Hayat Ağacı (Haziran 2017)

CHP’nin bardağı
Hüseyin Hasançebi
Gandi Kemal
Hüseyin Hasançebi

Algı ve gerçek

news-bw-cropUzunca bir zamandır yurt dışına çıkmamıştım, Avrupa’dayım, Avrupa medyasını Türkiye’den ne kadar yakından izlersek izleyelim, o toplumun nabzını TV, İnternet ve gazete haberleriyle tutmak yeterli olmaz. İnsanlarla bire bir konuşmadan merak ettiğiniz konuda fikir edinemezsiniz.

Bu nokta Avrupa’ya Türkiye’den bakmakla ilgili. Bir de ters yön var, Türkiye’ye Avrupa’dan bakmayı kastediyordum. Biliyorsunuz: İçeride Tayyip Erdoğan bombardımanından kurtulmak mümkün olmuyor. TV programları lehte-aleyhte (tabii neredeyse tamamına yakını lehte) onunla dolu.

Onun işi gücü ise çoğu yapay, hatta sahte gündemler oluşturmak, şakşakçılarının da vazifesi o gündemleri, sanki matahmış gibi, o hikmet buyurmuş gibi enine boyuna konuşmak, tartıştırmak.

Yani cim karnındaki kerameti keşfetmek.

Mesela Amerika kıtasını Christoph Colomb’dan önce Müslümanların keşfettiğini sallıyor. Tabii ki, bu atraksiyona yanıt verilmez, ama “Amerika” diye anılan kıtayı Christophoro Colombo’nun veya Amerigo Vespuci’nin –ya da Türk C.Başkanının buyurduğu üzere Müslümanların– keşfettiğini ileri sürmenin koca bir cehalet olduğunu söylemek şart oluyor.

Avrupa-merkezli (Öro-santrik) kültür hegemonyası “kıtayı Colombo keşfetti” diyerek, Avrupa ırkçılığı yapar, Tayyip Erdoğan ise Arap ırkçılığına soyunmuş oldu.

Üzerinde insanların binlerce yıldır yaşadığı, üretim teknikleri geliştirdiği, sanat eserleri vedidiği , medeniyetler kurduğu, topraklara siz ilk kez gidiyorsunuz diye, orayı keşfetmiş olmazsınız. [Güney Kutbu –Antarktika Kıtası hariç– keşfedilen kıta yoktur.]

Kıtayı keşfetmiş olmakla böbürlenirseniz, cahil olursunuz, eçhel olursunuz, ırkçı olursunuz. Tayyip Erdoğan yağcısı olmayan medyaya bu yalın gerçeği yüzüne çarpma fırsatını vermiş oldu.

Küba’ya cami yapmaya gelince, kendisi Çamlıca tepesine (müstakbel türbesi niyetine) kondurmakta olduğu cami neyine yetmiyor? Cim Başkanı seçilmeden yıllarca önce inşaatını başlattığı Selatin camiyle padişahlık emelini zaten ortaya koymuştu. [Fakat fazla heveslenmesin, göçüp gittiğinde, ne zât-ı şerifini hayırla anacak fazla insan bulanacak, ne de türbesinden geçerken Fatiha okuyacak Müslüman. Eski Türkiye’de olduğu gibi, Tayyip Erdoğan’ın Yeni Türkiyesi’nde de camiler sadece Cuma namazlarında doluyor, gelenlerin çoğu esnaf, zanaatkâr, adamcağız bir an önce namazını kılıp, pabucunu alıp kaçmağa bakar, işi gücü vardır, belki dükkânı kapatıp gelmiştir. Yani Çamlıca’ya çıkacak vakti dardır.]

Avrupa’dan bakınca en iyi görülen şeyin “algı operasyonu” dedikleri illüzyonlar olduğunu belirtmek lazım. Tayyip Erdoğan’ın işi gücü “algı operasyonu” dedikleri her ne ise o. Algı reel de olabilir, sahte de. Örneğin sayısı ilan edilmedik kadar milyon kişiye aylık bağlamışsanız, o parayı düzenli alan insan için olgu algı değil, reeldir. Sosyal bir devletin muhtaç olana yardım etmesine elbette itiraz edilemez. Ama T.C. bir sosyal devlet değildir, Avrupa’da sayısız örneğini gördüğümüz ise sosyal devlettir, sosyal fonları ihtiyacı olana az, ya da çok, ama ADİL OLARAK dağıtır.

Türkiye’de ise AKP teşkilatından tanıdığı olanlar işleri kitabına uydururlar. O kadar. Bu nedenle, yardım alan için reel (somut) olan para AKP için “algı yaratmak”tır. Türkiye’den çoğu Avrupa’ya giden, orada eşi-dostu-yakını bulunan on bir milyon insanın pasaportu var, hepsine sorunuz: Hangisinin akrabası siyasi torpille yardın almış? [12 Eylül sonrasında Türkiyeli siyasi mülteciler Fransa’da sadece komünist belediyelerden (oran olarak devede kulak) kiralık sosyal konut elde edebilirlerdi, siyasi torpil denilecekse, sadece onu gördüm, o belediyeler –yabancı düşmanlığı nedeniyle başkalarının vermediğini– hakkı olana vermiş olurlardı.

BON POUR l’ORIENT DEMOKRASİSİ

Tayyip Erdoğan siyasetini algılalarla, salgılara yürüte dursun, Avrupa kamuoyunda artık algısı değil, kendi gerçekliği durmaktadır. On sene önce 12 Eylül rejiminin generallerine karşı –algıyla– Tayyip Erdoğan’ı desteklemiş olanlar, şimdi paşaların yerini yerini Tayyip Erdoğan’ın aldığını gördüler. Hem de nasıl? Askere karşı Yargıda Cemaatle işbirliği yapan dünya lideri, o Cemaat hırsızlığı, yolsuzluğu, rüşveti ortaya çıkarında askerin postalına yapışıverdi. Cemaatle bir olup içeri tıktıklarını bıraktı, paralel yapı diye bir kavram icat etti, o yapının kahraman ordumuza kumpas kurduğunu söyledi.

Ve yeni müttefiki TSK oldu.

“Algı yaratmak”sa bundan âlâ algı mı olur?

ILIMLI İSLAM

Avrupa’nın fosladığı ikinci husus Batı’nın bitmez tükenmez “Ilımlı İslam” sevdası oldu. ABD’nin patronajında “beynelmilel komünizme” karşı başlayan “Yeşil Kuşak” Soğuk Savaş’tan sonra “Ilımlı İslam”a evrildi. [Çocukluğumuzun “Dost ve kardeş Pakistan” tekerlemesi Türkiye-Irak-İran-Pakistan’la kurulmuş işbirlikçi zincirin halkasıydı. Her birinin ne doğurduğu görüldü.]

Aradan yarım asır geçti, ABD Ilımlı İslam’dan vazgeçmedi. Tayyip Erdoğan bugünkü ılımlı (mülayim) İslam’ın adamı sanıldı.

Oysa Türkiye’de demokratikleşme bölgenin Arap ülkelerinden ileri idiyse, “Ilımlı İslam” denilen uydurmayla değil, 1960’lardan, 1970’lerden beri demokrasi güçlerinin aktif, kitlesel (ve ekonomik mücadelede az-çok örgütlü) gücüyle elde edilmişti.

Tayyip Erdoğan ve yamağı Davutoğlu şimdi “kamu güvenliği” adı altında –ve askerle beraber– o kazanımları yok etmektedir. Hiçbir demokratik ilerlemede ne onun, ne de eski partileri MSP’nin, Refah’ın ilh. payı vardı. Tersine, 1993’te Sivas’da 37 aydını yakan o zamanki partisinin mensuplarıydı, başlarında Belediye Bşk. bulunmaktadır, katillerin 1 no.lı avukatı partisinin Adalet Bakanlarından Şevket Kazan’dı.

Kendisi askerle kavga ederken derdinin sadece yetki paylaşımı olduğunu, demokrasi diye bir meselesinin asla olmadığını –ondan demokrasi hayal edenlere– defalarca vurgulamıştık. Onlar ise uzun süre destek verdikten sonra, “Tayyip Erdoğan değişti” diyerek kolay açıklama yolunu bulmuşlardır. Oysa Tayyip Erdoğan değişmemiştir, eskiden neredeyse, bugün de odur.

Rejim şimdi de MGK’dan el ele, kol kola pasifikasyon (sindirme) kanunları geçirmektedir.

KİM ÇAĞDAŞ, KİM İSLAMCI BESBELLİ

Ilımlı İslam icat etmenin Batılı’ya indirdiği sillenin en ağırı şimdilerde İslam Devleti denilen katiller güruhunu Ankara’nın desteklemesi oldu. Canilere TIR’lar dolusu silah yardımı gitti, insan öldürdüler, gelip Türkiye’de dinlendiler, burada tedavi oldular. Yardımı yasa dışı bulan Yargı’ya, kolluk kuvvetlerine şiddet uygulandı, sonuçta kanunsuzluğa serbestiyet ve dokunulmazlık yasası çıkartıldı.

Bunları Batı görmedi mi, bilmedi mi? Esad rejimini yıkmak için yola çıkanlar Ankara’yı koçbaşı olarak kullandıktan sonra, onun canilerle, kelle kesip, ırza geçenlerle el ele, kol kola olduğunu gördüler.

Kendileri böyle şeylere alışıktır, ama kamuoyları değildir. Özellikle kafa kesme olayları ekranlarda yayınlanınca, Batı’dan büyük tepki yükseldi, “Algı algı” diyorsanız, işte size sanal olmayan algı. Büyük şef önce hırsızdı, rüşvetçiydi, karmanyolacıydı, sonra katilin yardakçısı, kadın tecavüzcüsün destekçisi de oldu.

Bugünlerde Avrupa’da ne mi oluyor? İslam Devleti’ne karşı savaşan, yurtlarını ve onurlarını savunan YPG gerillalarına karşı büyük bir sevgi ve takdir genişliyor. Özellikle kadın partizanlar insanlarda hayranlık uyandırıyor. ERNK ve YPG önce K. Irak’da Kerkük’ü korumuşlardı, şimdi Rojava’da savaşıyorlar. Kobané’ye ilaveten, Afrin’de, Cezire’de olası saldırılara karşı önlem alıyorlar. Batı TV kanallarında partizan kadınlarla söyleşiler yapılıyor, dağa insanları öldürmek için çıkmadıklarını, sadece ülkelerini işgal altında gördükleri için harekete gönüllü katıldıklarını, işgalciler çekilirse ve öngördükleri özyönetim kurulursa barışın geleceğini, silahla değil, üretimle, eğitimle, kültürle meşgul olacaklarını anlatıyorlar.

Her an ölebilecekken, hayatı düşünüyorlar, geleceği düşlüyorlar.

YENİ BİR YAŞAM DOĞMASIN DİYE

Rojava hepsine seçkin bir örnek oluşturmuş, çünkü İslam Devleti katillerinin saldırdığı sistem sadece etnilerin, dinlerin, mezheplerin hak eşitliğini öngörmüyor, insanların adil bir düzen içinde yaşamalarını da öngörüyor.

Batılı insanı en çok ilgilendiren nokta sayıları hiç de az olmayan o kadınların –Türkçeye alelusul “çağdaş yaşam” diye geçen– laikliği savunmaları. Avrupalı artık Tayyip Erdoğan’ın İslamcı olduğunu biliyor. Kuzey’de veya Batı’da ya da Güney’deki Kürt gerillalarını bölgedeki önemli bir laik güç görüyor.

Yani Tayyip Erdoğan’ın ekranlarda boy gösteren Kürt “caş”ları ne denli dil dökerlerse döksünler, gayretleri sadece yurt içine (ve AKP seçmenine) dönüktür.

Avrupalı ne YPG’yi, ne de PKK’yi şiddet örgütü olarak görmektedir. Zaten başından beri “separatist” (ayrılma yanlısı) demekteydi, bugün ise ona Orta Doğu’da laikliğin bekçisi olarak bakmaktadır.

Siz Türk medyası, yatıp kalkıp “terörist, terörist, terörist” diye tespih çekmekten vazgeçin; başınızı kaldırıp Türkiye’ye dünyadan bakın, Tayyip Erdoğan’ın algı yaratma gayretinin sizi nasıl yanılttığını göreceksiniz.

Ama Batı devletlerine asla güvenilmez. Rojava’da denenmeye başlanan, ama daha başlangıçta yolu kesilen yaşam –sadece İslamcıların değil– kendilerinin de halklara örnek olmasını istemedikleri niteliktedir. Onlar toplum laik olsun isterler, fakat kendi kendini yönetmesin, sınıf egemenliğine dayalı kurumlardan vazgeçilmesini istemezler, “toplum bizim doğrultumuzda işlesin” derler.

Yeri gelmişken, Türk medyasında pek az lafı edilen bir noktayı not etmeden geçemeyiz: “Almanya Türkiye’yi dinliyor” haberi çıktığında ve doğrulandığında Ankara neden kıyameti koparmadı? Çünkü Angela Markel’in elindeki bilgiler o kadar somuttu ki, gıkını çıkaramazdı.

Tamamı Der Spiegel’de de bulunan veriler zamanı geldiğinde açıklanacak, o zamana kadar Demokles’in kılıcı gibi Şef’in başının üzerinde sallanacaktır.

Başınıza böyle birini geçirirseniz, 17 Aralık ve 24 Aralık’a aldırmazsanız, el âlem çıkar günün birinde ne olduğunuzu yüzünüze çarpar.

İlk yayın: sesonline.net, 28 Kasım 2014