim Tarzı (ATÜT) bir toplum mu?...

Osmanlı toplum düzeninin ne olduğu sorusunun bilimsel cevabı, o günkü sosyalist devrim stratejisini de belirleyecekti. Bu tartışmaya katılan görüşler büyük ilgi toplamaktaydı. İdris Küçükömer’in bu konuda yazdığı “Türkiye’nin düzeni” kitabı herkesin dilindeydi.

Oya Baydar, Muzzaffer Sencer, Sencer Divitçioğlu, Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Mübeccel Kıray, Vehbi Akdağ, Şerif Mardin, Muzaffer Erdost ve daha bir çok aydın tartışmayı yazı ve kitaplarıyla zenginleştiriyordu.

Tam bir kafa karışıklığı doğmuştu.

Kenan Somer oturdu, ATÜT konusunda bir uzun yazı yazdı ve kafalarımız netleşti. Somer önce “ATÜT” ile “ATÜTÇÜLÜK” arasına çizgi çekmemiz gerektiğini gösterdi. Ardından da ATÜT konusunda marksist bir çözümleme yaptı. Konu Marksistlerin konusuydu; çünkü Marks, Türkiye, İran ve Hindistan’da doktorluk yapan bir Fransızın (Bernier) “her şey toprağın özel mülk olmamasından doğdu” dediğine işaretle “Doğuyu anlamanın anahtarı budur” demişti. Somer’in ATÜT çözümlemesinin üstüne çıkılamadı.

Emek Dergisi’nde 1969-1970 yıllarında Marks-Engels-Lenin-Stalin-Mao’nun kitaplarını ve görüşlerini anlattığı yazılarında Marksizmin temel konularını ele alıp yorumlayan Kenan Somer bir tür “Marksist okuma hüneri” sergiliyordu. O sıra Türkiye’de Marksist düşünce çok gençti.

Mahir Çayan Somer’in yazılarında “Revizyonizmin kokusu”nu almıştı.

Türk Solu Dergisinin 91. sayısından başlayarak Somer ile polemiğe girişti.

Mahir Çayan’ın bu polemikleri oldukça düzeyli idi.

Kenan Somer’le polemik yapmanın bile başlı başına Marksist düşünceyi geliştirdiğinin örneği olmuştu.

Çayan tartışmada Kenan Somer’i, klasik Marksist düşünceyi, özellikle de Lenin’i revize etmekle suçluyordu. Fakat bunu yaparken kendisi de Lenin’i revize ettiğinin farkında değildi. Revizyon “arı Marksizm”den bir sapma ise Lenin de revizyonist idi. Demek ki Çayan’ın düşünce çizgisi “sapmadan sapma” idi.

Nitekim ulaştığı sonuç bunu doğrulamıştır: “Leninizm ile Kemalizm arasında aşılmaz duvarlar yoktur.”

SSCB dağılıp sosyalizm yıkılınca Marksizmin temel teorik tarışmaları da bıçakla kesilir gibi bitti. Kenan Somer ise yönettiği Marksizm ve Gelecek dergisi ile bu türden tartışmaları yeniden başlatmaya çalıştı. Daha sonra yazılarını Kızılcık dergisinde yazdı.

Devrim ve sosyalizm konusunda hakim görüşü 1960’lı yıllarda ne ise sosyalizmin yıkılışından sonra da o idi. Çünkü Kenan Somer’in düşünceleri için Gramsci düşüncesinin üretken bir versiyonuydu diyebiliriz. Jakobenist devrimlerin sosyalizmi inşa etmede başarısızlığa mahkûm olduğunu –ve bundan sonra da olacağını– düşünürdü. Jakoben devrimciliğe karşı değildi. Eleştirisi devrim ile değil, sosyalizmin kuruluşu ile ilgiliydi. Proletarya diktatörlüğünü savunuyordu. Ancak bu diktatörlüğün “siyasal egemenlik” biçiminden hızla “toplumsal hegemonya” durumuna geçemediği takdirde sosyalizmi inşa edemeyeceği görüşünü savunuyordu. Hegemonya’nın “sivil toplum”da (ekonomik toplum) kurulacağının altını çizerken de asla “sivil toplumcu!” olmamıştı. Kısaca Somer aynı zamanda bu konuyu Rosa Luksemburg gibi ele alırdı. Çoğunluktan devrime gitmeyi değil, devrimden çoğunluğa ulaşmayı öngörmekte idi. Gramsci düşüncesine yakın olup da Rosa’ya hak vermek nasıl olur diye sorulacaksa, yanıtı çok basittir: Titiz Gramsci okurları onun ekonomik toplumu Toplumsal altyapıya itmediğini, tersine, çıkarıp üstyapıya yerleştirdiğini biliyorlardı.

Kenan Somer’in yazılarını bulup okumak ve onlarla polemiğe girişmek bundan sonra da yararlı olacaktır. Örneğin son yazılarında Türk sosyalist soluna “emperyalizme iltica etmeyi” önermişti. Bu hükümle polemiğe girişen biri –eğer sol çocuk değilse– karşı tarafa iltica etmenin El Kaide’ye, Taliban’a, IŞİD’e, Hizbullah’a iltica etmek olduğunu, (Somer’in eleştirdiğinin de bu olduğunu) kolayca kavrayacaktır.

Gününün sol-sosyalist görüşlerini keşke biraz daha fazla revize edebilseydi.