Faşist yasa Meclis’e zorbalıkla geldi

tbmm-kavga-bw-cropİşbaşındaki rejimin dayatmak istediği kanun zaten mevcutlarıyla yeterince baskıcı olan sistemi AKP’nin menfaatleri doğrultusunda büsbütün şiddetlendirmek niyetinin ifadesidir.

Taslağın adı “İç Güvenlik Yasası”. Bunun tercümesi AKP’nin iktidar güvenliği yasası. Saray havuzundan sebeplenen dalkavuklar yasanın gerçekte “Özgürlükleri Koruma Yasası” olduğunu söylüyorlar.  Hırsızlık-yolsuzluk-rüşvet ve hükmetme özgürlüğünü korumak demek.

Hatırlarsınız, Metin Külünç isimli bir AKP İstanbul milletvekili 17 Aralık hadisesinin arkasından “günah işleme özgürlüğü” diye bir özgürlük olduğunu söyleyerek kişi hak ve özgürlükleri literatürüne katkı getirmiş, özetle şöyle demişti:
- İnsanların günah işleme özgürlüğü vardır,
- 17 Aralık operasyonu, işte bu özgürlüğe vurulmuş darbedir.
- Telefonlar dinlenerek, görüntüler çekilerek günah işleme özgürlüğü engellenmiştir.
- Böyle şey olmaz.
- Bunu Allah kabul etmez.

Bu zatın geçen hafta Meclis’te muhalif milletvekillerine saldıranlardan olduğunu hatırlatalım. Yani kendisi ve arkadaşları cansiperane şekilde AKP ileri gelenlerinin akçeli özgürlüklerinin sevdalısıdır.

Birkaç gündür Meclis’te olup bitenler zaman zaman meydana gelen kavgalar, itiş kakışlar gibi kendiliğinden gelişmiş değildi. İktidar partisinin –bar fedaisi kılıklı tipleri aracılığıyla– uyguladığı planlı şiddetti.

Siyasi iktidarın zor’u tırmandırması kendisine ancak bir müddet için yarayabilir, fakat arkadan gelecek altüstlük onu süpürüp götürür. Fakat iktidardakilerin bunu düşünmeye zaman ve imkânları yoktur. Onlar 17 Aralık ve sonrasında ortaya saçılan gerçeklerle o denli teşhir olmuşlardır ki, ne pahasına olursa olsun, mutlaka ve behemehal işbaşında kalmazlarsa, başlarına gelecekleri bilmekte, soruşturma, kovuşturma ve yargılamadan ölesiye korkmakta ve öyle bir akıbeti ne kadar geciktirirsek, belki ondan kurtulma şansı bulabiliriz diye düşünmektedirler.

İçeride kendilerini güvenceye almanın yolu baskı, zor ve şiddetten geçmektedir.

Dışarıda güvenlikleri var mıdır? Şayet Türkiye Batı için bu kadar elzem olmasa, inanız ki,  çoktan Uluslararası Ceza Mahkemesinin gündemine gelirdi. Nasıl mı?
- İran’la (ya da bazı İranlılarla) olan karanlık akçeli ilişkilerin bütün ayrıntıları Batı’nın elindedir,
- Yasin Al Kadı ile olan bağlar deşifre olmuştur,
- Suriye muhalefetine yardım adı altında Al Nusra, Işid gibi örgütlere üç bin TIR ve mühimmat gönderildiği artık inkâr bile edilmemektedir,
- Son aylarda getirilenlerle birlikte çoğu Çeçen, Uygur, Özbek 50.000 kadar Işid mücahidi MİT himayesinde getirilip Türkiye’in çeşitli yerlerine yerleştirilmiştir,
- Türkiye Orta Doğuya gelen mücahitler için sadece yolgeçen hanı değil, onlara koruma ve destek sağlayan bir ülke durumundadır.

Bunların her biri uluslararası suçtur ve hepsi birlikte yargı konusu olacak kadar önemlidir.

Bu nedenle oturulan makam elden gittiği takdirde, hesap defterinin kapağının açılacağını suçlu bilmektedir. Yani iç güvenlik yasası, aynı zamanda dış güvenlik yasasıdır da.

Her ne kadar son uçak toplantısında, “Dünya nezdinde yalnızlığı umursamıyorum. Bizim için halkın nezdinde durumumuz önemli. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde görüyoruz ki, halk bizi yalnızlığa itmemiş, bağrına basmış. Dünyaya baktığınızda halklar nezdinde de yalnızlık yok. Liderler nezdinde olabilir ama bu durum da kıskançlıktan başka bir şey değil” dediyse de, siz o laflara bakmayın, “dünya liderleri beni kıskanıyorlar, ama dünya halkları beni seviyor” gibi cümleler politikacı laflarıdır, yalnızlığa aldırmıyorum ise karanlıkta ıslık çalmaya benzemektedir.

ESNAFTAN ZORBA DEVŞİRMEK

AKP milletvekillerinin Meclis’te muhalif milletvekillerine saldırdıkları (ama sonradan “iki HDPli kadın milletvekili kendi kendini darp etti” dedikleri) aynı saatlerde (17 Şubat 2015) Kadıköy’de Boğa heykelinin önünde yasayı protesto etkinliğinden dönen bir grup insana saldıran bir esnaf Nuh Köklü’yü kalbinden bıçaklayarak öldürdü.

Gezi olayları sırasında, 2 Haziran 2013’te Eskişehir’de Ali İsmail Korkmaz’ı bir polis memuru ve iki fırıncı döverek öldürmüşlerdi. Katil fırıncılar mahkemede “darbeyi önlemek için polise yardım ettiklerini” söylediler.

Gene Gezi sırasında 7 Temmuz 2013 günü Taksim’de bir başka esnaf bir kadına palayla ve tekmeyle saldırmıştı.

Daha önce de, kaç kez İstanbul’da Dolapdere’den Taksim’e doğru gösteri yürüyüşü yapan Kürt gençlerine saldıran esnaf olmuştu.

Nitekim, Tayyip Erdoğan 2014 Kasım’ında esnaflara hitap ettiği konuşmasında, “Bizde esnaf ve sanatkar demek, ticaret yapan, alan-satan sırf ekonomik faaliyette bulunan insan demek değildir. Bizim medeniyetimizde, milli ve medeniyet ruhumuzda esnaf ve sanatkâr gerektiğinde askerdir, alperendir, gerektiğinde cephede vatanını savunan şehittir, gazidir, kahramandır. Gerektiğinde asayişi tesis eden polistir, gerektiğinde adaleti sağlayan hakimdir, hakemdir, gerektiğinde de şefkatli bir ağabeydir, kardeştir” demişti.

Nuh Köklü’yü öldüren esnaf da reisicumhurun dediklerinin gereğini yapmıştır. Yani bu şahsı “psikopat” vb. gibi tanımlamalarla nitelemek işlediği kasıtlı cinayete mazeret bulmak olur.

AKP’nin seçmen kitlesinde esnafın önemli bir yer tuttuğu aşikârdır. AKP şefleri başından beri bu olguyu iyi bilirler, daha iyi bildikleri ise esnafın siyasi propagandadaki etki alanıdır.

Gelgelelim, o propaganda gücüne muktedirler fazla güvenmesinler: Unutulmasın ki, Süleyman Demirel ve partisi AP’nin de öyle bir gücü vardı, o partinin devamı DYP ne hallere düştü, gördük. Turgut Özal’ı da esnafın çoğunluğu destekliyordu, şimdi ise Anap diye bir partinin adını bile duymamış pek çok esnaf çocuğu var. O güce yaslanan partinin iktidarı sona ererken, ona bir zamanlar bağlanmış olanlar kendilerine yeni bir parti bulurlar.

İktidardaki sağ parti, esnafı sadece oy kitlesi olarak görmez, aynı zamanda üniformasız saldırgan çeteleri oluşturmak için elverişli bir saha olarak da kullanır.  Böyle bir devşirmeyi AKP’nin geçmişteki sağ iktidarlara nazaran daha ileri götürmekte olduğu görülüyor.

Ne diyor?

“Taksici deyip, şoför deyip geçemezsiniz. O mahallenin eminidir, ağabeyidir, mahallenin bekçisidir. Bakkal deyip, kasap deyip, manav terzi deyip geçemezsiniz. O mahallenin adeta ruhudur. Sokağımızın semtimizin vicdanıdır. Esnafı çıkartıp aldığınızda Türkiye tarihinden geriye hiçbir şey kalmaz… Esnaf yaşadıkça bu millet yaşar. Esnaf ayakta durdukça bu devlet ayakta kalır. İşte onun için esnafın acımasız ve ahlaksız iktisadi anlayışın altında ezilmesine hep birlikte karşı çıkacağız…”

Rejim esnafın ezilmesine karşı çıkıyormuş! Onun için son 10 yıl içinde alışveriş merkezi sayısı 62’den 310’a çıkmış, yeni yılda 20 adet daha açılacakmış.

İşte bu nedenle, tekelci dayatma sizin devrinizde bu kadar azıtmış.

Bir not ekleyelim: Bir esnaf tarafından öldürülen Nuh Köklü kendisini tanıyan herkesin sevgilisiydi, onu sevenler arasında öldürüldüğü mahalle olan Yeldeğirmeni’nin esnafları da vardı, çünkü Köklü orada bir alışveriş merkezinin yapılmasına karşı mücadele ediyor, bu amaçla esnafı örgütlüyor, mümkün olan bütün girişimlere önayak oluyordu.

YASAMA YOK, YARGI YOK,
AMA TAŞ GİBİ LİDERİMİZ VAR
Mevcut parlamenter oyun devam ettiği müddetçe, rejimin getireceği bu ve benzeri kanunlar “resmi gazetede yayınlanıp yürürlüğe girecektir. Ona oy verenler için Türkiye’de demokrasi yok değil, fazladır, “özgürlük-mözgürlük” diyenler fazlasıyla şımarmışlardır, başımıza twitter-mwitter diye bir de bela çıkmıştır, Tayyip Erdoğan kökünü kazıyacaktır, uluslararası camia onun umurunda bile değildir (20 Mart 2014), kadınlar ise hepten hadlerini aşmışlardır, hele hele feministler dinimize karşıdırlar, bir Fatiha okumasını bile bilmezler, Tayyip Erdoğan uluslararası bir komployla karşı karşıyadır, ”parelel yapı” CHP ile anlaşıp C. Başkanın kızının canına kastedecek kadar tehlikeli bir hal almıştır!

İşte, iç güvenlik yasası bizi bütün bu tehlikelerden korumak amacını taşımaktadır, arkası mutlaka gelmeli ve hainlere hadleri bildirilmelidir.

Tekrar edelim siyaseti sandığa ve mebus sayına indirgediğiniz müddetçe, 7 Haziran 2015 sonrasında durum değişmeyecektir.

Gelgelelim siyasi iktidarın hayli zor durumda olduğu bellidir: “Sümeyye öldürülecekti”den medet umulması ve bunu en yüksek makamdaki babasının kullanacak hale düşmesi ya da aynı şahsın Fuat Avni’ye delikanlılık dersi vermesi sadece bir düzey sorunu değildir, aynı zamanda algı oluşturma çarelerinin de tükeniyor olduğunun işaretidir.

Ve tam bu sırada Süleyman Şah türbesinin taşınması ve yapının yerle bir edilmesi siyasi iktidarın yeni bir fiyaskosu olmuştur. Her ne kadar C.Başkanı ile Başbakan olayı başarı gibi gösterme pişkinliğine girmişlerse, üstelik Şah Fırat Operasyonu diye bir de fiyakalı ad takmışlarsa, yeni yere bayrak dikmeyi görüntüleyip seçmenlerine sunmuşlarsa da, hadise Suriye politikasının iflasının yeni bir göstergesidir.

Soruna “orada canları tehlike altında olan askerler kurtarıldı” diye bakmaya indirgemek, rejimin şakşakçılığını yapmaktır. Elbette o insan canları güvenlik altına alınmalıydı, ama bu sadece bir sonuçtur. Önemli olan bu sonuca nasıl ve niçin gelindiğidir. “O türbe bizim toprağımızdı” gibi hamasiyatın değeri de yoktur, aslolan Türk rejiminin Suriye politikasının her geçen gün darbe yiyor olmasıdır.

İflasın bir başka kanıtı Ankara’nın Washington’la Hür Suriye Ordusu’nun eğitilmesi konusunda imzaladığı “Eğit-Donat Antlaşması”dır. Türk tarafı eğitimin Esad’a karşı olduğunu ilan etmeye kalkışmışken, ABD “Hayır, Işid’e karşı” diye kestirip atmıştır.

Ve nihayet son kroşeyi Ankara kendi kendine vurmuştur: Işid’in elindeki Süleyman Şah türbesindeki üç sandukayı Türkiye’ye taşımak ve askerleri tahliye etmek için hükümet PYD (ve PKK) güçlerinden yardım istemiş, TSK’nın tankları ve kariyerleri PYD gözetimi ve güvencesi altında gidip gelmişlerdir. [PYD Başkanlarından Salih Müslim’in geçen hafta Ankara’ya gelip gittiğini de kaydedelim.] Kandil’den Karayılan da yardıma destek verildigini doğrulamıştır.

Işid’den sakınmak üzere türbe Rojava’ya nakledilecektir, yani onu yeni bir saldırıdan PYD ile YPG koruyacaktır. Çünkü orası artık hükümran Kobani Kantonunun toprağıdır.

Eski Başbakana göre PYD “terör örgütü” idi. Demek ki, Ankara “namusu kurtarmak için” (yakın zamana kadar yok etmek istediği) Rojava’ya (PYD’nin güvenliği altına) sığınmıştır.

İlk yayın: 23 Şubat 2015, Sesonline.net