“Durun! Siz Kardeşsiniz” *

1mayıs2011-bw-crop2Atılım Gazetesi’ne bakılırsa; Birleşik Haziran Hareketi (BHH)’nin Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile seçim ittifakına girişecek olması, Hareket’in Sosyal Demokrat kulvarda yer alacağı ve giderek sosyal demokratlaşacağı ifade edilmektedir. Bu nedenle de Atılım Gazetesi BHH’yi CHP ile seçim ittifakı yapması yerine, Halkların Demokratik Partisi (HDP) ile seçim ittifakına çağırmaktadır.

Söz konusu çağrı ile Atılım Gazetesi, bir anlamda da BHH’yi “Radikal Demokrasi” kulvarına davet etmektedir. Çünkü Atılım Gazetesi çevresi, gerek Halkların Demokratik Kongresinde (HDK) ve gerekse HDP içinde yer almaktadır.

CHP’nin sol ve/veya sosyal demokrat bir parti olup olmadığı tartışması bir yana, Atılım Gazetesi’ne göre, Türkiye sosyalist hareketini oluşturan hareket, grup, dergi çevresi ve partiler “Sosyal Demokrasi” ile “Radikal Demokrasi” arasında bölünmüş durumdalar.

Sosyalistlerin içinde bulunmuş olduğu bu durum geçmişten bu yana süregelen en önemli sorunlardan birisidir; güçlü bir parti içinde siyaset ve/veya seçim ittifakı yapmak! Öteden beri tartışılıp durulur bu sorun. Geçmişte CHP’nin içinde siyaset veya seçim ittifakının yapılıp yapılmayacağı, bu parti ile siyaset ya da seçim ittifakı yapmanın sosyalist harekete yarar getirip getirmeyeceği tartışılırdı. Şimdilerde bu tartışmanın içine HDP de eklenmiş ve bu sorunun çerçevesi hem daha çetrefilli bir hal almış hem daha da genişlemiş oldu. Hatta Atılım Gazetesi’nin ifadelerini esas alırsak, hangi parti içinde çalışılacağı ve/veya hangi parti ile seçim ittifakı yapılıp yapılamayacağı nirengi noktası haline getirilmektedir. Sosyalistlerin birliğinin, birleşik bir işçi ve emekçi parti kurulması ve bu parti ile bağımsız bir işçi sınıfı çizgisinin oluşturulması zorunluluğu daha da yakıcı bir sorun halindeyken, böylesi bir ayrışma sosyalist hareketler açısından daha da büyük bir tehlike potansiyeli taşımaktadır.

7 Haziran Seçim’inin sonucunda, BHH’nin, AKP’nin iktidardan alaşağı edilmesi, edilmese bile AKP’nin toplumsal muhalefetin icazetine muhtaç bırakılması, HDP’nin ise yüzde on barajını aşma amacının gerçekleşememesi durumunda en büyük tartışmaları yine sosyalistler yaşayacaktır. Söz konusu tartışmaların kırıcı tartışmalar olacağı ve en önemlisi sosyalistlerin krizini daha da derinleştireceği daha bugünlerde yaşanan tartışmalardan da görüleceği üzere, çok açıktır. Bu çerçevede HDP’nin barajı aşamamasının sonuçları, Kürt Hareketini çok etkileyemeyecektir. Çünkü Kürt Hareketinin sokakta siyaset üretebilecek gücü mevcuttur.

HDP’deki Sosyalistlere Hatırlatmalar

1850’lerde Marx’ın belirttiğinden bu yana, sosyalistlerin “bağımsız bir işçi sınıfı siyasetinin izlenmesi” gerekliliğini unutan biz sosyalistler yine oturmuş hangi parti (HDP mi, CHP mi?) içinde siyaset üretmenin bize daha yararlı olacağını tartışmaktayız. 12 Eylül 1980 yenilgisinden bu yana bir arpa boyu yol alamayan bizlerin bağımsız bir işçi sınıfı siyasetini örmesinin zamanı gelmedi mi ya da ne zaman gelecek?

Sosyal demokrasinin ne olduğunu ve ne olamayacağını uzun uzun konuşmak gerekmiyor. Tüm tarihi ile bu sorunun yanıtı, gerek dünya ölçeğinde ve gerekse Türkiye özgülünde verilmiş durumdadır. Öte yandan “Radikal Demokrasi”nin tarihi ise görece yeni bir tarih (1985) olsa da aslında sosyal demokrasi ile hısım akrabadır. Radikal demokrasi de sosyal demokrasi gibi devrimci bir işçi sınıfı siyasetini (işçi ve emekçi sınıfların devrimci sosyalist siyasetini) ret etmektedir.

Radikal Demokrasi; sosyal demokrasinin iktisadi alanda yer alan bölüşüm meselesindeki siyaset anlayışının bir benzerini seçme ve seçilme anlamındaki demokrasi alanında getirmeyi önermektedir. Liberal demokrasinin “devrimcileştirilmesiyle” son sınırlarına kadar genişletmesi ve bu sayede de “sermayenin egemenlik” alanının sınırlanması; radikal demokrasinin en temel tezidir.

Bu çerçeveden bakıldığında, sermaye egemenlik alanı sınırlarının daraltılması için sosyal demokrasi iktisadi bölüşüm sorununu işçi sınıfının lehine çözerek siyaset üretmeye çalışırken; radikal demokrasi de bu sınırların daraltılması için siyasal (daha doğrusu kimlik; etnik, cinsel vs.) alanda siyaset üretmektedir. Her ikisi de verili sermaye düzenini esas almakla birlikte, her ikisinin de özel mülkiyetin ilgası ve sosyalist demokrasinin (proletarya diktatörlüğü) tesis edilmesi yönünde herhangi bir ufku bulunmamaktadır.

HDP’nin radikal demokrasi kulvarında yer aldığı bizzat partinin kendisi tarafından vurgulanmaktadır. Ancak, Atılım Gazetesi’nin BHH için ifade etmiş olduğu sosyal demokrat tanımlamasını veri olarak kabul ettiğimiz takdirde ve yukarıda ifade etmeye çalıştığımız akrabalık ilişkilerini de göz önünde bulundurduğumuzda; Yeşilçam Filmlerindeki o meşhur repliği söylemek yerinde olacaktır: “DURUN! SİZ KARDEŞSİNİZ”.

Yine bu çerçeveden bakıldığında bile, yani tam da bu kardeşlikleri nedeniyle, seçim ittifakı tartışmalarında HDP ile BHH karşı karşıya getirilmemeli ve her iki hareketin kardeş olduğu belirtilmelidir.

BHH’ye Hatırlatmalar

Anlaşıldığı kadarıyla, BHH’ye göre, uzun süreden beri resmi ideoloji krizinde bulunan T.C.’ ye, AKP eliyle yeni bir resmi ideoloji ve/veya rejim inşa edilmektedir. AKP’nin “restorasyon” dediği bu yeni rejimin nitelikleri dinci faşist ve totaliter bir karaktere sahip bir rejim olacaktır.

Buradan hareketle de BHH’nin 7 Haziran seçimlerine ilişkin politikaları, AKP’nin iktidardan alaşağı edilmesi, edilemiyorsa da AKP’nin toplumsal muhalefete muhalefetin icazetine muhtaç bırakılması çerçevesinde belirlenecektir. Bu amacın gerçekleşmesi de AKP’nin 7 Haziran seçimlerinde 329 milletvekili üzerinde milletvekili çıkaramaması ile gerçekleşebilir ancak!

Seyfettin Gürsel, 7 Haziran seçimlere yönelik olarak bir simülasyon yapmış ve 09.02.2015 tarihli Zaman Gazetesi’nde yayımlamıştır. Söz konusu simülasyona ilişkin tablo aşağıdaki gibidir:

tablo-secim

Tabloya bakıldığında, AKP’nin 330 ve daha üstü bir milletvekili çıkarmak için alması gereken oy oranları, HDP’nin alacağı oy oranına ve barajı aşıp aşmamasına bağlı olarak belirlenmektedir. CHP’nin alacağı oy oranını yüzde yirmi dört ile yüzde yirmi yedi bandında gezdiği AKP’nin 330 milletvekili sayısına ulaşması bakımından herhangi bir etkide bulunmamaktadır. Nitekim hemen hemen yapılan tüm anketlerde CHP’nin maksimum % 27 oy alacağı öngörülmektedir.

BHH’nin 7 Haziran seçimlerine ilişkin politikaları çerçevesinde belirlemiş olduğu, AKP’nin iktidardan alaşağı edilmesi, edilemiyorsa da AKP’nin toplumsal muhalefetin icazetine muhtaç bırakılması amacının gerçekleşmesi CHP ile yapılacak seçim ittifakına değil, daha çok HDP’nin seçim barajını aşıp aşmamasına bağlı olduğu tablodan açıkça görünmektedir. BHH’nin HDP ile seçim ittifakına girmesi, AKP’nin toplumsal muhalefetin icazetine muhtaç bırakılması politikası açısından küçükte olsa bir olasılığı barındırdığından dolayı büyük bir önem taşımaktadır.

Her ne kadar BHH’nin seçim sonuçlarına etkisi yüzde iki kadar olamayacak ve her ne kadar HDP barajı aşamayacak olsa bile, BHH, HDP’ye destek vermelidir. Çünkü HDP’nin barajı aşmasa bile % 8 civarında oy alması, AKP’nin 330 ve daha üstü bir milletvekili sayısı hatta 367’yi milletvekilini sayısını aşsa bile toplumsal muhalefetin icazetine muhtaç kalması anlamına gelecektir.

Son Söz

7 Haziran Seçimlerinin siyasal sonuçları elbette olacaktır. Bu sonuçlara ve Sosyal Demokrasi, Radikal Demokrasi tartışmaları bir yana, bağımsız bir işçi sınıfı çizgisinin oluşturulması gerekliliği hatırlatıldığında, gerek BHH içinde yer alan ve gerekse HDP içinde yer alan sosyalist hareketlerin bu gerekliliğe dair herhangi bir itirazı bulunmayacaktır. Bu nedenle, 7 Haziran seçimleri bağımsız bir işçi sınıfı çizgisinin oluşturulabilmesi açısından değerlendirilmeli ve bu gereklilik için gerekli adımları atmalıyız.

Hangi gelenekten gelirsek gelelim; geleneklerimizi ve alışkanlıklarımızı bir kenara bırakarak birleşik bir işçi ve emekçi partinin kurulması için seferber olmalıyız. Çünkü kardeşliğin kıymetini bilecek olan ve bunu tesis edebilecek olan sadece ve sadece biz sosyalistleriz.

(*) Bu yazı, CHP ile HDP’nin seçim ittifakı yapmayacağı, HDP’nin seçimlere Parti olarak gireceği ve BHH’nin henüz seçim ittifakı bağlamındaki seçim politikalarını belirlemediği bir çerçevede yazılmıştır.