Hayat Ağacı (Haziran 2017)

CHP’nin bardağı
Hüseyin Hasançebi
Gandi Kemal
Hüseyin Hasançebi

“Kadın da olsa, çocuk da olsa gözlerinin yaşına bakılmayacaktır”

94cocuk-bw-cropSizce başlıktaki o sözlerin sahibi kim?

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu mu? Yoksa Uluslararası Ceza Mahkemesince hakkında soykırım suçundan tutuklama kararı çıkartılmış olan Sudan Devlet Başkanı Omer Al Başir mi?

Hayır, ikisi de değil. 28 Mart 2006’da Diyarbakır’da yapılan gösteriler sırasında hayatını yitiren üç kişinin 30 Mart günkü cenaze töreninde kolluk kuvvetlerinin öldürdüğü 10 kişiden 5’inin çocuk olduğunun söylenmesine karşı, dönemin başbakanı “Kadın da olsa, çocuk da olsa gözlerinin yaşına bakılmayacaktır” buyurmuştu.

Aradan sekiz yıl geçti, başbakanın tutumu değişmedi: Haziran 2014’te Lice’de bayrak indiren kişinin çocuk olduğu iddiası karşısında  “Kutsalımıza dokunan çocuk olsa bile bedel ödeyecek. Söyleyebileceğim en şiddetli şey neyse onu duymuş olun” demişti.

Şimdi, ister istemez aynı politikacının İsrail’in Filistinli çocukları öldürdüğünü sık sık yinelemesi karşısında o sözleri hatırlamamak elde değil.

Doğrudur.  Siyonist devlet çocuk öldürmektedir. Ama bu suçlamayı yapmak için insanın eli temiz olmalıdır. Örneğin sınırdaki –yarısı çocuk– Roboski ve Bujeh köylülerini bombalama emrinden münezzeh olmalıdır.

Aksi halde, ona halk dilinde “Dinime tan eyleyen bari müselman olsa” derler.

12’SİNDEKİ UĞUR KAYMAZ’DAN
12’SİNDEKİ NİHAT KAZANHAAN’A

CHP milletvekilleri Rıza Türmen ve Sezgin Tanrıkulu Meclis’te düzenledikleri basın toplantısında, son 12 yılda AKP iktidarında 95 çocuğun öldürüldüğünü açıkladılar. [Rıza Türmen, ayrıca son 11 yılda TİHV’in rakamlarına göre 241, diğer STK’ların verilerine göre 477 çocuğun devlet tarafından öldürüldüğüne dikkat çekti.]

Tanrıkulu, 2004 yılından itibaren devlet eliyle öldürülen 95 çocuğun adını ve yaşlarını gösteren listeyi basın mensuplarına dağıttı. Listede, Diyarbakır’da 2006 yılındaki polisin orantısız gücü yüzünden hayatını kaybeden 6 aylık Şilan Demir ile Roboski’de hayatını kaybeden 22 çocuk da var. (Listenin tamamı için bak. Sesonline.net,  25 Ocak 2015.)

Diyarbakır Barosu eski başkanı, halen CHP Gen. Bşk. Yrd. Sezgin Tanrıkulu şöyle dedi: “2004’te ayağında terlikleriyle evinin önünde öldürülen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ile Gezi olayları sırasında ekmek almaya çıkan 14 yaşındaki Berkin Elvan’ın vurulup öldürülmesi arasında geçen sürede AKP’nin çocuk avı politikasında hiçbir değişiklik olmamıştır. Uğur Kaymaz davası başta olmak üzere çocuk cinayetlerinin hemen hepsi ya cezasız bırakılmış veya ödül gibi cezalarla sonuçlandırılmıştır…”

“…Öldürülen çocukların çoğunun katili ya bulunmamış, bulunmak istenmemiş veya cezasız kalmıştır. 2006 yılında 18, 2007’de 3, 2008’de 1, 2009’da 12, 2010’da 14, 2011’de yine 31 çocuk katledilmiştir. 2011’de Roboski’de öldürülen 34 kişiden 22’si çocuktur. Bu açıdan Roboski Katliamı, aynı zamanda bir çocuk katliamıdır. 2012 yılında 10, 2013’te 1 ve 2014’te 3 çocuk öldürülmüştür. 2015’in ilk ayında Cizre’de yaşanan olaylarda hayatını kaybeden 6 kişiden 4’ü çocuktur.”

Çocuk öldürmenin son örneği Cizre oldu. Olaylarda öldürülen 6 kişiden ve 4’ü çocuktu..

Bu çocuklardan dördüncüsü olan 12 yaşındaki Nihat Kazanhan başından vurularak öldürüldü. Bu olay üzerine Ahmet Davutoğlu şu beyanda bulundu: “Burada net olarak ifade etmek istiyorum; bunun, herhangi bir şekilde emniyet görevlilerimizin kurşunlarıyla öldürülmesi söz konusu değil. Orada ne fiili bir müdahale ne de gaz kullanımı söz konusu oldu."

Onun bakanı Efkan Ala da şöyle konuştu: "Birtakım sitelerde 'polisin silahıyla veya gaz bombasının parçasıyla vefat ettiği' söyleniyor. Bu kesinlikle doğru değil. Zaman zaman orada polise karşı silah kullanılıyor, polis silahla karşılık veriyor. Terör bölgesi, terörün olduğu yerde bu tür çatışmalar da olabiliyor. Toplumsal olaylar oluyor gaz kullanılıyor. Ama bugün bu yok. Bugün herhangi bir polis müdahalesi, silahla ya da gazla olmamış. Buna rağmen bununla birlikte bu çocuğumuz orada vefat etmiş " dedi.

Ama kısa zamanda ortaya çıkan görüntüler her ikisini de tekzip etti. Nihat’ı Cizre’ye gönderilmiş özel harekâtçılardan birinin kurşunla öldürdüğü anlaşıldı ve o polis tutuklandı.

CİZRE’DE SUÇ KİMİN?

Cizre olayları iki Hüda-Par’lının Yurtsever Devrimci Gençlik çadırındakilere saldırmasıyla başlamıştı. Yani geçmişte Özel Harp Dairesi’ne hizmet etmiş Kürt Hizbullah’ı bugün AKP’nin maşasıdır. Televizyonda yatıp kalkıp PKK hareketine sövmektedir.

Kobane’de İslam Devleti’yle birlikte Kürtlere karşı harbeden cihatçılardan Kürt olanlar Hizbullah’ın adamlarıdır. Aynı Hizbullahçılar Kobane’de ve Rojava genelinde tamamen Ankara’nın izdüşümü olmuşlardır.

Siyasi iktidar Cizre için önce Cemaati suçlamayı denemiş, sonra vazgeçip PKK hareketini hedef almıştır. Bir seneyi aşkın zamandır en fazla Cemaate çatan Tayyip Erdoğan bile olaylardan onları sorumlu tutmazken, Hatip Dicle’nin olayları “paralel yapı”ya yüklemesi hem “AKP ağzı”nı kullanması bakımından, hem de ithamı isabetsiz olduğundan hayretle karşılanmıştır.

Nitekim Dicle’ye yanıt Altan Tan’dan gelmiş ve Tan o sözleri “işi sulandırmak” diye nitelemiştir.

Hatip Dicle gibi mücadelenin çok çilesini çekmiş, devleti tanımış, ayrıca ayrıntılı yerel enformasyona sahip bir siyasi şahsiyetin, hiç de kudret sahibi olmayan (daha önceki gücünü de  ancak Tayyip Erdoğan iktidarından almış olan) bir camiayı olaylardan sorumlu tutması olsa olsa “çözüm sürecinin yüzü suyu hürmetine” olabilir.

Öte yandan, bazı aklı evvela yorumcular olayları Ergenekon’a hamlederek amacın “çözüm sürecini baltalamak” olduğunu ileri sürüp AKP’yi aklamak istemişlerdir.

Hadiselerin sorumlusu doğrudan doğruya siyasi iktidardır ve onun entrikalarıdır.

Bazı vakıaların altını çizmemizde yarar var:

a) Cizre Emniyet Müdürünü görevden alıp yerine Ercan Demir’i atayan siyasi iktidarın kendisidir. Atanma tarihi 4 Ocak 2015’tir, yani Demir Cemaatçi değildir, olsaydı çoktan tasfiye edilirdi.

Ercan Demir Hrant Dink suikasti sırasında Trabzon Em. Md. İstihbarat Dairesi amiriydi ve Devlet Denetleme Kurulu olayla ilgili raporunda “Yasin Hayal grubunu önlemediği” için Demir için suçlamada bulunmuştu.

Nitekim İstanbul C. Savcılığı Demir hakkında soruşturma açmış ve nöbetçi mahkeme geçtiğimiz Ocak ayında kendisini tutuklamıştır.

b) Hüda-Par’ı “mağdur ve mazlum” ilan eden hükümet sözcüsü Bülent Arınç’tır.

c) Cizre’ye özel harekât timlerini, binlerce takviye polis gücünü, panzerleri, tomaları  yığarak güç gösterisi yapmak, Cizre halkını ezmek isteyen de siyasi iktidardır.

Kısacası “çözüm süreci, çözüm süreci” diye zikir getirirken, o yönde tek adım atmayan, tersine kalekollarla, Cizre saldırısı türü politikalarla çözüme niyetli olmadığını gösteren, oyalama güden gene odur.

Daha da önemlisi, MİT yasasını çıkarmış olan, İç Güvenlik Yasası adı altında faşist devlete doğru giden de odur. Bu yasa taslağı, bütün Türkiye’de muhalif güçleri, ama en fazla da Kürt halkının özgürlük mücadelesini hedef almaktadır.

Unutmayalım ki, aynı siyasi iktidar 11 Haziran 2011 seçimleri öncesinde “Oslo”da bir mutabakat metni paraf etmiş, 15 Haziran’da müzakereleri başlatacağını söylemiş, ama verdiği sözü seçimden sonra tutmamıştı.

Şimdi eğer 7 Haziran 2015 öncesinde aynı oyunu oynuyorsa, oyun oynamıyor, ateşle oynuyor demektir.