Hayat Ağacı (Haziran 2017)

Gandi Kemal
Hüseyin Hasançebi

Tendürek Provokasyonu

diyadin-bw-cropTürkiye’nin yakın siyasi tarihine “17-25 Aralık” utanmazlığıyla kazınan hırsızlık, yolsuzluk ve rüşvet hadisesi patlak verdiğinde –yıllardır “askeri vesayeti bitirdik” diye böbürlenenler– selameti postala yapışmakta bulmuşlardı. Rejimin gözdelerinden Yalçın Akdoğan “O Cemaat orduya kumpas kurdu” demiş, tutuklu olan İlker Başbuğ tahliye edileceği günlerde onca gazete arasından Havuz medyasının koçbaşı Sabah’a mülakat vermiş, Doğu Perinçek ise Akit’e konuşmuştu.

Hemen arkasından tahliyeler geldi. Ama yapılan şey “bir dönemin kapatılması” değildi, tam tersine “yeni bir dönem" açılmaktaydı.

Siyasi iktidar hırsızlık-yolsuzluk rezaletinin üstünü örtmek için her türlü kanunsuzluğu denerken, o güne kadar ne yapmışsa birlikte yaptıkları Cemaatle kanlı bıçaklı olurken, yeni ittifakından yararlanmak istiyordu. Eski düşman kardeşler, şimdi barışıyorlar, eski yakın kan kardeşler ise birbirlerine düşman kesiliyorlardı.

DÜNÜN DÜŞMAN KARDEŞLERİ
BUGÜNÜN KAN KARDEŞLERİ

Bu web sayfalarını eski yıllardan beri izleyenler AKP ile TSK arasındaki itiş kalkış doruktayken bile, ikisinin aslında kardeş olduklarının, AKP’nin toplumsal muhalefete askersiz hakim olamayacağının, aralarındaki ihtilafın kavga değil, yetki paylaşımından ibaret çekişme olduğunun vurgulandığını hatırlayacaklardır.

Nitekim rejimin ”kumpas” sözcüğü konuyla ilgili söyleme yerleşti ve dünün darbecileri cici çocuklar oldular, Cemaatin eski menfaat ortaklarıyla birleşip Cemaati karaladılar. Rollerin ters yüz olmasına bakıp şaşmamak gerekiyordu, zira çirkin politikacıya sınır olmazdı, özellikle akçeli işler söz konusu idiyse. .

Tayyip Erdoğan Harp Akademilerinde generallere ve kurmay subaylara “kandırıldık, aldatıldık” dedi. Bu bir çeşit özür dilemekti, zira bizzat iddia sahibinin kandırılmışlığı, aldatılmışlığı yoktu. Günah çıkarma ayinini izleyenlerden hiç kimse de o sözlere inanacak değildi. Onlar da bunun bir siyasi ittifak politikası olduğunu biliyorlardı.

Öcalan Newroz mesajında “Eşme ruhu”ndan söz edince, Genel Kurmay bildiri yayınladı, PYD’nin türbe naklinde kendisine yardımcı olduğunu reddetti ve siyasete müdahale ederek yeni ittifaktan nasıl yararlanacağının işaretini verdi..

Derken, Tendürek Dağı’nın (Ermenice aslı Tondrak) yamacındaki Yukarı Tütek Köyünde HDP’nin düzenlediği Bahar Şenliği ve ağaç dikme etkinliği AKP’nin düzenlediği tertibe sahne oldu..

PKK tarafından köylülerin seçimlerde HDP’ye oy verilmesinin isteneceği yolunda ihbar aldıkları yalanıyla köye gönderilen askeri birlik şenlikten bir gün önce tertibat aldı. Emri Ağrı Valisi şu anda İçişleri Bakanı olmayan Efkan Ala’nın talimatıyla vermişti.

Yani ortada bir PKK saldırısı yoktu, iddianın tam tersi varitti. Kışkırtma yapmak için çatışmayı başlatan siyasi iktidar tarafıydı.

Amaç ise çok sayıda askerin ölmesine yol açarak çeşitli illere “şehit cenazeleri” göndermek suretiyle seçim ortamında HDP aleyhtarı hava yaratmaktı. Bu nedenle çatışma 8 saat sürdüğü halde olay yerine ne ambülans helikopteri ne de kara ambülansı gönderilmiştir.

Birlik 8 yaralı askeri çatışma alanında bırakıp çekildi. Yaralı askerler “bizi bile bile ölüme gönderdiler, bırakıp gittiler” diyorlardı..                                                                                                                            

Yaralı askerleri bizzat HDP’liler kurtardı. Bu gerçeği bizzat Genel Kurmay da kabul etti, “yaralanan askerlere vatandaşlar tarafından yapılan yardımın takdire şayan olduğunu” söyleyerek onlara teşekkür etti.. Burada “vatandaşlar” denilen kişiler HDP’lilerden başkası değildi.

Bu arada olay yerine gelmiş olan Gihadîn (Diyadin) HDP eski İlçe Bşk. Cezmi Budak helikopterden açılan ateşle öldürüldü.

MUHTAR PKK BASKI YAPMADI

Yukarı Tütek Muhtarı Seyithan Yenigün şöyle diyor:

“Bizim köy 1990’lı yıllarda çok sıkıntı yaşadı. 1994’te köy tamamen boşaltıldı, alay geldi yerleşti, 11 yıl çıkmadı. Asker 2005 yılında köyden çıktıktan 4 yıl sonra köyümüze döndük.

“Olayların çıktığı bölge köyümüzün hemen yanında. Çok sakin bir bölgeydi burası. En son askeri operasyon 2014 yılının sonbaharında yapıldı. O zamanda pek sorun yaşanmadı. Çözüm sürecinden bu yana bölgemiz sakindi. Çatışma olmadı, can kaybına tanık olmadık. Neden operasyon yapıldığını bilmiyorum.

Davutoğlu’nun “Bölge halkı baskı altında” sözlerine cevap veren Muhtar Yenigün, “Bu güne kadar bizim köyde, özellikle seçimler ile ilgili herhangi bir baskı olmadı. En son Cumhurbaşkanı seçimlerinde hem mevcut Cumhurbaşkanına, hem de HDP adayına oy verenler oldu. Kimse kimseyi engellemedi, baskı yapmadı. Bizim köyde kimseye baskı söz konusu deği.”diye vurguluyor.

Olaylarda askerin açtığı ateşle yaralanan Meya-Der (Mezopotamya Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma, Dayanışma ve Kültür Derneği ) Başkanı Cenap İlboğa kaldırıldığı Erzurum Bölge Eğitim Hastanesi’de geçirdiği ameliyat sonrası yoğun bakım ünitesine alınmış durumda.. Ünitenin kapısında 3 resmi giyimli polis 24 saat nöbet tutuyor. Cenap İlboğa’nın kardeşi Tayfun İlboğa DİHA’ya şu bilgileri aktarıyor: “Ağabeyimle yaptığım polis gözetimindeki 5 dakikalık görüşmede ağabeyim bana ‘Polisler zorla yalan ifade vermem konusunda baskı yapıyor. Askerle ben de çatıştım. Çatışmada yaralandım’ diye ifade vermemi istiyorlar.” İlboğa, çıkan olayların sorumlusu olarak ağabeyinin ve halkın gösterilmeye çalışıldığını ileri sürüyor (Taraf, 13. 04. 2015).

HEDEF BARAJI TAHKİM ETMEK

Ayrıntıları doğru haber veren gazetelerde yer almış bu olay gözü karartmış siyasi iktidarın 7 Haziran seçimleri ortamında her türlü provokasyonu yapabileceğini göstermiştir. Niyet HDP’nin barajı aşmasını önlemek ve Kürt düşmanlığı yaparak AKP’den MHP’ye oy kaymasını azaltmaktır.

Burada AKP’nin ne olduğunun gözler önüne serilmesinin yanı sıra, Türk medyasına hâkim olan Kürt düşmanlığının boyutları da barizdir. Zira sadece Havuz medyası değil, AKP’ye karşı olan bir-iki Kemalist gazete de gerçekleri gizlemiş ve olayı “PKK saldırısı” gibi göstererek AKP’nin ekmeğine yağ sürmüştür. Çünkü AKP ile ne kadar dalaşırlarsa dalaşsınlar, Kürtler konusunda onunla yan yanadırlar, her ikisinin de müşterek tarafı Türkçülükleridir. İnsan haklarının evrensel normlarının yadsınmasıdır.

Benzeri tertiplere yenilerinin ekleneceği muhakkaktır. Çünkü seçim ortamında çatışma AKP’ye yarayacaktır. Bunu herkesten çok PKK bilmektedir.

Ayrıca Türk medyasının ırkçılığı ve kirliliği devam edeceği için o komploların, provokasyonların kamu oyuna yansıtılmasının önündeki engel büyüktür, onların ahlâksızlığıdır.

Siyasi partilere gelince: MHP’nin meşrebi hepimizce mâlûm, ama CHP’nin olayı geçiştirmesi nedir? Çünkü AKP’nin yaptığı –ve daha da yapacağı– provokasyonlar sadece HDP’ye zarar vermemektedir, tüm seçim atmosferini kirletmektedir. Olaydan elbette CHP de payını almaktadır..

Tek adam rejimini Anayasaya geçirmek için yanıp tutuşan mutlak otorite tutkusu, önündeki gerçek engel olarak HDP’nin barajı aşmasını görmektedir. Baraj aşılamadığı takdirde, “335 bana yeter” diyenlerin önü açılacaktır.

HDP Merkezi Gihadîn’e bir heyet göndermiştir. Tekrar belirtelim ki, olay yalnızca HDP’yi ilgilendiriyor değildir. Şayet CHP seçimleri kendisi ile HDP arasında oy yarışı gibi görürse büyük yanılgıya düşer. Acısını da bütün Türkiye çeker.

Çirkin politikanın kanlı oyununu teşhir etmek, kamuoyunu aydınlatmak, gerçeklere ait bilgileri saptayıp açıklamak CHP’nin de seçim sorumluluğudur.

AKP’nin bugüne dek en fazla kullandığı kirlilikler arasında dezenformasyon ve algı yönetimi önemli yere sahip. Nitekim Yukarı Tütek havalisinde çatışmalar olurken Sakarya’da miting kürsüsündeki Tayyip Erdoğan bir C. Başkanı gibi değil, naklen yapan TV muhabiri gibi olayları algı yönetimi amaçlı dezenformasyonla iletmiştir

Bu olayı onu izleyecek olan benzerlerini topluma anlatmak, karanlık niyetleri ve tertipleri deşifre etmek “yalana, riyaya karşıyım” demenin asgari sorumluluğu olsa gerektir.

Fakat bize düşen sorumluluk daha önemli: AKP tarafının provokasyonlara başvuracağı açık, ama provokasyona gelmemek için azami çaba göstermek, seçim ortamında onun süfli planlarını suya düşürmek de 7 Haziran’da istenilen sonucu elde etmek isteyen bizlerin sorumluluğu.