Laik’ler Bu Tarafa!

seyhulislam-cropLaiklik tartışması seçimden önce yeniden siyasileşti. Sanki AKP laikliğe karşıymış gibi, AKP’ye karşı olanlar, laiklik karşıtlığını birleştirici bir siyasal zemin olarak görüyorlar. Türkiye solunun önemli bir kesimi de bu görüşte.

Laiklik Türkiye’de birleştirici bir siyasal zemin ise, CHP bu zeminin doğal anasıdır. Ancak CHP de durumu gördü ve AKP’ye karşı mücadelesini laiklik üzerinden yürütmüyor. 28 Şubat’ta laikliği bir siyaset giyotini olarak sonuna kadar kullanmış olan TÜSİAD da AKP’nin arkasında duruyor. Bu durumda laikliği savunmak sola kalıyor. Bu konuda Birleşik Haziran Hareketi öne çıkıyor. Ancak Kemalist laiklikten farklı bir laikliği savunduğu için “Özgürlükçü laiklik” ya da “Sosyalist laiklik” gibi kavramları kullanmayı da ihmal etmiyor.

Laiklik “tek”tir; burjuva sınıf tarafından “dinin devletten kovulması” diye tanımlanmıştır. Ancak bu tam bir yutturmacadır. Devletten kovulan dinin işlevi değil, cüppesidir. Laik devlet iki ayrı varyantta gelişerek doğmuştur. Biri dinin devlet haline getirilmesidir (DOĞU), diğeri de devletin din haline getirilmesi (BATI). Türkiye laikliği ikinci türdendir. Ancak bu ayırımlar da şekilseldir. Şu bilinmeli ki; her iki biçimde de aynı sonuca varılmıştır, din ortadan kalkmıştır. Artık din devlettir, dincilik de “politika”. Yunan devleti laik değildir, Türk devleti laiktir, peki fark nedir?

Solcular, sosyalistler ve komünistler din düşmanıdırlar. Bu nedenle dini temellük eden laik devlet savunucusu olamazlar. Dinin özgürlük ve eşitlik davasına zararı devletin içinde veya dışında olmasıyla eksilip artmaz. Bu nedenle özgürlük ve eşitlik davası güdenlerin hedefi “dinden kurtulmuş” toplumdur, bu da ancak dini reddeden bir toplumun sentezi olarak dini reddeden bir devletle mümkün olabilir. Dinden kurtulmakla devletten kurtulmak aynı şeydir. Devletten kurtulamayan toplum dinden de kurtulamaz. Bu komünist tahayyülü “aile” bağlamında kuracak olsaydık; aynı şeyden söz ediyor olacaktık. Zira; komünizm öncesindeki dünya DİN-DEVLET-AİLE’dir.

“Özgürlükçü laiklik” ya da “Sosyalist laiklik” kavramı mekânsızdır, başaşağı durmaktadır. Bu konuda söylenen her şey havadadır. “Laik, fakat sosyalist” diye bir şey düşünülemez, çünkü saçmalıktır. “Kemalist laiklik” ise mekânda ve düz duran bir kavramdır. Düz duran ve mekânı olan kavram ötekini yaşatmaz, kendi içine çekerek eritir. “Özgürlükçü laik” siyaset Türkiye somutunda ve son tahlilde, CHP’nin bilançosundaki “arızi kazançlar” hanesine yazılır.

“Sosyalist laiklik” diyerek laiklik mücadelesi verenler kullandıkları akla ve kavrama güvenmedikleri için Marks, Engels, Lenin, Kautsky, Rosa Luksemburg gibi komünizm kuramını oluşturan isimleri kendilerine tanık gösteriyorlar. Yanlıştır. Laikliği reddeden bir komünist yoktur, reddetmesine gerek de yoktur, fakat komünistin “laiklik için mücadele” edeni de –bizde çok olsa da– görülmemiştir.

Konuyu Türkiye’de ele alırken sol-sosyalist-komünist hareketlerin daha titiz olması beklenir. Laiklik için mücadeleyi AKP iktidarına karşı yürütülen muhalefetin ve mücadelenin birleştirici zemini gibi görürsek, bu durumda hem Şerif Mardin, hem de CHP haklı çıkar. Yüz yıllık cami-okul kavgasını cami kazanmış olur. Amerika’dan bakınca öyle gibi görünse de, Türkiye’de böyle bir kavga yaşanmamıştır. “Din”, cüppesiyle (Şeyhülislamla) devletten, 1915 yılında kovulmuştur. Cüppe gitmiştir ama din devlette ve devlete kalmıştır. İttihatçılık ve devamı Kemalizm ateist bir hareket olduğu halde söze “bismillah” diyerek başlamayı hiçbir zaman ihmal etmemiştir.

Şunu da görüyoruz: Bayat bir “sol-Kemalist” ideoloji ve siyaset, geçmişte Türkiye soluna çok musallat olmuş, büyük zararlar vermişti. Gene göründü. Kendi yolunu kendi aklı ve gücüyle açamayan sola yol göstermeye çalışıyor. 1950 sonrası dönemi dinin siyasete ve devlete girmesi, girdiği yerde adım adım ilerlemesi, Cumhuriyetin Kemalist yapısını yavaşça değiştirmesi ve nihayet bugün AKP ile nihai zaferi kazanması şeklinde tarif ediyor. Bu görüşe göre Kemalist Cumhuriyet’in “Türk-İslam Sentezi” kimliğine bürünmesi 1970’lerden sonraki döneme denk geliyor. Kemalist tek parti dönemi sürecin dışına çıkarılarak aklanıyor!

Oysa öyle değildir. Cumhuriyet 1908’de “Türk-İslam Sentezi” temelinde kurulmuştur. Bu devlet formülasyonu İttihatçılara Prusya aklından geçmiştir. Avrupa (Rumeli) Osmanlısı’nın yokedilmesi ve Anadolu’da “TÜRK” olarak yeniden diriltilmesi kurgusuna dayanır. Teritoryal temeli “Anadolu” olan bir Türk Devlet’in Kürt milliyetini içerip Ermeni ve Rum milliyetini dışlaması o günün gerçekliğinde “kaçınılmaz”dır. Bu kaçınılmazlığın en mükemmel ifadesi de zaten Türk-İslam sentezi olabilirdi. Oldu da. Buna Kürt-Türk (İslam) Sentezi olarak da bakılabilir. Dinsiz bir hareket olan PKK’nın lideri Abdullah Öcalan’ın; Misak’ı Milli çerçevesinde “İslam temelli Türk-Kürt kardeşliği” kurgusunu hatırlayın...

Dönelim AKP’nin islamcı bir hareket olup olmadığına ve AKP karşıtlığının sola, “laiklik savunuculuğu” yapmak gibi bir görev yükleyip yüklemeyeceğine.

AKP koalisyonu katiyyen islamcı bir hareket değildir. Burnu çok iyi koku alan dünyevi-sınıfsal bir harekettir. Erdoğan Mursi kardeşinin başına geleceği bir yıl öncesinden görüp Kahire havalanında Mısır halkına “laik olun!” dememiş miydi? O sıra Mursi askeri konsey ve Sisi ile işbirliği halinde Tahrir Meydanını (Mısır emekçi solunu) temizlemekle meşgul değil miydi? Tayyip Erdoğan, başına geçtiği ve her işini görmesine elveren bu devletin Türk-islam sentezi bir laik devlet olduğunu bilmez mi?

Diğer yandan AKP’yi Kemalist Cumhuriyet’e düşman eski bir siyaset damarının devamı olarak görmek de son derece yanıltıcı bir bakıştır. İslamcı siyasi hareketler kendilerine her daim İttihatçı-Kemalist Cumhuriyet’in içinde yer aramış ve bulabilmiş hareketlerdir. Liberal siyasi hareketler de öyledir. Bu nedenle “her devrin liberali” ve “her devrin islamcısı” farklı olmuştur. Örneğin ultra liberal Cavit Bey ile ultra devletçi Kara Kemal aynı devlette ve hükümette çalışıp biri liberal, diğeri de devletçi olan muazzam işlere ve projelere birlikte imza atmayı başarmışlardır. İslamcı şair İsmet Özel yıllar önce “laikçiler-İslamcılar” kavgasını; muhtemelen “Savarona” yatını ima ederek; “Biz de camilerimizdeki şadırvan musluklarını altından yapmak istiyoruz” diyerek anlatmıştı. İsmet Özel’in bu anlatımı 4X4’e binen türbanlıyı veya Tayyip Erdoğan’ın sarayını, camisini ve şahsi servetini açıklamıyor mu?