Hayat Ağacı (Haziran 2017)

Gandi Kemal
Hüseyin Hasançebi

“Şeffaflık taslağı” nasıl bulandı?

seffaflik-bw-cropAhmet Davutoğlu 14 Ocak 2015 günün TV kameraları karşısına geçip hükümetinin hazırladığı “Şeffaflık Yasası Taslağı”nı uzun uzun anlatmış ve "Yolsuzlukla ilgili büyük mücadele verdik" diye övünmüştü.

Gelgelelim, Tayyip Erdoğan yasa tasarısının Meclise sevk edilmesini engelledi.

“İLÇE BAŞKANI BULAMAZSINIZ”

Tasarıda "Siyasi partilerin Genel Merkez çalışanları, il, ilçe başkanları, ulusal, bölge yayın yapan müdürler mal bildirimlerinde şeffaf olacak" ve "mal bildirimi süresi 5 yıldan 2 yıla inecek, kamu görevi yürütenler mal bildiriminde bulunacak" gibi maddeler bulunmaktaydı.

Erdoğan düzenleme için Davutoğlu'na,"Mal bildiriminde çok dikkatli olunmalı. Böyle giderse görev alacak il ve ilçe başkanı bulamazsınız. Bu konularda ekonomiyi dikkate alarak karar verilmeli" demişti.

Böylece taslak bilinmedik bir tarihe ertelendi.

Tayyip Erdoğan Türkiye’de siyaseti de, partisini de en iyi tanıyan AKP’lidir. İktidar partisinde değil başbakan, bakan ya da milletvekili olmak, sadece il-ilçe başkanı bile olmak bir nimettir.

Akçeyle dönen menfaat çarkı müteselsil olarak ilçe başkanına kadar inmektedir. Eğer siz onlardan mal bildirimi isterseniz, hele hele bildirimlerin periyodunu iki yıla çekerseniz, iktidar partisinde il-ilçe başkanı olacak kimseyi zor bulursunuz.

Adam avukattır, mali müşavirdir, ticaret erbabıdır, şudur, budur: İşini gücünü bırakıp parti işlerine koşturmaktadır. Peki, bundan çıkarı ne olacaktır? Bir ilde ilçe başkanlarının tamamına yakını milletvekili olamayacağına göre, o kadar enerji ve hatta cebinden para harcamanın karşılığını nasıl alacaktır?

Siz ise adamdan sık sık mal bildirimi isteyeceksiniz? Gözünün içine baksanıza, orada “enayi” mi yazıyor?

Bir sosyalist partide insanlar “pir aşkına” çalışırlar. Çünkü ideal sahibidirler. Adanmış insanlardır. O kadar çok çalışmadan olsa olsa ruhsal haz alırlar.

Burjuva partilerinde ise karşılıksız çalışma olmaz. Hele hele o parti iktidar partisiyse, hiç olmaz. Başbakan, bakanlar vesaire deveyi hamuduyla yutacaklar, milletvekilleri iş takiplerinden, ihale tavassutlarından pay alacaklar, Toki vurgunlarından nemalanacaklar, mahalli örgütün ileri gelenlerine belediyelerin imkânlarından yararlanmak, mübayaalardan komisyon almak, eş-dost akraba kayırmak kalacak.

Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanlığı yıllarından beri şak-şakçılığını yapan, seviyesi gayet sahih milletvekili geçenlerde ne dedi?

"Biz inançlı insanlarız; Cuma namazına gittiğimizde her hafta hutbede 'akrabalarını koru kolla' ayeti okunur" demiyor mu?

Siz kalkıp her iki senede bir mal bildirimi yap, banka hesap dökümlerini deklare et, derseniz, nerede kaldı bizim ve yakınlarımızın çıkarları? Bu dünyada boşa kürek çekmek var mı? Bize bakanlık, vekillik düşmedi diye, avucumuzu mu yalayacağız?

Tabii ki hayır, biz de dalgamıza bakacağız.

ÜÇ DÖNEMLİKLER  

İktidar partisinde siyaset yapmanın bir menfaat kapısı olmasının diğer bir örneğini AKP’de üç dönem üst üste milletvekilliği yapan kişilerin üçüncü dönemi izleyen dönemde milletvekili seçilemeyecekleri kuralı uygulanınca o profesyonellerin ne iş yapacaklarında göreceğiz.

Bir kısmı yeni makamlarını şimdiden peylemiş durumdalar. Bir kamu bankasında İdare Meclisi Üyeliği ve benzeri alışılmış yöntemlerin yanı sıra, bazıları C. Başkanı Erdoğan’ın oturduğu sarayda görevlendirilecek.

Hemen ekleyeyim ki, ben milletvekillerinin aylıklarının fazla olduğu kanısında değilim. Maaşlarına hatırı sayılır ölçüde zam yapılmasına bile tepki duymam. Zira Ankara ve İstanbul milletvekilleri hariç (İzmir’inkiler dahil) milletvekillerinin tufeylisi çoktur. Anadolu’dan gelir, vekilin kapısını çalar, hastasını yatırmasını ister, temyizde ihtilaflı bir emlak davasının mürafaası vardır, Ankara’ya gelir otel parasını vekile ödetir, daha bin bir çeşit ödemeyi milletvekili yapmak zorundadır, yapmazsa memlekette aleyhinde propaganda yapılır.

Vekillerin en rahat yaptıkları şey misafir hemşehrilerine Meclis lokantasında yemek yedirmektir. Bu nedenle zaman zaman gazetelerde Meclis lokantasındaki yemek fiyatlarının ne kadar ucuz olduğu yazılır. O yemeklerin önemli bir kısmını seçmenler yer. Bu itiyat popülizm midir? Öyle bile olsa, alışkanlık o kadar yerleşmiştir ki, mebusluğun kuralı haline gelmiştir.

Arizona’lı bir çiftçi Washington D.C.ye gelip senatörünün kapısını çalmaz, Bavyera’lı bir köylü de Berlin’de CDU milletvekiline askıntı olmaz, Fransa’da zaten dar bölge çoğunluk sistemi vardır, milletvekillerinin çoğu aynı zamanda belediye başkanıdır.

Ama Türkiye’de başkente gelen hemşehrisine yardımcı olmak, masraf yapmak milletvekilin boynunun borcudur. İktidar partisi vekillerin başka avanta(j)ları olmasa onlara para yetiştirmesine imkân yoktur.

Geri kalanların önemli bir bölümü için İstanbul’da bir üniversite kurulacak, üniversitenin mütevelli heyeti milletvekillerinden, kadroları ise halen bir bölümü Yüksek Öğretim Kurumu’nda çalışan uzmanlardan oluşacak.

Yeni kamu üniversitesinin adı Türkiye Sağlık Bilimleri Üniversitesi olacak. Türkiye’nin ilk modern tıp fakültesi olan Mekteb-i Tıbbiye Şahane için inşa edilen Haydarpaşa Kampüsü (eski Haydarpaşa Lisesi) yeni kurulan üniversiteye tahsis edilecek. Üniversiteye 1.875 kadro verilecek.

Yani Tayyip Erdoğan üç senelik mebus arkadaşlarını mağdur (!) etmeyecek. Alacakları 8 milyon liralık emekli maaşı yetmiyor olacak ki, onlara “Mütevelli” adı altında devlet kesesinden aylık ödeyecek. Dört sene sonra tekrar seçilme imkânları oluşacak, bazıları listelere konulurlarsa tekrar Meclis’lerine kavuşacaklar.

Ömür boyu milletvekilliği herkese nasip olmaz, bazılarına olacak? Ne zamana kadar?

Tayyip Erdoğan rejimi yıkılıncaya kadar.