Çözüm Süreci’nin neresindeyiz?

bikgBu soru bir merak sorusu değil.  Yaşanan 30 yıllık savaş biz kadınların hayatlarını doğrudan etkilediği için bu soruyu soruyoruz.  Savaşın mağduru da olduk, öznesi de.  Bu yüzden geleceğimizi biz olmadan kuramazsınız.

30 yıllık savaşta kadınlar öldürüldü… Tecavüze uğradı… Kısırlaştırma politikalarına maruz kaldı. Faili belli cinayetlerin hem mağduru hem de maktulü oldu. Yakınlarını kaybeden kadınlar ellerinde fotoğraflarla yıllarca kayıplarını aradı-arıyor. Evlerindeki yangını söndürmek için mevsimlik işçi olarak göç etti … Ağır ve düşük statülü işlerde çocuklarıyla birlikte cüzi ücretler karşılığında çalışmak zorunda kaldı. Bakım işleri geride kalanlar olarak onların sırtına yüklendi. Gittikleri coğrafyalarda lince uğradılar.  Sosyal haklardan bile yararlanamadılar. Çünkü yaslarının, öfkelerinin ve ölülerinin tanınması bir yana, devletin failleri ısrarla koruması sonucunda, kayıplar ölüm ile yaşam arasında belirsiz bir alanda asılı bırakılırken, yakınlarının payına bir ölülerinin olduğunu kanıtlamak düştü.

Kadınların bedenleri ve yaşam alanları paramparça edildi; işkence gördüler, işgalin her türüne maruz kaldılar. Susmak susturulmanın bir sonucuydu. Hakikatlerin konuşulmasına izin vermeyen devlet, yaydığı korku ve şiddete direnen kadınları bu yüzden daha tehlikeli gördü. Zira iktidarı değil, toplumsal olanı paylaşmayı bilen kadınlar gerçeğin ısrarlı takipçisi olageldiler. Devletin, siyasetin her noktasında yer alan kadınları hedef alması 25 Kasım’da bir kez daha hatırlatılması gereken bir olgu. 25 Kasım’da; kadına yönelik erkek devlet şiddetini protesto ettiğimiz bu günde, militarizmden en çok kadınların etkilendiğinin bir kez daha altını çizmek istiyoruz.Ve bedenlerimize, kadınlığımıza yönelik saldırıların sınır tanımama halini, sınır hattı boyunca yaşanan öldürmeler ve tecavüzlerle bir kez daha görüyoruz.

Erkekliğin ürettiği şiddet 30 yılllık savaşta militarizmin kışkırtması nedeniyle de evde sokakta ailede kadınların hayatlarında ağır tahribatlar yarattı. Milyonlarca erkeğin askerliğin torna tesviyesinden geçtiğini  düşündüğümüzde militarizm-erkek şiddeti arasındaki bağı kurmak güç olmasa gerek. Bu  savaşın ürettiği yalanlar bir yandan kadınlar arasındaki köprülerin halatlarını zayıflatsa ve ortak ezilmişliğimizi örtmeye çalışsa da, bir yandan hakikatleri arayışımız, özgür bir gelecek için birlikte güçlenme ve mücadele deneyimlerimiz kurduğumuz bağları güçlendirdi.

Biz kadınlar barışın tarafıyız derken bu nedenlere, bu gerekçelere dayanıyoruz. Sözümüzün yayılması, duyulması siyasetini bu nedenle yürütüyoruz. Bizim için barış görüşmeleri kadın hakikatlerinin unutulmaması, yok sayılmaması, göz ardı edilmemesi için bir mücadele süreci. Çünkü yine biliyoruz ki, geçmiş arkamızda bıraktığımız, unutmamız gereken bir olaylar bütünü değil. Geçmiş yanı başımızda ve biz onunla hesaplaşarak bir gelecek inşa etmek istiyoruz. Bir devlet rejimi olarak cezasızlık sistemini deşifre etmek için geçmiş unutulmamalı, canlı kalmalı, geçmiş ile yüzleşilmeli.

Egemenlerin kabul etmeye zorladığı hakikati reddettiğimiz için kadınlar yok sayılıyor, görülmek istenmiyor. Kadınlar olarak erkek egemen dünyanın bizi nasıl görünmez kıldığını bildiğimiz içindir ki, “barışın öznesiyiz. Çözümde, izlemede temaslarda biz de varız,” diyoruz.

Kadınların olmadığı, katılmadığı bir sürecin sonucunun gerçek ve kalıcı bir barış olamayacağı gibi, toplumun yarısının yok sayıldığı görüşmeler de şeffaf kabul edilemez.

Hükümetin “Akil İnsanlar” heyetinin oluşturulmasında izlediği yöntemi bugün İzleme Kurulu için de kullandığını manidar bularak takip ediyoruz.  Sürecin taraflarını uyaracak, hak ihlallerini kamuoyu ile paylaşacak, politik tasarrufların olası sonuçlarına ilişkin raporlar hazırlayacak, meclisten çıkacak her yasayı kadınlar lehine cinsiyetlendirecek, demokratikleşme ve özgürleşme taleplerini eğip bükmeden taraflara iletecek bir kurulun kimlerden oluşacağı biz kadınları yakından ilgilendiriyor. Kadınların talep ve sözlerinin taşıyıcısı olmayacak bir kurulun hakiki bir izleme ve gözlem yapamayacağına inanıyoruz.

Başından beri süreci “yerel” olarak tanımlayan hükümetin hakiki öznelere dayandırmadan kuracağı bir İzleme Kurulu’nun meşruiyeti bizim açımızdan sorgulanmayı hak ediyor. Bu nedenle BM’nin 1325 kararının da söylediği gibi kadınların eşit ve nitelikli katılımını elzem buluyoruz. Uluslararası anlaşmalarla, ve kurulacak ‘yerel’ mekanizmalarla kadınların barış sürecine eşit nitelikli katılımının güvence altına alınmasının toplumsal bir ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Bu yüzden, tüm tarafları bir kez daha şeffaf, adaletli ve toplumsallaşmaya yönelik bir sürecin ve bu sürecin sonunda kalıcı bir barışın inşası için  kadınların sürece eşit ve nitelikli katılımını politikalarının parçası haline getirmeye davet ediyoruz.

Barış için Kadın Girişimi, 25. 11. 2014.