SYRIZA ve Türkiye solu

tsipras-eu-bw-rzsdSYRIZA hükümet kurdu, popülist ilk adımlarını atmaya başladı, herkes falına bakmaya başladı: Başaracak mı? Yunan solunun bu başarısı Avrupa solunu da yükseltecek mi? Türkiye’den bakarak neyi farketmeliyiz?

Önce SYRIZA’nın nasıl bir evrene girdiğine bakmalı. Nasıl bir kedi, köpek veya aslan işeme noktaları seçerek kendine egemenlik alanı çizer, SYRIZA da aynen böyle, tehlike Doğu’daymış gibi, önce Kardak Adası’na işedi, ardından Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Güney kırsalına. “Ege Denizi balıklarındır” ve bizdeki “Aşk ve Devrim Partisi”nin soydaşı olduğuna işaret etti. Bu Evren Avrupa Sol Partisi’nin evrenidir; düş görmeye yarar.

Türkiye solunda rüşeym olarak SYRIZA çoktur ama henüz ihtiyaç olmadığı için tedavüle çıkarılmamıştır. Ortaya çıksa elbette desteklenmelidir ama tabi ne olup olmadığını da bilerek. Şöyle bir şeydir SYRIZA’lı olmak: Kapitalizmin kötüsü emekçiler ve yoksullar için felakettir. İyi kapitalizmler de var; İsveç, Danimarka, Norveç gibi... onlar gibi olmak emekçilerin ve yoksulların kurtuluşudur.

Bunun ideolojik ve siyasal özeti şudur: sosyal demokrasi ile komünizm arasında oluşan bir tarihsel boşluk var, oraya oynamalı. Bütün devrimci-demokratik siyasetleri bu kategoriye sığdırabilirsiniz. Hakikaten güzel. Yunanistan’da bu boşluğa oynandı ve hükümete gelindi. Şimdi SYRİZA’nın sağında PASOK (sosyal demokrasi) var, solunda da Komünist Partisi.

Buraya kadar iyi ama sonrası ne? Bunun yanıtını elbette SYRIZA’nın kendisi verecek ama şimdiden söylenebilecek olanlar da var. Yuları kim tutuyor, buna bakmalı. OBAMA erken davrandı, başta Merkel olmak üzere tüm AB’ye; krizden perişan olmuş Yunanistan’ın üzerine gaddarca gitmeyin dedi. Artık SYRIZA ile AB arasında, geniş ve Yunan kapitalizmine nefes aldıracak geniş bir müzakere alanı doğduğunu söyleyebiliriz. Şimdi hemen taleplerinin icabına bakılacak, sonra da SYRIZA’nın.

O zaman niye “Tek Yol Devrim!” değil ki?...