Hayat Ağacı (Haziran 2017)

CHP’nin bardağı
Hüseyin Hasançebi
Gandi Kemal
Hüseyin Hasançebi

"Masum!" Dersim yoktur

seyitrıza3-cropDersim tartışması geldi-geçti. Gene gelir gene geçer.    

Dersim'in soykırım, bir tazminat sorunu gibi tartışılması boşuna çene yormaktır. Çünkü; 1937/38’de Türkiye'de fakat Türkiye'nin değildir.

Fakat bugün artık Dersim Türkiye'dir.

Dersim savaşmış ve yenilmiştir.

Kemalist devlet vandalizminin Dersim'deki suçu, "savaş suçudur".

***

Önce şu görüş düzeltilmeli: "Dersim masumdur"!

Bu görüşü bazı kimliksiz Dersimliler ile anti-Kemalist liberal solcular ve AKP’li sahtekârlar savunmaktadır.

Düşünülen, Dersim masum olunca Kemalist devletin suçunun artacağıdır.

***

Düzeltilecek diğer görüş şudur: Dersim olayı feodal bir ayaklanmadır, dolayısıyla gericidir. Modern Kemalist devlet ise anti-feodal bir operasyon gerçekleştirmiş, Dersim'deki feodal mülkiyete ve sömürüye son vermiştir, dolayısıyla ilerici ve devrimcidir.

Günümüzün Kemalistleri, kendilerine ulusalcı ya da cumhuriyetçi diyen bütün solcuları bu görüştedir. Bu görüş, Kemalist devlet vandalizmini "ağır bir suç"tan arındırmaya çalışan görüştür. Eskinin kominternci komünistleri de bu görüşteydi. Çünkü bu kavrayışa göre Kemalizm demokratik burjuva devrimi gerçekleştirdiği için anti-feodal politikalarında desteklenmeliydi. Bu görüş, bütün Kürt ayaklanmalarına karşı Kemalizmin giriştiği katliam ve imhâ uygulamalarını onaylamıştır. Bu görüşü teorileştiren eski komünistlerimizden Kenan Somer, Pir Sultan Abdal ve Şeyh Bedrettin'in öncülük ettiği ayaklanmaları, anti-feodal olmadıkları için "gerici"dir diyerek nitelendirmişti.

***

DERSİM GERÇEK BİR İSYANDIR

Dersim'de isyan olmamıştır ne demek? Bunu söyleyen bir Dersimli ise, durum daha da vahimdir, kendi tarihinin onurlu bir sayfasını inkâr ediyordur. İsyan bir halkın olabilecek en yüksek onurudur. Dersimli "ben masumum" diyerek kendi tarihini inkâr etmemeli.

Dersim'in tarihi şunu der: 1937/1938 Dersim olayı, "Dersim isyanı"dır. Haklı bir isyandır. Dersimli için onur duyulacak bir savunma savaşıdır. Feodalmiş, maceracılıkmış, aşiretmiş, bunlar hiç fark yaratmaz, bir halkın kendini savunmak için direnmesidir. Dersimlilerden toplanan silah envanteri 12.000 civarındadır. Toplanamayan bunun en az üç beş katıdır. Bu da gösterir ki, Dersim ayaklanması düpedüz "silahlı ayaklanma"dır.

DERSİM DAİMA ÖZERK KALMIŞTIR

Dersim Osmanlının da "çıban başı"ydı. Ne demektir, anlamak için "AŞİRET" denilen devlet tipini doğru kavramak gerekir.

"Aşiret" sözcüğü Arapçadır; bugünkü modern burjuva devlete gelinceye kadar içinden ve şöyle veya böyle bir biçiminden bütün toplumların geçtiği, tarihsel tekamülün feodal dönemine tekabül eden siyasi örgütlenme (devlet) şeklidir. Temeli, ekonomik aidiyet temelinde dil ve kültür yönünden büyük türdeşlikler gösteren topluluklardır. Modern devleti şekillendiren tüm ekonomik, ırksal, dinsel faktörler aşiret biçimi devlette aynen mevcuttur. Modern burjuva (kapitalist) devlet, aşiret devletlerin birliğidir.

Aşiret devletlerinden biri diğerlerini kendinde eritmişse birlik üniter, eritememişse federasyon vb. gibi şekillenmiştir.

Türkiye’de de süreç böyle işledi. Türk devletinin imparatorluk biçimi dağılırken Türkler Anadolu'daki aşiret devletleri Cumhuriyet şeklinde birleştirmeyi başardılar.

Kemalistlerin Erzurum ve Sivas Kongrelerinde birleştirdikleri, "kendi kaderini tayin" hakkını eline alan aşiret devletlerinden başka bir şey değildi. Dersim de muhtelif aşiret türü devletçiklerin varlığını sürdürdüğü bir bölgeydi. Dersim’in Türk devletiyle ilişkisi 1938 yılına kadar “devletten devlete” biçiminde olagelmiştir.

Bu ilişkinin derinliğini görmek için 1860'lara kadar geri gitmeye gerek yok belki, ama madem sözünü ettik, kısaca değinelim:

Dersim'in derdi, "kendi kendini yönetmek", Osmanlı şemsiyesi altında ama özerk, otonom, gerektiğinde bağımsız olmak idi. Örneğin; Dersimli Ermeni ve Kürtler, kurdukları ortak bir örgütlenme ile 1865'te İstanbul'a bir temsil heyeti göndermiş, Osmanlı Hükümeti'ne "Dersim'in kendi kendini yönetme hakkı"nı hatırlatmışlardı. On yıl sonra, Dersim'in özerklik inadını kırmak için 1874-1875 yıllarında Ahmet Muhtar Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu bölgeyi işgâl edecek ve Dersim halkına katliamlar uygulayacaktır. (L. Molyneux Seel, A Journey in Dersim, The Geographical Journal, July-September 1911.)

1877-1878 (93 Harbi) Osmanlı-Rus savaşı başladığında II. Abdülhamit Dersim'den savaşacak asker istemiş, lakin Dersim buna karşılık "otonom haklarının" tanınması şartını yeniden ileri sürmüştü. Bunda her hangi bir anormallik ya da "isyan" gibi bir özellik yoktu. Pazarlık vardı. Nitekim savaş sonunda imzalanan 1878 tarihli Berlin Antlaşmasının, Osmanlı Ermeni vilayetleri olarak anılan bölgelerde "otonom yapılar" kurulmasını emreden ünlü hükümleri Dersim'i de kapsamıştı.

Birinci Dünya Savaşı sırasında, Doğu Anadolu'nun Rus işgâline girmesi ile birlikte Dersim tekrar, bağımsızlık için girişimlerde bulunmuş, Ruslar'ın Dersim'e elçi yollayıp bağımsızlığını tanımaya hazır olduklarını bildirmeleri üzerine, Dersim Rusya'ya katılma eğilimi içine girmişti. Ermeni ve Kürtlerden oluşan bir Dersim delegasyonu Erzurum'a giderek, "Dersim'in milli haklarını tanıma" konusunda Rus Ordu komutanlığı ile görüşmelerde bulunmuştur. (N. Hakkı Uluğ, Tunceli Medeniyete Açılıyor, 1939, s. 121-208.)

Hatta, 1916'da Dersim'de Ovacık ve Hozat'ta özyönetimler kurulmuş, Cibran aşiretinden oluşan Hamidiye Alayı tarafından bu özyönetimler bastırılmak istenmiş, iki yıl kadar yaşadıktan sonra, 1918'de İttihatçılar tarafından ortadan kaldırılmıştı.

Şunlar da kaydedilmeli: 1916'da İttihatçı Mustafa Kemal, İsmet İnönü ve Kazım Karabekir de Dersim'in önde gelenleriyle görüşmüşlerdi. Amaçları, Dersimliler'i Ruslara karşı savaşa sokmak, Dersim'den asker toplamaktı.

Dersim'de Özyönetim (1916) Jandarma Umum Kumandanlığı'nın "Dersim" başlıklı raporunda da yazılmıştır. Ruslar'ın elçi yollayıp Dersim'in bağımsızlığını tanımaya hazır olduklarını bildirdikleri bu raporda belirtilmektedir.

KATLİAMSIZ DERSİM AKLA AYKIRIDIR

kocgiri-isyancılar-cropDersim’de katliam hiç eksik olmamıştır. 1907, 1908 ve 1909 Dersim katliamları… 1911, 1912-13 ve 1914 katliamları… Dersim Genel Valisi Sabit Bey'in hükümet otoritesini reddettiği gerekçesiyle Seyit Rıza'nın aşiretinin üzerine yürümesi… Sarıkamış bozgunundan sonra 1915 başlarında Enver Paşa ve Dahiliye Nazırı Talat Bey'in Elazığ'da, Dersim aşiretleri ile, Osmanlı ordusuna asker vermeleri konusunu bir kere daha görüşmeleri ve reddedilmeleri…

Bunların hepsi kayıtlarda varken ve bilinirken "Masum Dersim" ne oluyor? Ve "isyan" niçin isyan edenlerin torunları tarafından dahi “suç” sayılıp inkâr edilmek isteniyor?

Sevr Barış Antlaşması yapıldı (19-26 Nisan 1920). San Remo Konferansı'nda kararlaştırılan bu antlaşma, 22 Temmuz 1920'de Padişah Vahdettin ve Osmanlı Şurası tarafından onaylandı. Kürdistan'a kendi kaderini tayin yolu açılmıştı. "Kürdistan Teali Cemiyeti"nin de Paris Konferansına “bağımsızlık” hatırlatan telgrafı vardı. 1920 Temmuz'unda başlayan Koçgiri hareketi Dersim'in yanı sıra Kürt halkının ulusal özlemlerine de tercüman olmaktaydı. Ağustos 1920'de milli haklar için harekete geçilmesi kararını alan Dersimliler Hozat'taki Dersim valisi aracılığıyla Ankara hükümetine, İstanbul hükümetinin Sevr ile tanıdığı Dersim'e özerkliği tanıyıp tanımadığını sormuştur. Elazığ, Malatya, Sivas ve Erzincan cezaevlerindeki tutukluların serbest bırakılması, Türk yönetici ve memurların Dersim'den çekilmesi, Koçgiri’ye sevkedilen askeri birliklerin derhal geri çağrılması talep edilerek 24 saat içinde yanıt istenmiştir (15 Kasım 1920). Ankara, vakit kazanmak için Elazığ valiliği aracılığıyla isteklerinin kabul edileceğini Dersimlilere iletmiştir. 1937'lere bir çözüm bulunamadan gelinmiştir.

Sırtında hala Osmanlı etiketini taşıyan üniter Türk devleti Erzurum’da Kürtlere “bana katılın” demiş, rızalarını kaydetmiştir. Ancak Kürt rızası şartlıdır. Kemalistler söz verir: Toprak reformu yapılmayacak, Kürtlerin kültürel gelişimine karışılmayacaktır. Rıza bu şekilde alınır, fakat merasimde Dersim yoktur.

1937-38… Üniter Türk devleti "birliğini” tamamlamak ister. Bunun karşılığı Dersim'in halledilmesidir! Devlet planını yabancı ülke temsilcilerine fısıldayan Fevzi Çakmak Dersim'e baraj yapılmasından sözetmiştir. "Munzur'un ıslahı"nın bugün bile Dersim'de akıllara 1937-38'i getirmesi bundandır.

Ve Dersim 1938’de tek yanlı bir kararla ilhâk edilir.

Türk devleti ilhak etmiştir ama Dersim bugün de ruhen özerktir. Ben Dersimli olsam bu özerklik ruhunu bir kere daha ısıtıp siyasi çözüm olarak ileri sürerdim. Bunu PKK’nın özerklik programından ayrı olarak, özgün bir “Dersim Programı” olarak düşünürdüm. Konuyu üstelik AKP ile, Tayyip Erdoğan ile değil, CHP ile konuşurdum. Ondan “özür” değil, 1938’in tazminatı yerine geçecek “özerkliğimi” isterdim. Vermezse kendi bilir...