Siyasal amaçlı hayvan katliamı

katirlar-bw-cropBelediye görevlilerinin sokaklarda tüfekle köpek öldürdüklerine, zavallı hayvanların çığlıklar içinde kendi etraflarında döne döne düştüklerine tanık olmuştum. Ya da zehirlendikleri ağızlarındaki köpükten anlaşılan sokak kedilerini de görmüştüm.

Eski harplerde, hatta 1. Dünya Savaşında karşı tarafın atlarının, ağırlık taşıyan katırlarının hedef gözetilerek öldürüldüğünü okumuştum. Ama katırların devlet tarafından öldürüldüğünü ilk kez duyuyorum.

Yanlış anlaşılmasın: Bu çilekeş yük ve binek hayvanlarını Western filmlerinde kovboyun bileği sakatlanan atı vurması türünden bir öldürme değil. Ya da askeriyede eskiden kullanılan katırlardan “suç işleyen” olursa, uzak bir birliğe sürgün ederlermiş, şayet üzerinden attığı insan ölmüşse katırı öldürürleşmiş. Ortada böyle bir olay da yok.

Ya, peki ne?

“Kaçakçılık yapmasın” gerekçesiyle köylülerin katırlarını öldürmüşler. Nerede? 28 Aralık 1992 günü yarısı çocuk yaşta 34 insanın F-16 uçaklarıyla bombalandığı –Qılaban (Uludere) kırsalındaki– Roboski (Ortasu) ve Bujeh (Gülyazı) köylerinin bulunduğu mıntıkada.

Söz konusu hava bombardımanında 34 insanın yanı sıra 59 katır da öldürülmüş. Bu kez ise Hayvan Hakları savunucularının belirttiğine göre, 78 katırın “itlafı” kararlaştırılmış, 20 kadar asker gelip “operasyona” başlamış: Uzun namlulu silahlarla oradaki katırları vurmuşlar, 8’i ölmüş, 4’ü ağır yaralıymış. [Hemen belirtelim: Hayvanları öldürmek için kullanılan “itlaf” kelimesi (telef etme) aşağılayıcı olduğu için o sözcük terk edilmelidir.]

İnsanlar tarafından çağlardır onlar hizmete koşulmuş bu çilekeş hayvanlar şimdi de devlet tarafından insanlar arası kavgaya kurban edilmişlerdir.

Hayvan haklarına sonra gelelim. Yapılan her şeyden önce kanunen suçtur. Çünkü o hayvanlar birilerinin hayvanıdır, onları ortadan kaldırmak canına suçtur. Nasıl ki bir insanın ineğini, öküzünü, koyununu, tavuğunu vurup öldüremezseniz, katırını, atını, eşeğini de öldüremezsiniz. Devlet olmanız bu suçu işlemenizi mazur göstermez.

Türkiye Cumhuriyetinin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Hayvan Hakları Beyannamesi’ne gelince: 11. madde “mecburiyet hasıl olmadıkça hayvanın öldürülemeyeceğini” belirtir. Mecburiyet dediği ise “köylüler katırları kaçakçılıkta” kullanıyorlar değildir, hayvanın sağlık koşulları kastedilmektedir. Örneğin hayvan kuduz olmuştur veya kamu sağlığını tehdit eden tedavisi imkânsız bir başka hastalığı –ya da yarası– vardır, ancak o şartlarda öldürme kararı verilebilir.

Fakat en irkilticisi, bu toplu öldürme fiilinin kaçakçılığa karşı bir tedbir görüntüsü altında siyasi bir karar olmasıdır.

Yıllardır “çözüm” sürecini dilinden düşürmeyenler “Kürt sorunu yoktur” deyince, 28Şubat Dolmabahçe toplantısına da, on maddelik müzakere konularına da, HDP ile müşterek görüntü verilmesine de hücum edince ve HDP karşılık verince –Öcalan’ın yeni mektubunun yarattığı erken iyimserliğe rağmen– Türk tarafı ile Kürt tarafı arasında gerilim artmış, ayrıca “aldatıldım, kandırıldım” tarzında askerden özür dilemenin de hesaba katılması gereken bir kapışma başlatılmıştır.

Mardin kırsalında operasyonlara girişme, kesilmiş olan çatışma ortamını yeniden canlandırma, PKK kanadını tahrik edip çatışmaya itme politikası güdülmektedir.

Amaç seçim eğik düzlemine girilirken gerginlik ve silah ortamı yaratıp Türk kesiminde HDP’ye akabilecek seçmeni ürkütmek, Kürt kesimindeki bir kısım seçmeni de tedirgin etmek ve HDP’nin seçim barajını aşma ihtimalini önleyecek bir siyasi havayı doğurmaktır..

İşte katırların öldürülmesi de bu kışkırtmanın parçasıdır. Tahriki tırmandırma niyetini taşıyan bir teşebbüstür. 28 Aralık 2012’de ailesinden pek çok kimseyi kaybeden Vedat Encü’nün belirttiği gibi Güneye gidip ucuz mazot getirmek adını andığımız iki köyün tek gelir kaynağıdır ve Roboski katliamından iki gün sonra sınır ötesi mazot ticareti yeniden başlamıştır.

Dağların arasında, derin bir vadide, ekime elverişli alanı olmayan, dağ keçilerinden başka bir ürünü bulunmayan yalnızlığa terk edilmiş o köylülerin tek çaresi sınır ticaretidir.

Hem 28 Aralık 2012’den önceki yıllarda, hem de aradan geçen 27 ay içinde bu ticarete razı olan makamlar şimdi harekete geçmişlerdir. Neden?

Eğer kaçak mazot getirilmesine göz yummayacaksan, yasa nasıl öngörüyorsa o önlemi alırsın, alamıyorsan duruma razı olursun, ama hayvanları öldüremezsin. [O katırlar ayrıca dağdan taştan çalı, çırpı, odun taşımak içindir.]

Siyasi iktidarın ve katırları öldürme emrini veren idari ya da askeri makamların niyeti kaçakçılığın önüne geçmek değildir, siyasi bir provokasyon yapmaktır.

İnsan sevgisinin daha çocuklukta hayvan sevgisiyle başladığı, hayvanları sevmeyenin insanları da sevemeyeceği yaygın bir kabuldür. Bu nedenle dün insanları öldürme emrini verenlerin, bugün hayvanları öldürtmeleri fıtratları gereğidir.

Ama konu hayvan sevgisi değildir. Evrensel ölçütlerdir. Nasıl ki insanları sevmeyen bir siyasi iktidar insan haklarına saygılı olmak zorundaysa, hayvanları sevmese de hayvan haklarına saygı göstermek onun görevidir. Mademki bir BM belgesine imza koymuşsun, orada yazılı olanlar bir taahhütnamedir, uymak mecburiyetindesin.

Bu nedenle yapılan mazur görülemez, insan katliamıyla, ağaç katliamıyla kabarmış siyasi suçlar siciline şimdi aynı nitelikli hayvan katliamı da eklenmiştir.

İlk yayın: 29 Mart 2015, sesonline.net