IŞİD terör müdür?

islamicstate-bw-cropIŞİD'in Charlie baskını'na “terör” denildi, “savaş” denilse daha doğru olurdu. Herkeslerden; saldırıyı “amasız”, “fakatsız” lanetlemesi istendi. Oysa olayın kendisinden bin kat büyük “AMA”sı da vardı.

“AMA”yı açalım: IŞİD'in parmak uçları marazi bir görüntü veriyor. Buna bakılarak, “yaptıkları müslümanlığa sığmaz” deniliyor. Oysa müslümanlığa terör, vahşet, ırza tecavüz, kitle katliamları ve soykırım gibi akla gelebilecek her türden suç ve melanetin sığdığını ya da sığdırıldığını, hem kendi özel Türk tarihimizden, hem de islam tarihinden ve genel tarihten bilmekteyiz. IŞİD müslümanlığa en çok yakışanı yapmaktadır. Geçtik yırtıcı Arap fetihçiliğini, Volter İslam Peygamberi için, “Eli silah tutan tek peygamber” dememiş miydi?

Terör yapan “millet”e terörist denmez. IŞİD “milletsiz” değildir. Irak'tan 7 milyon sünni Arabı al, koy üstüne Suriye'den 14 milyon sünni Arabı, etti mi sana 21 milyonluk büyük bir millet! Millet olursa devleti de olur. Demek ki IŞİD'in kendine “devlet” demesi şizofren oluşundan değildir. Erdoğan-Davutoğlu ikilisi, eğer milleti olmasaydı IŞİD'e bunca yatırımı yapmazlardı. IŞİD’in kurmay heyetinden olup teröristlikten idama mahkûm edilmiş Haşimi'nin Ankara'da işi nedir? Şöyle bile dense yeridir: Baas isim değiştirmiş, IŞİD olmuştur.

IŞİD ayrıca laik bir siyasettir. IŞİD’i İslamdan dışlamaya yeltenen kendini İslamdan dışlamış olur. IŞİD'in elinde “İslam” diye gördüğümüz, kullandığı kılıçtır. Başka kanıta gerek yoktur; IŞİD'in sapına kadar müslüman olduğunu, sadece kadını köleleştirip satmasında da görebiliriz.

Bu noktaya gelinmişse IŞİD’i değil başka şeyleri konuşmalıyız. Fransa ilk meyveyi topladı bile. IŞİD'e karşı savaşmak için bir uçak gemisi gönderdi. Terörle mücadele için bir yere uçak gemisi gönderildiğini işittiniz mi? Konuşmamız lazım gelen; SAVAŞ'tır.

Kızılcık'ta 13 yıl önce yazmış; “Ortadoğu'ya demokrasi getirmeye kalkışmak, atom bombası atmaktan daha tehlikelidir” demiştik. O gün bugün, Ortadoğu'da yeni bir mecraya girilmiştir. Sınırlar hükmünü yitirmiş, uluslararası hukuk ortadan kalkmıştır. Bölgede artık eski statükoya dönülemez, çünkü bu, yenisini inşa etmekten daha güç hale gelmiştir.

Türkiye savaşın değil, Ortadoğu'nun kaynak ve pazar zenginliğinin yeniden taksiminde kendine verilecek “komisyon”un peşindedir. Evet ama, savaş komisyonculuğu da az riskli iş değildir! Hiç beklemediğiniz biçimde sizi IŞİD'in yanına iterler, ne yapacağınızı bilemezsiniz. Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin başına bu gelmiştir. Bunun bir bedeli de olacaktır. Bu nedenle bu ikili bundan sonra daha çok, “barış!” da “barış!” diyeceklerdir. Evet ama, savaşa girmekten kaçınmak, savaşa girmek için gerekenden daha büyük bir gücün varlığını zorunlu kılar, ki Türkiye'de bu da yoktur.

IŞİD'e bulaşıklığı AKP'yi Batı'da yalnızlaştırmaktadır. Ama buna, “AKP'yi düşürmek kolaylaşacak” diye sevinmek yanlış olur. Buna “muhalefet” denmez. Batı’dan estirilen, Erdoğan’ı yalnızlaştırma siyaseti Türkiye’nin “kıçındaki donunu da alma“ siyasetidir. ABD'nin bölge siyasetine koltuk değneği olarak tasarlanmış bir proje olduğu için AKP daha büyük ödünler vererek bu dönemeci de almaya çalışacaktır. Ancak buna da sevinmemek gerekir. Önemli olan AKP'yi içeride yalnızlaştırmak, mümkünse 2015 seçiminde düşürmektir. Fakat seçim geldi kapıya dayandı, ortada böyle bir politika henüz yok. Demek ki Türkiye AKP'den kurtulmaya henüz hazır değil.