Ağaçlardan Ormanı Görememek

park-forumlari-bw-cropİnsanın; gördüğü şeyin önüne perde indiği vakit, perdenin ardında ne olduğunu unuttuğu veya ağaçlardan ormanı göremediği zamanların söz konusu olabileceğine kani oldum ben de. Bu kanaati bende uyandıran en son Sayın Fatih Yaşlı oldu.

8 Şubat 2015 tarihli Birgün Gazetesi’nin Pazar ekinde Birleşik Haziran Hareketi’nin, önümüzdeki haziran milletvekili seçimlerinde HDP ve CHP ile seçim ittifakı yapmaması gerektiğini (yazının sonunda, kendi kişisel görüşü olduğunu belirtmiş.) söylüyor. CHP ile niçin seçim işbirliği yapılmamasını başka bir yazıya bırakıp, HDP ile neden seçim ittifakı yapılmamalı fikrini açıklamış.

“… Birleşik Haziran Hareketi, bir tespitten, ‘ülkede dinci bir diktatörlük’ kurulur tespitinden yola çıktı ve öncelikli görev olarak da bunu engellemeyi belirledi. Sadece muhalif olan değil kurucu niteliği de haiz bir iradenin ise ancak bunu öncelikli görev olarak belirlemekle mümkün olabileceğini savundu. Oysa Kürt Siyasi Hareketi’nin öncelikli sorunu, yukarıda da anlatmaya çalıştığımız üzere, kurulmakta olan rejimle ve ‘dinci dikta ile mücadele’ değil; hareket açısından önemli olan Kürt sorununun nasıl çözülebileceği ve AKP devleti ile yürütülen müzakerelerin kaderinin ne olacağı.”

Sayın Yaşlı yazının devam eden kısmında; HDP’nin seçim barajını aşamaması durumunda AKP’nin daha çok milletvekili çıkararak, iktidara anayasa değişikliği yapma olanağını –bilerek ve isteyerek olmasa da– vereceğini belirtip iktidara anayasa değişikliği için uygun koşullara hazırlayan bir hareketle yapılacak herhangi bir ittifak, BHH’ nin “dinci dikta ile mücadele” önceliğine ters bir tutum olacağına söylüyor. İki hareketin kendi gündemleriyle ayrı ayrı yola devam etmelerinin daha uygun olacağına, böylece Kürt Siyasi Hareketi ile daha “dengeli ve sağlıklı” bir ilişki kurulacağına ve Kürt sorunun batıya anlatabilmek, sorunun adilane çözümüne katkı sağlamak ve iç savaş dinamitlerine karşı durmak bakımından önem taşıdığını söylüyor.

Yazarımız, diktalara veya dikta kurulması tehlikelerine ve iç savaş heveslilerine karşı farklı kulvarlarda mücadele verilmesini salık veriyor. Üstelik haziran seçimleri sonunda “dinci bir diktatörlük” kurulması olasılığından bahseden de kendisi. Ve bunun önüne geçmek için ayrı ayrı mücadele edilmesini öneriyor. Bu yeni bir mücadele (!) modeli mi? Eğer böyleyse dikta heveslilerinin işine yarayacak bir yöntem. Yoksa seçimlerin diktayı önleme bakımından bir imkan sunabileceğini aklına getirmiyor mu? Hoşumuza gitse de, gitmese de şu an Kürt Devrimci Hareketi ile ittifak yapılmadan bu memlekette hiçbir şeyin yapılamayacağını hiçbir şekilde aklımızdan çıkarmamalıyız. Hem şimdi hem seçimlerde ve hem de seçim sonrası ittifaklar yapalım ki hem diktacılarının hevesleri kursaklarında kalsın, hem iç savaşı önleyelim ve hem de Kürt sorununu batı kesimindeki kardeşlerimize anlatabilelim. Şimdi Kürt Özgürlük Hareketi bu konuda ne diyor, ona bakalım:

“… Bu seçimde ya AKP’nin otoriter hegemonik zihniyeti ve politikası durdurulacak ya da Türkiye şiddetli bir çatışma dönemine girecek. Çünkü AKP’nin mevcut hegemonya kurma anlayışı başka bir biçimde sonuç ortaya çıkarmaz. Zaten AKP’nin yeni güvenlik yasa paketini gündemleştirmesi de bu hegemonyasına karşı çıkacak halkı bastırmak içindir.”, “… 12 yıllık AKP hegemonyasına bu demokratik ittifak son verecektir. AKP hegemonya peşinde koşmaktan vazgeçecektir. Ya halk muhalefetini dikkate alacak ya da aşılacaktır.” (10 Şubat 2015, Hüseyin Ali, Özgür Gündem)

“AKP hükümeti güvenlik paketi adı altında faşist yasalar çıkarıyor. Bunun tercümesi, demokratikleşme ve Kürt sorununu çözmeye direnmektir. Çünkü Türkiye’nin en temel demokratikleşme sorunu daha da otoriter bir rejim kurarak, hegemonya kurarak çözülemez. Türkiye otoriterleşecek ama Kürt sorununda adım atılacak; bu safsatadır, büyük bir yalandır.”, “… AKP’nin işi gücü adım atmayarak ama seçim öncesi adım atacağı beklentisi yaratarak yeni bir seçim kazanmaya yöneliktir.”, “… Yeni güvenlik paketinin gündemde olduğu yerde hiçbir tartışmanın anlamı kalmaz. Yeni güvenlik paketi Kürt Özgürlük Hareketi açısından bir direnme gerekçesidir. Böyle bir yasa paketine karşı tüm demokrasi güçleri ile birlikte, tüm sosyalist güçlerle birlikte direnilebilir. Bu faşist ve otoriterleşme paketinin çıktığı bir ortamda ön tahkim edilmiş ateşkesin bile hiçbir anlamı olmaz. Hükümet taşlar bağlansın köpekler salınsın diyor. Bunu kim kabul edebilir? Hangi demokratik zihniyet böyle bir yasayı içine sindirebilir ve sessiz kalabilir?” (13 Şubat 2015, Hüseyin Ali, Özgür Gündem)

Görülebileceği gibi Kürt Özgürlük Hareketi, ne AKP’nin işini kolaylaştırmayı düşünüyor, ne de ondan bir beklenti içinde. Aksine yazarımızın kaygılarının yersiz olduğunu belirtir durumda. 16 Şubat 2015 tarihinde yayınlanan Özgür Gündem’deki röportajında Cemil Bayık, “tüm sol sosyalist güçlerle birleşme ve mücadeleyi yükseltmenin zamanı” olduğunu dile getiriyor.

Dostumuz Yaşlı aynı yazısında, cumhurbaşkanlığı seçiminde Selahattin Demirtaş’a oy verdiği için kendi mahallesinden çok sert eleştirilere maruz kaldığını ve HDP’ye yönelik en ufak bir eleştirinin “faşistlik” olarak görüldüğünü belirtmiş. Bundan hiç gocunmaya gerek yok. Ara sıra “mahalle” arkadaşlarını da yanına alıp, yan taraftaki “Kürt mahallesine” geçmeyi ve bir çaylarını içmeyi denese, onlarla yarenlik etse iyi olur. Onların ağzından dinleseler Kürtler’in nelere maruz kaldıklarını. Belki o zaman oy vermesinden dolayı sert eleştiri almaz mahallelilerinden. Giderek, en ufak eleştirileri yüzünden “faşistlik” nitelemelerine uğramaz ve belki de Kürtler’e karşı daha toleranslı olması gerektiğine inanır, hatta farklı yönlerden ziyade ortak noktaları öne çıkartır.

İttifaklar konusuna tekrar dönersek; modern AKP’nin diktatörlük peşinde olduğu ortak teşhisinde mutabıkız, o halde bunun gereğinin yerine getirilmesi elzem oluyor. Yeni bir keşif yapacak değiliz. Geçmiş dünya pratiği önümüzü aydınlatıyor; yani faşizmden yana olmayan, faşizmde çıkarı olmayan her kesimle ortak bir cephe oluşturmak. Faşizm burjuva demokrasisinin reddi olduğuna öre, burjuva demokrasisinden yana olan tüm burjuvaların da yeri vardır bu oluşumda. Cephe ne denli geniş olursa diktayı önlemek ve devirmek o kadar kolaylaşır. Varsa bir askeri darbe hazırlığı, darbeye de caydırıcı etki yapar. AKP hükümeti savaş hazırlığı da yapıyor ve Kürdistan sınırına asker yığıyor; bunu önlemek de boynumuzun borcu olmalı. Çünkü savaş faşizmin beslenme hususlarındandır. Kurulacak anti-faşist cephede solcuların dışında CHP, eski Doğru Yol Partisi çizgisinden, tüm sendika, dernek vb. örgütlere varıncaya kadar bu kesimlerin yerleri vardır. AKP uzun yıllar iktidarda kalmayı planlıyor; 2023 hedeflerinden hatta 2071 Malazgirt Savaşı’nın 1000. Yıl dönümünden dem vuruyor. Yani o yıllara kadar hükümette kalma serabı görüyor. Sorumluluğumuzu yerine getiremez isek kalabilir de. O zaman biz solcular ve sosyalistler de anokratikleşmiş olacağız. Bu kez yenilginin değil, zaferin “resmini çizme” sorumluluğu bizi bekliyor.

Yazar, HDK Maltepe Meclis Üyesidir.