Hayat Ağacı (Haziran 2017)

CHP’nin bardağı
Hüseyin Hasançebi
Gandi Kemal
Hüseyin Hasançebi

“Çözümsüz Sorunlar”ı Kim Çözer?

gerillalar-bw-cropENGRAM

Engram; uyarıların beyinde bıraktığı iz anlamında kullanılan bir tıb terimidir ve İdris Küçükömer tarafından “toplumsal bellek” manasında da kullanılmıştır. Somutu şudur: Yaşanmışlıklar beynimizde kalıcı iz bırakır. Olay ve olgular karşımıza tekraren (mükerrer) ne zaman çıksa benzer tepkiyi veririz.

Toplumun engramı varsa toplumun sentezi olan devletin de vardır.

Sadece iki konu bağlamında bakarak bunu görebiliriz. Bunlar Ermeni ve Kürt konularıdır. Türk devletinin bu iki konuya bakışı, araya yüz yıl girse ve köprülerin altından çok sular geçse de değişmez. Karşısına bu iki mesele bin defa dikilse, Türk devleti bin defa aynı tepkiyi verir. Engramı böyledir.

Ayrı ayrı bakalım.

ERMENİ MESELESİ

Zaman gazetesinde yazan Joost Lagendijk, “Türk toplumu Ermenilere karşı soykırımı kabul ederse, ‘soykırım’ o zaman yeniden ‘büyük felaket’e dönüşür” diye yazmış. Boş laf. Türk devleti soykırımı kabul ederse, Ermeniler “büyük felaket” dedikleri kolektif acıya geri döner, mesele biter demek ister.

Türk devletinin engramı “soykırım”ı kabul etmesine izin vermez.

Çözüm eğer Türk devletinin kabulüne bağlı ise cümlenin doğru kuruluşu şöyle olmalıdır: “Ermeni meselesinin çözümü yoktur!”

Türk devletinin Ermenilere soykırım yaptığını kabul etmesi, bu kez Türklerin ve bir Türk sentezi olan Türk devletinin büyük felaketi olur.

Psikolojik ya da kültürel bir felaket değildir bu, maddi bir felakettir. Türkiye’nin altından kalkamayacağı kadar büyük bir tazminattır. Türk devleti ve milleti “Ermeni”den bu nedenle korkar. Abartarak söylüyorum, dikine ve yatay tüm yaşam ilişkilerine göre bakıldığında görülecektir ki; 77 milyon Türk-Kürt olan bu devletin milletinin her birinin boğazından, “Ermeni hakkı” bir yudum su mutlaka geçmiştir. Soykırımı kabul eden elinden aldığı yurdunun bedelini Ermeni’ye ödemek zorunda kalacaktır. Çipras’ı her gördüğünde, Merkel’in ayakları niçin titriyor? Hitler’in Yunanlıdan çaldığı paraları (kredi) ya isterse diye… Çipras; “ahlakı olan öder” diyor.

Ermeni gören her Kürt ve Türk’ün aklına da herhalde; Ermeni malına mülküne konmuş beleşçi dedesi geliyordur.

İşte; Ermeni meselesi bu nedenle çözümsüzdür.

KÜRT MESELESİ

Şöyle diyor C.Başkanı Erdoğan: “Kürt meselesi benim meselemdir.”

Sonra şöyle diyor: “Ne Kürt meselesi yav…”

Şaşıranlar var. Samimi bulunmuyor.

HDP’nin Erdoğan ve devlet eleştirisi yavan; “Güvenmiyoruz!”

Oysa Erdoğan aynı şeyi söylüyor: Kürt yoktur, Kürt meselesi de yoktur.

Bu söylediğini farklı şekillerde söylüyor.

Söyledikleri, Kürt meselesine bakışta Türk devletinin sınırlarını gösteriyor.

“Kürt vardır!” dedikten sonra döner sorar; “daha ne istiyorsun?”

Çünkü devlet çok iyi bilir “Kürt vardır” dediğinde bundan milyonlarca Kürdün memnun ve mesut olacağını.

Biz de şaşıp dururuz Kürtlerin saflığına…

Oysa, inkar edilen millet tarafından bakınca “tanınmak” büyük bir zafermiş gibi gelir. Hepsi bu kadardır, arkası gelmez.

Kürtlere karşı bu tutum Tayyip Erdoğan’ın değil, Türk devletinin tutumudur ve Türk devletinin engramında vardır.

Karşılığı da Kürt toplumunun engramında…

Bu nedenle Kürt meselesi çözümsüzdür.

ÇÖZÜMSÜZ SORUNLAR NASIL ÇÖZÜLÜR?

Tarihsel belirlenimi nedeniyle çözülemeyen Ermeni ve Kürt meselesi gibi sorunlar ancak dışarıdan gelen etki ya da yaptırımlarla çözülür. Bu gerçeğe gözünü kapamak için C.Başkanı Erdoğan; “Dünya 5’den büyüktür” diyor ya, aslında dünya 5’in beşte biri bile değildir.

Türkiye’deki Kürt meselesi dışarıdan gelen etkiyle ya da baskıyla, olmadı; “operasyon”la çözülecek.

Gerçi içeride çözülebilirdi. Şartlar 40 yılda olgunlaşmış, belli bir eşiğe gelinmişti.

AKP-PKK uzlaşması yanlış yerden başladı. “Çözüm süreci” denilen uzlaşmanın dayanakları Türk-Kürt Meselesinin çözümünü imkansız hale getirdi.

Öcalan’ın 2013 yılındaki Diyarbakır Nevroz’unda duyurulan çağrısını hatırlayalım. Çağrı islam temelli bir Türk-Kürt ittifakı öneriyor ve bu ittifakın egemenlik alanını da –Musul dahil– “Misak-ı Milli” olarak belirliyordu.

Çözümsüzlük bu çağrı ile başladığı için buraya dikkatlice bakalım:

Öcalan Batılı Türk devletine, perspekifi ORTADOĞU olan bir ortak yürüyüş öneriyor, çözüm sürecini bu temelde başlatıyordu. Böyle bir yürüyüş hiç olamaz.

Açmaz buradadır. Türk Cumhuriyeti devleti bir ORTADOĞU devleti olarak kurulmamıştır. Tam tersine; kendini ORTADOĞU’ya kapatarak kurulmuş bir devlettir. Türklere Ortadoğu’dan elini ayağını çekmek koşuluna bağlanmış bir devlet kurma fırsatı verildiği için M. Kemal Musul’u İngilizlere, kendi isteğiyle bırakmış ve “Son Türk devletini” kurmuştur. Musul’dan çekilmeyelim diyen hiç bir Kemalist devlet kurucusu olmamıştır. Birinci TBMM’de Ali Şükrü’nün başını çektiği 2. Grubun M. Kemal’in grubunu, Musulu İngilizlere bırakmakla suçladığı aktarılır (Y. Küçük, vd.) ki; aslı astarı yoktur. Söyledikleri şudur: “Musul için savaşacak halimiz yok. Terkedilmesini anlıyoruz. Fakat meseleyi bu noktaya sizin politikalarınız getirdi.”

Türk devleti Ortadoğu’ya yürümez. Bu nedenle Öcalan’ın Türk devletine; “Gel, yüzümüzü Ortadoğu’ya dönelim ve Kürtler üzerinden birlike yürüyelim teklifi Türklere absürd gelir. AKP ise bu konuda en temkinli Türk siyasi geleneğini temsil eder.

Öcalan’ın “Büyük Kürdistan” ütopyası önemlidir, hatta Ortadoğu’nun geldiği bugünkü durumda gerçekçidir de. Türkiye Kürtleri tarafından da benimsendiğine göre sular bu yöne akacak demektir. Kobani’de bunu gördük. PKK dinamiği Kuzey Irak’ın tamamına yayılıyor. Batı bu gelişmeyi benimsiyor. Erdoğan bundan korkuyor. “Ne Kürt meselesi yahu…” diyor. Bunu, Türk-Kürt birliğini sağlamanın imkansız olduğu bir noktaya gelindiğini kavradığı için söylüyor.

Erdoğan; bir şey daha söylüyor: “Dünya 5’ten büyüktür”. Bunu da, meseleyi kimin çözeceğini bildiği için söylüyor.

Ama ne yazık ki, “Dünya 5’ten küçük!”