1915 Ermeni Vakası Soykırım Mıdır?

wilhelmII-enver-cropTürkiye 24 Nisan’a er veya geç toslayacak. Bu yıl olmasa gelecek yıl. Çünkü siyasi kuşatma iyice daraldı. Papa “soykırım” dedi. Avrupa Parlamentosu “soykırım” dedi. Bu yıl ya da başka bir yıl ABD başkanı da “soykırım” diyecek. Ama Türk devleti asla “soykırım” demeyecek.

Türkiye’de bir sol kesim ve liberal bir kesim var ki; desem ne olur demesem ne hafifliği içinde “soykırım” kavramını çok kolay kullanıyor. Oysa sorun önemlidir, ciddi olunmalıdır.

Öncelikle şunu bilelim; “soykırım” siyasi değil, hukuki bir kavramdır ama siyasi bir kavrammış gibi kullanılmaktadır. 1915 Osmanlı Ermeni Olayı hakkında “soykırım” olduğuna dair uluslararası her hangi bir hukuki karar mevcut değildir. İleride böyle bir karar alındığında “soykırım” kavramını hepimiz kullanacağız.

Ben, hukuki yargılama aşamasına gelindiğinde kurulacak uluslararası mahkemenin 1915 Osmanlı Ermeni Olayı’na “soykırım” demekte güçlük çekeceğini, bu nedenle yeni bir soykırım tanımı yapmak zorunda kalacağını düşünenlerdenim. Bu noktaya bakalım:

Klasik soykırım tanımı (BM 1948, Soykırım Sözleşmesi 2. Maddesi) şöyle yapılmıştır: “Milli, etnik, ırki veya dini bir grubu kısmen veya tümüyle, yok etmek kastıyla, şu fiillerin işlenmesi; a. Grubun mensuplarını öldürmek, b. Grup mensuplarına ciddi bedensel veya psikolojik zarar vermek, c. Grubun hayat şartlarını kasıtla etkileyerek maddi varlığının kısmen veya tamamen yok olmasına yol açmak, d. Grup içinde doğumları önlemek amacıyla önlemler dayatmak, e. Grubun çocuklarını bir başka gruba zorla nakletmek.”

1915 Osmanlı Ermeni Olayı’nda bu sayılanların tümüne rastlanmaktadır. Fakat sıra rastlanan olay ve olguların sistematiğini (mantığını) kavramaya gelince bütünlük bozulmaktadır. Gerçi Osmanlı Ermeni Olayı’na “soykırım” diyen Ermeni tarihçi ve siyasetçilerin kurdukları bir silsile mevcuttur Ancak burada da bazı boşluklar göze çarpmaktadır. Örneğin amaç bir etnik grubu ortadan kaldırmaksa “zoraki islamlaştırma” politikası nereye konulacaktır? Ya da en azından Nazizmin hrıstiyanlığa geçerek kurtulma seçeneğini musevi Yahudilere sunup sunmadığı sorulacaktır. Türkiye soykırım cürmünden yargılanırken hukuki bir iş yapıldığı için bir hukuk yöntemi olarak “Silsile-i meratip” izlenecek, devletten ve resmiyeten başlanacaktır. Bu noktada boşluk daha da büyüyecektir. Çünkü; 1915 resmi devlet belgelerinde “soykırım amacı”nı değil gösteren, ima eden tek bir satır bile “katiyyen!” yoktur. Hatta belki mahkeme; ABD başkanı Woodrow Vilson’ın 1912’de seçilmesinden hemen sonra yeni elçilerin atanması konusunu ele aldığında kendisine Morgenthau’yu Türkiye’ye elçi ataması önerildiğinde; “Türkiye yok ki, göndermeye ne ihtiyaç var?” cevabına [Charles Seymour (ed), Albay House’un gizli evrakı (Boston, 1926), 1.96.] şaşıracak, Türk devletini arayıp bulmak gibi yeni bir dosya daha açmak zorunda kalacaktır.

1915 Ermeni Olayı’nın nasıl bir siyasi veya hukuki olay olduğunu anlamak için Silsile-i meratip yöntemini bırakmamız, hukuktan özür dileyerek siyasi alana geçmemiz gerekir. Siyasi alana geçer geçmez olaya tersinden, yani sonuçtan bakmak gerekir. Sonuçtan adım adım giderek başlangıç noktasına vardığımızda olayı “soykırım” olarak görürüz. Asya Türkiyesinde 1915 yılında yaklaşık 1,5 milyon Ermeni yaşarken 1919’a vardığımızda bu sayı yaklaşık 600 bine, Kemalist hareket de kendine düşeni yaptıktan sonra 200 bine inmiştir. 1,3 milyon Anadolu Ermenisi 10 yıl içinde yokolmuştur.

Bu tabloyu Türk devleti inkâr etmiyor. Sadece “soykırım” olduğunu reddediyor. Kabul ederim-etmem durumu var. Siyaseten kabul ederse, yargılanmayı da kabul etmiş olacak. Ve asıl sıkıntı da zaten o zaman başlayacak. İş o noktaya gelmiştir ki; cebinde parası olan kolayca “soykırım” diyebilir. Parası yok, ama sol bir değerler sistemine ve bir sosyal vicdana sahip olanlar “soykırım” diyorsa, onların da sırtında yumurta küfesi yok.

Ben 1915 Olayının soykırım olarak başlatılmadığı, ancak bir çok iç ve dış faktörün etkisiyle soykırıma dönüştüğü görüşündeyim. Bu nedenle kurulacak mahkemede “iç faktörler” kadar “dış faktörler”in de ifadeye çağrılacağını düşünmekteyim. 24 Nisan’da Alman parlamentosu bir karar alacak ve “soykırım” demekten kaçınacaktır; bunun üzerine de düşünülmesini önermekteyim.