“Çözüm” Değil “Oyun”

ortak-aciklama-bw-cropAKP ile PKK anlaşmış gibi yaptılar ve ortak olduğunu söyledikleri 10 maddelik bir “müzakere metni” açıkladılar. Olayı Kürt meselesinin çözümüne giden yolda atılmış “tarihi bir adım” olarak sundular ve artık geri dönüş yok algısını yaratmak istediler. Ancak, AKP’yi ve lideri Erdoğan’ı herkes tanıyor ve kimse inanmadı.

Göstermelikti, inanmadık ama 7 Haziran seçimine kadar tüm partiler tarafından malzeme olarak kullanılacağı için üzerinde durmamız gerekir. Ayrıca Metin “yetmez ama evet”çileri haklı çıkarıyor ve bizim yanıldığımızı söylüyor! Çünkü uzlaşılan metnin her satırında ileri bir demokrasiden ve demokratik bir anayasadan söz ediliyor. Demek ki AKP Türkiye’yi demokrasiye götürüyormuş da biz farketmemiş oluyoruz! Halbuki biz AKP’nin otoriter bir siyasi rejime yöneldiğini iddia ediyorduk. Hiç de öyle değilmiş! Şimdi artık herkes AKP hakkındaki fikrini değiştirmek zorunda kalacaktır!

Biz Kızılcık dergisi olarak AKP hakkındaki fikrimizi koruyoruz. “Birinci Çözüm” olayında “İnanmayın!” demiştik. İnanılmaz olan elbette PKK değil, AKP ve Türk devleti idi.

“İkinci Çözüm olayı başladığında gene “inanmayın” dedik.

Şimdi “demokratik siyaset” bildirgesi yayınlandı, biz gene inanmayın diyoruz.

Şundan: Her şeyden önce şekil faullü. Oturtmuş iki AKP’li bakan HDP’li Sırrı Süreyya Önder’i yanlarına, oku demişler okumuş. Bu iki bakan (Efkan Âlâ ve Yalçın Akdoğan) MİT müsteşarı Hakan Fidan ile birlikte AKP’nin tüm “organize işlerini” yönettiklerinden kuşku duyulan iki bakandır. Onların orada görünmeleri bile okunan “İleri Demokrasi” veya “Demokratik Siyaset” Manifestosu’nun yaklaşan seçime dönük tek yanlı bir “AKP oyunu” olduğunun anlaşılmasına yetiyor.

Elbette Öcalan, KCK ve HDP metnin piar’ında, bunun bir oyun olduğunun farkında olarak yer alıyorlar. AKP’nin her seçim öncesi buna benzer oyunlar oynadığını bilmektedirler. Biliyorlar da, niçin oyuna geliyorlar?

“Çözüm süreci” denilenin, AKP ciddiye almasa bile, HDP ciddiye alınmasını herkesten istemiyor mu? O zaman HDP’nin oyuna gelmemesi, bu tür gösterişlerden uzak durması, kimseye zararı yok (!) kabilinden ucuz işlere ortak olmaktan kaçınması gerekmez mi?

Şunu hep söyledik, bir kere daha ve baştan söyleyelim: Türk devlet ve siyaseti Kürt Meselesine ‘çözüm’ önerdiğinde bunu ‘muz’ olarak anlamak, tadına bunu bilerek bakmak gerekir. Türk devletinin Kürtlere değişmez bakışıdır: Seyit Rıza’nın, “Beni oğlumdan önce asın” dileğine bile aldırmayan bu devletle her kim nerede ve ne zaman müzakereye oturmuşsa masadan onun bir Bizans revizyonu olduğunu öğrenerek kalkmıştır.

“Demokratik siyaset!” metni açıklandıktan sonra HDP şu eklemeyi yaptı: “Süreç senkronize olacak, karşılıklı adımların atılması şeklinde ilerleyecek. Karşılıklı –ya da eş zamanlı– adımlar atılmazsa süreç tıkanır.” (Demirtaş) Eğer kurgu böyle ise süreç zaten hiç başlamamış demektir. Çünkü söylenen olayın mantığına aykırıdır. PKK çözüm istediğini söyler söylemez atacağı adımların tümünü zaten bir defada atmıştır ve artık atacağı (ileri-geri) her hangi bir adım kalmamıştır. Gerisi Türk devletinin ve siyasetinin işidir. Süreci ilerletecek bütün adımları artık AKP hükümeti atacaktır. Atar veya atmaz, onun bileceği iştir.

Dönelim yine 10 maddelik uzlaşma metnine. Türkiye’ye demokrasiyi ve demokratik siyaseti, Kürtlere özgürlüğü ve barışı bu metin mi getirecek? Metin kötü bir soyutlamadan ibaret. Soyutladığını dönüp bir kere daha soyutluyor. Her soyutlama ile ima edilenden iyice uzaklaşılıyor. Sonuçta neredeyse en şoven Türk’ün bile “altına imza atsam ne, atmasam ne” diyeceği bir şekle varılıyor. Bütün bu zahmete, AKP çözüme karşı olanlar tarafından yanlış anlaşılmasın diye katlanılıyor.

Bu metinle üzüm yenilmez. Ama ben yine de 7 Haziran seçiminde oyumu “mecburen” HDP’ye vereceğim. Benim gibi, daha binlerce sosyalistin de “kerhen” HDP’ye oy vereceğini işitiyorum. Ve HDP’ye verilecek oyların, daha dün; “Kürtlerle aynı kare içinde olmak bizi Türk halkından koparır” diyen ‘yetmez ama evet’çilere, dengir mir mehmetlere, altan tanlara, celal doğanlara, bir oy bir oydur denilerek listelerde kullanılan/kullanılacak olan sicilli antikomünist gericilere değil, Kürt halkının davasına –özellikle Kürt kadının devrimine– verilmiş olacağını düşünüyorum.